Hermann Hesse etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hermann Hesse etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2020

Hermann Hesse ve Münih

EKDergi, 12 Ağustos 2020

Genç Hesse yüzyılın başında yerleşmiş olduğu Konstanz gölü kıyılarından sık sık Münih'e kaçarmış! O günlerde doğmuş olan çok yaşlı tanışın aklında ilerki yıllarda annesinden dinlemiş olduğu bazı şeyler kalmış.

Ahmet Arpad


Yaşamında çok yol yürümüştü! Yüz yaşına bir kaç adım kalmıştı. Karaormanlar kasabası şirin Calw'a tepeden bakan, pencerelerinden yeşil yamaçların göründüğü iki katlı villasının salonunda oturmuş çaylarımızı içerken konumuz her ziyaretimde olduğu gibi yine akrabası Hermann Hesse‘ydi. Calw doğumlu Hesse'nin annesi, yaşlı mı yaşlı kadının dedesi Friedrich Gundert'in kız kardeşi oluyordu! Stuttgart'ın yarım saat ötesindeki Bad Liebenzell kaplıcalarına çoğu gidişimde, tüm ömrünü yakındaki Calw'de geçirmiş olan yaşlı tanışa uğramadan, bir çayını içmeden, havadan sudan sohbet etmeden, sonsuz Hesse anılarını dinlemeden olmuyordu. Bir gün de konumuz dönüp dolaşmış, genç Hesse'nin Münih maceralarına gelmişti. Daha doğrusu sözü açan ben olmuştum. Çünkü birkaç yıl önce bir Münih ziyaretim sırasında Edebiyat Evi'ndeki "Hermann Hesse ve Münih" adlı sergiyi izlemiştim.

Münih'te bohem yaşamı
Genç Hesse yüzyılın başında yerleşmiş olduğu Konstanz gölü kıyılarından sık sık Münih'e kaçarmış! O günlerde doğmuş olan çok yaşlı tanışın aklında ilerki yıllarda annesinden dinlemiş olduğu bazı şeyler kalmış. Hesse, kendinden dokuz yaş büyük eşi Mia ile oturduğu Gaienhofen'deki bahçeli villayı aklına estiğinde terk edip kimi zaman sadece bir kaç günlüğüne, kimi zaman ise bir kaç haftalığına Münih'e kaçar, bu ilginç kentte bohem yaşamın tadını çıkarırmış! 1904-1913 yılları arasında edebiyatçılar çevresinde geçirdiği hoş sohbet Münih "gün ve geceleri" Hermann Hesse'nin yaşamında önemli izler bırakmıştır. "Burada hoppa bir yaşam var... Ben Münih'i çağlaya çağlaya yaşıyorum", diyen genç yazar kısa sürede Ludwig Thoma'nın çevresine girer. Thomas Mann'la Münih'te tanışırlar. Az sonra Almanya'nın en önemli mizah dergisi "Simplicissimus"un kadrosuna alınır. Aradan birkaç yıl geçmeden de Thoma'yla birlikte liberal solcu "Maerz" adlı haftalık dergiyi çıkarmaya başlar. Hesse: "Ben Münih'le içli dışlı bir yaşam sürmüştüm", der 1918 yılında kaleme aldığı gençlik anılarında. "Konstanz gölünün yanlızlığına sırtımı dönmek istediğimde Münih benim için kaçabileceğim tek kentti. Dostlarla meyhanelerde geçirdiğim uzun akşamların, canayakın hanımların ötesinde edebiyatçılar ve sanatçılar çevresi beni gittikçe daha sık Münih'e çekmeye başlamıştı." Çevresindeki tanışlar genç edebiyatçıya özlediği değeri verirler. Münih yaşamı onun politize olmaya başladığı yıllardır.

Tolstoy en sevdiği yazarlardan biriydi
"Yirmi yedi yaşındaki genç Hesse'nin kendinden dokuz yaş büyük bir kadınla evlenmesinin nedenleri vardı," diye anlatmıştı çok yaşlı tanış. "Bu nedenlerden en önemlisi, o yıllarda çok sevdiği annesini yitirmiş olmasıydı. Kendini yalnız hissediyordu." Aralarındaki büyük yaş farkına karşın Mia ile ortak yanları çoktu. Her ikisi de müziği seviyor, büyük kent yerine doğanın ortasında bir yaşamı yeğliyordu. Tolstoy en sevdikleri yazardı. Ancak Hesse 1912'de yaptığı uzun Hindistan yolculuğundan değişmiş bir insan olarak döner. Münih'e artık eski kadar sık kaçmaz. Bir yıl sonra da eşi Mia ile Konstanz gölü kıyılarını terk eder. Bu arada birbirlerine yabancı olmaya başlayan çift Bern'e yerleşir.

