7 Mayıs 2026

Özgür düşünceye engel olanlar!

Eleştirel Kültür Dergisi, 07 Mayıs 2026

Ahmet Arpad

93 yıl önce, 10 Mayıs 1933 Alman tarihine geçen karanlık, utandırıcı günlerden biridir. O akşam Berlin'de başlatılan 'Kitap Yakma' girişimi çabucak tüm ülkeye sıçrar. Üç hafta içinde Almanya'da yüz binlerce kitap yok edilir. Kitap yakmalar Hitler'in düşünürleri 'yok etme' girişiminde attığı ilk adımdır.

Gazeteci-yazar Ralph Giordano‘nun "Eğer Hitler Savaşı Kazansaydı..." adlı belgeseli kitaplığımda. Giordano yapıtına Hitler'in şu sözlerini almış: "Bizim ırkımız bu dünyaya hükmetmek hakkına sahiptir. İşte bu hak bizler için gelecekte uygulayacağımız dış politikanın kutup yıldızı olmalıdır!" Führer'in 1930'daki bu sözleri sadece bir megalomani, sınırsız bir düş değildir. "İnanın bana, üstün ırkımız bin, hatta bin iki yüz yıl boyunca bütün dünyaya hükmedemeyecekse, her şey sadece Almanya ile sınırlı kalacaksa ne gerek var nasyonal sosyalist harekete!" Bu sözlerin altında kafasındaki geleceğin programı yatmaktadır. Hitler ve partinin kilit noktalarına getirdiği yardakçıları geleceğin dünyasının kapsamlı planlarını savaştan önce yapmışlardı. 

Seçimlerde salt çoğunluğu elde edememişti, ancak sol partiler arasında işbirliğinin sağlanamaması, bu arada Hindenburg ve tilki politikacı von Papen'in ağır endüstri krallarıyla gizli anlaşması, uydurma Reichstag yangını Hitler'i yine de başbakanlık koltuğuna oturtmuştu. Hırsı sınır tanımayan Führer'in ilk işlerinden biri özgürlükçü sola ve düşünürlere karşı saldırıya girişmek olmuştu. Yüz binlerce emekçinin yanı sıra düşünürler, sanatçılar, bilim adamları tutuklanmıştı. Önce aydınlar, sosyalistler, bilim insanları kamplara atılmıştı.

* * *

Ve 10 Mayıs 1933. Berlin Opera alanında alevler havaya yükseliyor. Büyük ateşin çevresine toplanmış insanlar keyifli. Aralarında öğrencileriyle gelmiş sayısız üniversite profesörü de var. Kucaklar dolusu, çantalar içinde, sırt torbalarında, bisiklet sepetlerinde, hatta el arabalarına doldurulmuş yığınla kitap taşıyorlar ateşin yakıldığı alana. Az öteye tezgâh kurmuş seyyar satıcılar kızartılmış sosisler, bira, şekerleme, çikolata satıyor. Alana açılan yollarda bekleyen kamyonların içi 25 bin kitapla dolu. Ellerinde büyük meşaleler üniformalı kızlar insanların arasında dolaşıp duruyor. 10 Mayıs 1933 akşamı Berlin Opera alanındaki olayların tanığı Erich Kästner ilerde kalem alacağı 'Kitaplar Yakılır mı?' adlı denemesinde o geceyi şöyle anlatır: "Binlerce kitap dolu kamyonlar insanlar arasından geçip yaklaştı. Hava kapalıydı, yağmur çiseliyordu..." Yazar Arnold Zweig da ilerde o akşamdan şöyle söz etmişti: "Yüzlerce insan budalaca, hayvani bir çılgınlıkla haykırmaya başlamıştı..." 

Kitap kıyımı Nazilerin nefret ettiği Weimar Cumhuriyeti'nin entelektüel temellerini yıkmayı hedeflemişti. Bu kıyımı izlemeye 70 bin insan gelmişti! Üstlerinde cübbeler üniversite profesörleri, üniversite öğrenci dernekleri başkanları, SS, SA ve Hitler Gençliği üyeleri üflemeli çalgılardan oluşan orkestranın çaldığı coşkulu müzikle Opera Alanı'na yürüyordu. Kitap yakma bir halk şenliğini andırıyordu. 

"Alman düşün dünyasının çöpü"

O gün Almanya'nın 21 üniversite kentinde üç yüzün üzerinde edebiyatçının, filozofun, bilim adamının ve politik yazarın yapıtları ateşlerde kül oldu. Brecht, Dix, Döblin, Einstein, Freud, Heine, Horvath, Kafka, Lessing, Luxemburg, Mann, Marx, Musil, Remarque, Roth, Seghers, Schnitzler, Suttner, Tucholsky, Werfel ve Zweig'ın kitapları yanıp yok oldu. Naziler, "Alman düşün dünyasının çöpü" dedikleri bu yazarların kitapları ateşlerde yanarken propaganda Bakanı Goebbels Berlin'deki dev alevin başında haykırıyordu: "Yahudilerin artık çok aşırılığa kaçmaya başlayan entelektüelliğine son veriyoruz!"

Hitler'in düşünceye baskısı 

10 Mayıs 1933'de Almanya'da başlatılan kitap yakmalar Hitler'in düşünürleri 'yok etme' girişiminde attığı ilk adımdı. 'Kitap Yakma' girişimi hızla tüm ülkeye sıçradı. Hitler Gençliği ve eğitim müdürlükleri Almanya'nın tam doksan kentinde 102 yakma eylemi düzenledi. Üç hafta içinde Almanya'da yüz binlerce kitap yok edildi. Adolf Hitler Almanya'yı 'teslim aldığı' 30 Ocak 1933'ten başlayarak aydınları, sol görüşlüleri, sendikacıları, gazetecileri ve edebiyatçıları düşü olan nasyonal sosyalist misyona karşıt görmeye başladı. 1934 yılının ilk günlerinde yürürlüğe giren "yazı işleri müdürleri" yasasıyla gazeteler ve yayınevlerinin çalışmalarını daha yakından denetleme olanağı yaratıldı. Birkaç ay içinde özgür yayın yapan birçok gazete kapanırken, binin üzerinde gazeteci de işini yitirdi. Yahudi kökenli edebiyatçılar hızla Almanya'nın kültür yaşamından siliniverdi. Nasyonal sosyalistler ülkede yönetimi ele geçirmelerinin daha ilk yılında sadece aydınların gözünü korkutmadı, tüm medyayı da çıkarlarına uygun yönlendirmeye başladı. Neyin nasıl yazılacağına Hitler'in 1933'de yönetimi ele geçirmesinden birkaç hafta sonra kurduğu ve başına da Goebbels'i oturttuğu 'Propaganda Bakanlığı' karar vermeye başladı. Basından pek karşı çıkan olmadı. Tepki gösterenler işten atıldı, Almanya'dan kovuldu ya da öldürüldü. 

Kültür cinayetine onay veren 'aydınlar'

Kitap yakma, Hitler ve peşinden gidenlerin Alman düşün dünyasında planladığı kıyımın sadece bir parçasıydı. Bu uygulama 10 