Yaşlı tanışla konuşurken odanın yüksek pencerelerinden görünen Karaormanların yamaçlarına, batmaya hazırlanan güneşin güçsüz ışınları düşüyordu. Ekim gelmişti doğaya. Meşeler, kayınlar sararmaya hazırlanıyordu. Çok yaşlı kadına veda etmenin zamanı gelmişti. Hava kararmadan Stuttgart'a dönmeliydi. Az sonra kocaman holde el sıkışırken, duvarlardaki Hesse küçük tablolarına her ziyaretimde yaptığım gibi bir göz atmadan edememiştim. Yaşamının son 43 yılını geçirdiği, kadının genç kızlığında sık sık ziyaret ettiği Montaglona'daki villanın pencerelerinden görünen İtalyan İsviçresi doğası... Hesse, annesiyle ona hediye etmiş. "Kusura bakmayın, bu kez size piyano çalamadım", demişti vedalaşırken. Sesinde bir özür vardı. "Az sonra dostlarım uğrayacak, her perşembe birlikte oda müziği yapıyoruz." Pazartesi akşamları da Calw müzik okulunda başka bir orkestranın provasına katılıp keman çalıyordu. Anımsıyorum, 2012'de Hesse'nin ölümünün 50. yılı anma töreninde Calw kilisesindeki konserde piyanonun başına geçmişti..!

Kaynak: https://www.ekdergi.com/hermann-hesse-ve-munih/

9 Ağustos 2020

Özel timin marifetleri!

CUMHURİYET, 9 Ağustos 2020

2002 yılında tanımıştım onu. Hermann Hesse'nin doğumunun 125. ve ölümünün 40. yılında Stuttgart'a yarım saat uzak, şirin Karaormanlar kasabası Calw'daki bir etkinlikte. Hesse'yle anne tarafından akrabaydı.

O da Hesse gibi Calw'da dünyaya gelmişti. Doksanına merdiven dayamıştı. Bir zamanlar Hesse'nin "Gençlik Bunalımları"nı çevirmiş olduğumu duyunca tanışlığımız dostluğa dönmüştü. Calw'e çok yakın Bad Liebenzell kaplıcasına her gidişimde ona uğramadan edemiyordum. Tarihi villasının çam ve kayın ağacı kaplı yamaçlar manzaralı büyük salonunda çay-pasta eşliğinde yaptığımız sohbetler hep çok ilginçti. Yaşlı kadının Hesse anıları inanılmazdı.

Bazı günler sevgili piyanosunun başına geçer Chopin ve Mozart çalardı. Bundan 3 yıl önce yaşama ve Karaormanlar'a veda eden Marie-Luise Bodamer'in villasının duvarlarını küçük Hesse tabloları süslüyordu.

ORDUDA AŞIRI SAĞCILAR
Calw şu günlerde hiç dillerden düşmüyor. Alman Askeri İstihbarat Teşkilatı'nın (MAD) ocak ayında yaptığı açıklamaya göre, orduda 592 aşırı sağcı şüpheli var. 1996 yılında Calw'de kurulan ve özel eğitilmiş 1400 seçkin askerden oluşan Alman Komanda Özel Kuvvetleri'nin (KSK) içindeki aşırı sağcı gelişmeler kısa süre önce su üstüne çıktı.

Gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında gizli görevlere gönderilen özel time son yıllarda yabancı düşmanı aşırı sağcıların sızdığı, Calw'daki kışlada düzenledikleri Hitler selamlı, Nazi marşlı "etkinlikler"in olağan olduğunu gazete ve televizyonlar baş haber yaptı! İki ay önce Saksonya eyaletinde bir KSK gedikli başçavuşunun arazisinde cephane ve patlayıcı madde ele geçirildi. Temmuz başında Calw'deki KSK depolarında yapılan bir denetimde de 48 bin atımlık mühimmatla 63 kilo patlayıcının kayıp olduğu tespit edildi.

Bundan iki ay önce KSK'de görev yapan bir yüzbaşı, Savunma Bakanı'na yazdığı uzun mektupla özel kuvvet içinde aşırı sağcı eğilimlere göz yumulmasından ve bu kişilerin çalışmalarının gizlenmesinden şikâyet etti. Bu mektubun basına yansımasıyla olaylar iyice büyüdü.

HESSE: HASTA BİR DÜNYADA YAŞIYORUZ
Federal Meclis'teki muhalefet, Savunma Bakanı Kramp-Karrenbauer'i görevinin üstesinden gelememekle suçluyor. Kurulan çalışma grubu ilk raporunda, "KSK aşırı sağcılar için bereketli toprak" diyor. Kanımca ona, "kahverengi gömleklilerin biyotobu" demek de yanlış olmaz! 2016 yılında eski ordu ve özel tim üyeleri tarafından Stuttgart'ta sağcı görüşlü, değişik yurtdışı bağlantıları olan "Üniter" adında bir grup kurulmuştu.

Kısa süre sonra 2 bin üyesinin çoğunlukla asker ve polisler olduğu ortaya çıkınca Anayasayı Koruma Teşkilatı harekete geçmişti. Şu günlerde de Askeri İstihbarat Teşkilatı Üniter'in bir "Gölge Ordu" olduğu iddialarını araştırıyor, ancak günümüzde Alman ordusunda olup biten bu tür "tuhaflıkların" nedenini 1950'li yıllarda aramak doğru olur.

2. Dünya Savaşı'nın ardından kurulan Federal Almanya Cumhuriyeti'nde 1951 yılında oluşturulan "sınır koruma birliklerine", Batılı müttefiklerin de onayı ve göz yummasıyla Hitler ordusunda görev yapmış subaylar alınmıştı. Üst düzey görevlere getirilen bu Nazi subaylar tüm birliklerin yüzde 62'sini oluşturmuştu. 1956 yılında kurulan yeni orduda Hitler ülküsü uğruna çarpışmış 600 kadar üst rütbeli subay da görevlendirilmişti. Aralarında 31 general ile 100 albayın da olduğu bu subaylar, şimdiki Alman ordusunun temelini oluşturmuştu.

Federal Almanya Cumhuriyeti'nin Batılı müttefikleri ve dönemin Başbakanı Konrad Adenauer, Nazi subaylarını aklama yoluna gitmişlerdi! Savaş karşıtı Alman dili edebiyatı yazarları arasında çok önemli bir yeri olan Stuttgart-Calw doğumlu Hermann Hesse'ye göre, haksızlık dolu hasta bir dünyada yaşıyoruz: "Sevgi ve kardeşlik duygularının yokluğudur dünyamızı hasta eden." Hesse'nin bu görüşü günümüzde de de geçerli!

mail@ahmet-arpad.de

14 Temmuz 2019

Yaşlı kadının Hesse anıları

CUMHURİYET, 14 Temmuz 2019

Hermann Hesse'nin annesi Marie Hesse, yaşlı kadının dedesinin kız kardeşiydi. 2002 yılında tanımıştım onu. Hesse'nin doğumunun 125. ve ölümünün 40. yılında Stuttgart'a yarım saat uzak, şirin Karaormanlar kasabası Calw'daki bir etkinlikte... O günlerde doksanına merdiven dayamıştı. Bir zamanlar Hesse'nin "Gençlik Bunalımları"nı (Unterm Rad) çevirmiş olduğumu duyunca tanışlığımız dostluğa dönmüştü. Calw'e çok yakın Bad Liebenzell kaplıcasına her gidişimde uğramadan edemiyordum. Çay-pasta eşliğinde yaptığımız sohbetler hep çok ilginçti, çünkü yaşlı kadının Hesse anıları inanılmazdı.
Marie-Luise Bodamer'in villasının duvarlarını küçük Hesse tabloları süslüyordu. Her ziyaretimde onlara uzun uzun bakmadan edemezdim. Ünlü yazar yaşamının son 43 yılını geçirdiği, kadının genç kızlığında sık sık ziyaret ettiği Montaglona'daki şirin villasının pencerelerinden görünen İtalyan İsviçresi'nin doğasını çizmiş... 


Calw'daki duvarları süsleyenler, "Hesse Amca"nın hediyesiydi! Yaşlı kadın yetenekli bir müzisyendi. Her perşembe evinde dostlarıyla oda müziği yapıyordu, pazartesi akşamları da Calw müzik okulunda başka bir orkestranın provasına katılıp keman çalıyordu. Anımsıyorum, 2012'de Hesse'nin ölümünün 50. yılı anma töreninde Calw kilisesindeki konserde yine piyanonun başına geçmişti.


Marie-Luise Bodamer iki yıl önce vefat etti. 102 yaşında. Kısa süre önce yine Bad Liebenzell kaplıcasındaydım. Bu kez onu yamaçtaki tarihi villasında değil, Calw mezarlığındaki aile kabristanında ziyaret ettim. Tarihi mezarlığın kapısından içeri girince sağda, upuzun, yüksek duvardaki bronz tabelalar hemen dikkati çekiyor. Bir sürü isim, ölüm tarihleri en az yüzyıllık. Friedrich ve Emma Gundert. Hermann ve Julie Gundert. Ve Marie Hesse. Hermann'ın annesi... Bir süre öyle duruyorum. Calw'ın tarihi mezarlığı eski ağaçlarla dolu. Karşılar da yemyeşil. 


Haylazlıkla geçen gençlik
Sonra ağır ağır mezarlık çıkışına doğru ilerliyorum. Karşı kaldırıma geçip, ırmak kıyısında yürüyorum. Nagold bugün çok hızlı akıyor. Durup, köpük köpük akan ırmağı seyrediyorum... Hermann Hesse az sonra karşımda duruyor! Nagold ırmağının üzerindeki taş köprüde. Bronzdan ince, uzun boylu, elinde şapkası, gelip geçeni pek umursamıyor, gözlerini ötelere dikmiş, yeşil yamaçlara, ırmağın sularına. Haylazlık ve avarelikle geçen gençlik yıllarında bu köprüde saatlerce durur, suların akışını seyrederdi. Ördeklerin yüzüşünü, balık tutanları... Kimi zaman o da atardı oltasını sulara. Genç Hesse burada zaman öldürürken yaşıtları ya okula gider ya da çıraklık yapıp bir meslek öğrenirdi. Kent insanlarının gözünde Johannes ile Marie Hesse'nin oğulları Hermann tembelin tekiydi, ondan adam olmaz, derdi Calw insanları. Çok sonraları o günlerden söz açıldığında, çocukluğumda pek sevilmezdim, diye konuşurdu. O yılların deneyimlerini hiç unutmamıştı. 


'Haksızlık dolu bir dünyada yaşıyoruz'
Dünyaca ünlendiğinde çoktan İsviçre'ye yerleşmişti Hermann Hesse. Tessin yöresinde, Montagnola'daki villası bir yamaca kuruluydu. Marie-Luise Bodamer anlamıştı: "Pencerelerinden, terasından öteler, çok uzaklar, ona ilham veren, ona romanlar, öyküler yazdıran, ekspresyonist, rengârenk ve özgürlük dolu tablolar yaptıran yamaçlar, tepeler görünürdü." Marie-Luise 1930'lu yıllardan başlayarak o villaya sık sık gitmişti annesiyle. Anlatmıştı: "Aşağı bahçe kapısında yazardı, ziyaretçi kabul edilmez, diye. Annem çalışma odasının kapısını açtığında Hermann Amca ayakta karşılardı bizi, kolları iki yana açık. Ben deneyimsiz bir genç kız, o ise dünyaca ünlü bir yazar... Kimi zaman, annemin hediyesi olan bir Bach plağını pikaba koyar, bakışlarını karşı yamaçlara dikerdi. Keyfi yerinde oldu mu kuyruklu piyanonun başına geçip Bach, Mozart, Chopin çalardı bizlere.


Yıllar öncesinin haylaz ve tembel delikanlısı, artık milyonların okuduğu dünyaca ünlü bir yazardı. 1933'ten başlayarak Almanya'dan kaçıp İsviçre'ye sığınan birçok dostuna yardımı esirgememişti. Aralarında Thomas Mann da vardı. Çoğu kez elinde ne varsa dostlarına harcamış, başka ülkelere sığınmalarına destek olmuştu. Naziler geldiğinde Almanya'da eserleri yasaklanıp parası suyunu çekmeye başlayınca kendini iyice tabloya vermiş, kazandıklarını da yine dostlarına harcamıştı. "Bizlere yolladığı, Nazi sansüründen geçmiş mektupların da ardı arkası hiç kesilmemişti."


Savaş karşıtı Alman dili edebiyatı yazarları arasında çok önemli bir yeri olan Hermann Hesse'ye göre hasta ve haksızlık dolu bir dünyada yaşıyoruz: "Sevgi ve kardeşlik duygularının yokluğudur dünyamızı hasta eden."
 

Marie-Luise Bodamer yaşasaydı 7 Ağustos'ta 104. yaşını kutlayacaktı!
 

mail@ahmet-arpad.de

19 Ağustos 2012

‘Hermann Hesse hep genç...’

Cumhuriyet 19.08.2012 
STUTTGART
AHMET ARPAD


Yaşlı mı yaşlı kadın, peşinde yaşlı oğlu, en arkada da ben tarihi Calw mezarlığının kapısından içeri giriyoruz. Küçük adımlarla yürüyor, bir süre sonra duruyor. Eliyle upuzun duvardaki bronz tabelaları gösteriyor. Friedrich ve Emma Gundert, Hermann ve Julie Gundert ve Marie Hesse-Gundert... Çok yaşlı kadının akrabaları! Hermann Hesse’nin 1902’de ölen annesi Marie Hesse, dedesiyle eşi ve annesinin dedesiyle eşi. Hesse’nin annesi, yaşlı mı yaşlı kadının dedesi Friedrich Gundert’in kız kardeşi oluyor! 1916’da vefat eden baba Johannes Hesse’nin mezarı ise Stuttgart’ın banliyösü Korntal’da. Yaşlı kadın az önce Karaormanlar kasabası şirin Calw’a tepeden bakan, pencerelerinden yeşil yamaçların göründüğü iki katlı villasının salonunda oturmuş çaylarımızı içerken anlatmıştı gençliğini, çok eskileri... Hermann Hesse’yi, Güney İsviçre’nin Tessin yöresindeki villasında tanımıştı. 1930’lu yıllardan başlayarak Montagnola’nın bir yamacındaki o eve sık sık gitmişti annesiyle. Aşağı bahçe kapısında yazardı, ziyaretçi kabul edilmez, diye. “Annem çalışma odasının kapısını açtığında Hermann Amca ayakta karşılardı bizi, kolları iki yana açık. Ben deneyimsiz bir genç kız, o ise dünyaca ünlü bir yazar... Kimi zaman, annemin hediyesi olan bir Bach plağını pikaba koyar, bakışlarını karşı yamaçlara dikerdi. O yıllarda resim yapmaya da başlamıştı.” Çay içilen salona girmeden önceki geniş holün duvarlarını bu Hesse tablolarından bazıları süslüyor. Hepsi de ekspresyonist, rengârenk ve özgürlük dolu tablolar. “1933’ten başlayarak Almanya’dan kaçan birçok dostuna yardımı esirgememişti. Çoğu kez elinde ne varsa onlara harcamış, başka ülkelere sığınmalarına destek olmuştu. Savaş yıllarında Almanya’da eserleri yasaklanıp, paralar suyunu çekmeye başlayınca kendini iyice tabloya vermiş, kazandıklarını da dostlarına harcamıştı. Bizlere yolladığı, Nazi sansüründen geçmiş mektupların ardı arkası hiç kesilmemişti.”

Yaşlı kadının anlattığına göre Hesse, en çok ablası Adele ile mektuplaşır, onunla sık sık dertleşirdi. Hesse’nin ablasına: “Annemizin sonsuz beğenisi ve çocuklarına olan sevgisiyle babamızın duygusal ahlak değerleridir bizleri bugünlere taşıyan” diye yazdığı mektubu, Korntal’da kız kardeşi Marulla ile yaşayan teyzesi Adele’nin ölümünden az önceki bir ziyaretlerinde onlara okumuş olduğunu bugünkü gibi anımsıyor. “Hesse o mektubunda, ‘Annemle babamın evinde birçok dünyanın ışığı bir araya gelmişti’ diyordu. Adele Teyze, kardeşi Hermann’ın ünlü olmasıyla övünürken, Marulla bundan rahatsız olurdu.”

Yaşlı kadın Bach hayranı dedesinin verdiği ev konserlerini çok iyi anımsıyor. Müziğe olan ilgisinin belki de o yıllardan kalma olduğunu söylüyor. Genç kızlığında konservatuvarda piyano öğrenmiş, konserlere katılmış, sayısız öğrenciye ders vermişti. Birkaç gün sonra Calw kilisesinde düzenlenen Bruckner senfonileri konserine katılacağı için şu sıralar piyanosunun başından ayrılmıyor. “Bu hafta her gün provamız var” diyor. Hermann Hesse’yle anne tarafından akraba olan yaşlı kadın 97 yaşında... Calw’den geçen Nagold ırmağının üzerindeki köprüde bronzdan Hesse, uzun boylu, elinde şapkası, gelip geçeni pek umursamıyor, gözlerini ötelere dikmiş, yeşil yamaçlara, ırmağın sularına... Haylazlık, avare gençlik yıllarında burada saatlerce durur, suların akışını seyrederdi, ördeklerin yüzüşünü, balık tutanları da... Kimi zaman o da atardı oltasını sulara. Küçük Hermann bu köprüde zaman öldürürken yaşıtları ya okula gider ya da çıraklık yapıp, bir meslek öğrenirdi. Kent insanlarının gözünde Johannes ile Marie Hesse’nin oğulları tembelin tekiydi, bir şey olacağı yoktu. Fakat o delikanlılık yıllarının deneyimlerini de hiç unutmamıştı. “İnsan olgunlaşırken gençleşir de” der Hesse. Eserlerinin ortak bir yanı vardır. Tümü de günümüz yaşam sorunlarını çözümlemede bireye gerekli olan yepyeni, geleceğe dönük sonsuz coşku ve tutkunun derin izlerini taşır. İnsanoğlunun, başka kültürlere saygı göstererek barış içinde yaşayabileceğini kanıtlar. Erich Maria Remarque, Stefan Zweig ve Heinrich Mann’la beraber savaş karşıtı Alman dili edebiyatı yazarları arasında çok önemli bir yeri olan Hermann Hesse’ye göre hasta ve haksızlık dolu bir dünyada yaşıyoruz. “Sevgi ve kardeşlik duygularının yokluğudur dünyamızı hasta eden.” 9 Ağustos 1962 günü yaşama veda eden Hesse’nin bize yol gösteren eserleri ve düşünceleri hâlâ güncel!

www.ahmet-arpad.de

31 Ağustos 2008

Hesse'nin doğduğu topraklarda

Cumhuriyet 31.08.2008
AHMET ARPAD
STUTTGART

Tarihi mezarlığın kapısından içeri girince sağda, upuzun, yüksek duvardaki bronz tabelalar hemen dikkati çekiyor. Bir sürü isim, ölüm tarihleri en az yüz yıllık. Aradıklarım biraz ilerde. Friedrich ve Emma Gundert. Hermann ve Julie Gundert. Ve Marie Hesse. Hermann’ın annesi... Bir süre öyle duruyorum. Calw’ın tarihi mezarlığı eski ağaçlarla dolu. Karşılar da yemyeşil. İki yamacın arasına, Nagold ırmağının kıyısına kurulu küçük kasaba Stuttgart’a yarım saat ötede, Karaormanlar’a açılan kapı... Teinach ve Liebenzell kaplıcaları yol üstünde. Sonra ağır ağır mezarlık çıkışına doğru ilerliyorum. Karşı kaldırıma geçip, ırmak kıyısında yürüyorum. Nagold bugün çok hızlı akıyor. Son günlerin yağmuru suları yükseltmiş. Durup, köpük köpük akan ırmağı seyrediyorum. Anılarımda Hermann Hesse var o gün. Annesi Marie çok yanlı, hareketli ve üstün yetenekli bir kadındı. Ana babasının misyonerlik yaptığı güney Hindistan’da 1842 yılında doğmuştu. 1874’te evlendiği Johannes Hesse ikinci kocasıydı. Ona iki kız, bir de erkek çocuk doğurmuştu. 1877 yılında Calw’da dünyaya gelen oğulları Hermann sorunlu çıkmıştı. İlkokuldan sonra Latince öğrenen Hermann, 15 yaşında Maulbronn manastırına yollanır. Fakat aradan birkaç ay geçmeden oradan kaçar, Stetten sinir kliniğinde üç ay yatar, Stuttgart’ta liseye kaydı yaptırılır, krizler yeniden başlar, okul yerine şaraphaneleri yeğler, ne olduğu bilinmeyen insanlarla dostluklar kurar, sağa sola borç takar ve okuldan kaydı silinir... 1906’da yazdığı “Gençlik Bunalımları” (“Unterm Rad”, Türkçesi: Ahmet Arpad) adlı romanında çok zor geçen o gençlik yıllarını anlatır. Az sonra karşımda duruyor! Nagold ırmağının üzerindeki köprüde. Bronzdan Hesse, ince, uzun boylu, elinde şapkası, gelip geçeni pek umursamıyor, gözlerini ötelere dikmiş, yeşil yamaçlara, ırmağın sularına... Haylazlık ve avarelikle geçen gençlik yıllarında bu köprüde saatlerce durur, suların akışını seyrederdi. Ördeklerin yüzüşünü, balık tutanları... Kimi zaman o da atardı oltasını sulara. Genç Hesse burada zaman öldürürken yaşıtları ya okula gider ya da çıraklık yapıp bir meslek öğrenirdi. Kent insanlarının gözünde Johannes ile Marie Hesse’nin oğulları Hermann tembelin tekiydi, ondan adam olmaz, derdi Calw insanları. Çok sonraları o günlerden söz açıldığında, çocukluğumda pek sevilmezdim, diye konuşurdu. O yılların deneyimlerini hiç unutmamıştı. Dünyaca ünlendiğinde çoktan İsviçre’ye yerleşmişti Hermann Hesse. Tessin yöresinde, Montagnola’daki villası bir yamaca kuruluydu. Pencerelerinden, terasından öteler, çok uzaklar, ona ilham veren, ona romanlar, öyküler yazdıran, ekspresyonist, rengârenk ve özgürlük dolu tablolar yaptıran yamaçlar, tepeler görünürdü. “Casa Hesse”nin aşağı bahçe kapısında, ziyaretçi kabul edilmez, tabelası vardı. Yıllar öncesinin haylaz ve tembel delikanlısı, artık milyonların okuduğu dünyaca ünlü bir yazardı. Yağmur durup güneş çıkınca café’ler kaldırıma iskemle atmış. Bir mola verip susuzluk gideriyorum. Elden geçmiş, restore olmuş, bakımlı tarihi yapılar alanı çevreliyor. Az ötede doğduğu ev, birkaç adım ilerde müzesi. Ziyaretçileri, dünyanın dört bir köşesinden gelen Hesse tutkunları! El yazısı müsvetteler, özel eşyaları, ilk kitapları vitrinlerde, boy boy fotoğraflar duvarlarda. 1933’ten başlayarak Almanya’dan kaçıp İsviçre’ye sığınan birçok dostuna yardımı esirgememişti. Aralarında Thomas Mann da vardı. Çoğu kez elinde ne varsa onlara harcamış, başka ülkelere sığınmalarına destek olmuştu. Savaş yıllarında Almanya’da eserleri yasaklanıp paralar suyunu çekmeye başlayınca kendini iyice tabloya vermiş, kazandıklarını da dostlarına harcamıştı. Bundan tam altı yıl önce, Hermann Hesse’nin doğumunun 125. ve ölümünün 40. yılında tanımıştım yaşlı kadını. Doksanına merdiven dayamıştı. Ağır ağır yükselen bir yokuşun sonunda, kocaman bahçe içindeki, babadan kalma iki katlı, sekiz odalı villada tek başına yaşıyordu. Duvarları Hermann Hesse tabloları ile süslü, kocaman pencerelerinden Calw’ın yemyeşil yamaçlarının göründüğü salonda bir köşede duran eski piyanonun başına geçip, Bach’tan bir sonat çalmıştı. Geçenlerde telefon edip, yine bir uğradım. Aynı villada kızıyla kalıyordu şimdi. Doksan üçüne basmıştı ve hâlâ çok dinçti. Bütün ömrü Calw’de geçmişti. Hermann Hesse’nin annesi Marie Hesse, yaşlı kadının dedesinin kız kardeşiydi.
 
www.ahmet-arpad.de

22 Mayıs 2005

'Anılarımda Hermann Hesse'

Cumhuriyet 22.05.2005
AHMET ARPAD
STUTTGART

Yaşlı kadın tarihi mezarlığın kapısından içeri giriyor. Küçük adımlarla yürüyor, upuzun duvardaki bronz tabelalara baka baka ilerliyor. Bir süre sonra duruyor, eğilip elindeki, villasının bahçesinden topladığı çiçekleri ıslak toprağa bırakıy or. Karşısındaki yüksek duvarı kaplayan tabelalarda akrabalarının adları yazıyor. Friedrich ve Emma Gundert , annesinin babasıyla eşi. Yaşlı kadının dedesi. Hermann ve Julie Gundert , annesinin büyükbabasıyla eşi. Marie Hesse, yaşlı kadının dedesinin kız kardeşi ve Hermann Hesse'nin annesi... Gözlerini kapatıp bir şeyler mırıldanıyor. Dua mı ediyor, burada yatan aile fertleri ile mi konuşuyor? Yaşlandıkça daha sık geçmişe dönüyor anılarında. Birkaç yıl sonra 90 yaşında olacak. Sonra ağır ağır mezarlık çıkışına doğru yürüyor. Karşı kaldırıma geçip ırmak kıyısından küçük kente dönüyor. Son günlerin yağmurlarının ardından Nagold'un suları hızlı hızlı, köpük köpük akıyor. Az ötede, Güney Tirol evlerini andıran kocaman taş yapıyı 1694'te tüccar Johann Schill yaptırmıştı. Onun ailesinden gelen Emma, yaşlı kadının dedesi Friedrich'in eşiydi. Üç katlı bu koca yapıda ne güzel günler geçirmişti. Bach hayranı dedenin evde verdiği konserleri çok iyi anımsıyordu. Müziğe olan ilgisi belki de o yıllardan kalmaydı. Genç kızlığında konservatuvarda piyano öğrenmiş, konserlere katılmış, sayısız öğrenciye ders vermişti. Annesinin halası Marie de severdi müziği. Sık sık anlatırdı annesi, çok yanlı, hareketli ve üstün yetenekli bir kadın olduğunu. Ebeveynlerinin misyonerlik yaptığı Güney Hindistan'da 1842'de doğmuştu. 1874'te evlendiği Johannes Hesse, ikinci kocasıydı. Ona iki kız, bir de erkek çocuk doğurmuştu. 1877'de dünyaya gelen oğulları Hermann çok sorunlu çıkmıştı. İlkokuldan sonra Latince öğrenen Hermann 15 yaşında Maulbronn manastırına yollanır. Birkaç ay aradan geçmeden kaçar, Stetten sinir kliniğinde üç ay yatar, Stuttgart'ta liseye kaydı yaptırılır, krizler yeniden başlar, okul yerine şaraphaneleri yeğler, ne olduğu bilinmeyen insanlarla dostluklar kurar, sağa sola borç takar, okuldan kaydı silinir... 1906'da yazdığı ''Unterm Rad'' adlı romanın konusu o yılların gençlik bunalımlarıdır. Yaşlı kadın aniden Hermann Hesse'yi görüyor. Nagold ırmağının üzerindeki köprüdeler. Bronzdan Hesse, ondan uzun boylu, elinde şapkası, gelip geçeni pek umursamıyor, gözlerini ötelere dikmiş, yeşil yamaçlara, ırmağın sularına... Haylazlık, avare gençlik yıllarında burada saatlerce durur, suların akışını seyrederdi. Ördeklerin yüzüşünü, balık tutanları... Kimi zaman o da atardı oltasını sulara. O burada zaman öldürürken yaşıtları ya okula gider ya da çıraklık yapıp bir meslek öğrenirlerdi. Kent insanlarının gözünde Johannes ile Marie Hesse'nin oğulları Hermann tembelin tekiydi, bir şey olacağı yoktu. Çok sonraları o günlerden söz açıldığında, çocukluğumda pek sevilmezdim, diye konuşurdu. O yılların deneyimlerini hiç unutmamıştı. Yaşlı kadın Hermann Hesse'yi, Güney İsviçre'nin Tessin yöresindeki villasında tanımıştı. 1930'lu yıllardan başlayarak Montagnola'nın bir yamacındaki o eve sık sık gitmişti annesiyle. Aşağı bahçe kapısında yazardı, ziyaretçi kabul edilmez diye. Villanın yukarı kapısında da aynı şeyler okunurdu. Annem çalışma odasının kapısını açtığında ''Hermann Amca'' ayakta karşılardı bizi, kolları iki yana açık. Ben deneyimsiz bir genç kız, o ise dünyaca ünlü bir yazar. Yıllar öncesinin haylaz ve tembel delikanlısını artık milyonlar okuyordu. Kimi zaman, annemim hediyesi olan bir Bach plağını pikaba koyar, bakışlarını karşı yamaçlara dikerdi. O yıllarda resme de başlamıştı. Her ziyaretimizde evinin duvarlarını daha çok tablonun süslediğini fark ederdim. Hepsi de ekspresyonist, rengârenk ve özgürlük dolu tablolar. 1933'ten başlayarak Almanya'dan kaçan birçok dostuna yardımı esirgememişti. Çoğu kez elinde ne varsa onlara harcamış, başka ülkelere sığınmalarına destek olmuştu. Savaş yıllarında Almanya'da eserleri yasaklanıp, paralar suyunu çekmeye başlayınca kendini iyice tabloya vermiş, kazandıklarını da dostlarına harcamıştı. Bizlere yolladığı, Nazi sansüründen geçmiş mektupların ardı arkası hiç kesilmemişti. En çok da ablası Adele ile mektuplaşır, onunla sık sık dertleşirdi. Annemizin sonsuz beğenisi ve çocuklarına olan sevgisiyle babamızın duygusal ahlak değerleridir bizleri bugünlere taşıyan, diye yazdığı bir mektubu Adele ''teyze'' ölümünden az önceki bir ziyaretimizde anneme okumuştu. Annemle babamın evinde birçok dünyanın ışığı bir araya gelmişti... Yaşlı kadın, villasına doğru yükselen yokuşu ağır ağır çıkıyor. Tek başına oturduğu iki katlı, sekiz odalı binanın kapısını açıp içeri giriyor. Duvarları Hermann Hesse tabloları ile süslü salonda bir köşede duran eski piyanonun başına geçiyor, parmaklarını tuşlara dokunduruyor. Bach'dan bir sonat odayı kaplıyor. Kocaman pencerelerden Karaormanlar kenti Calw'ın yemyeşil yamaçları görünüyor...
 
www.ahmet-arpad.de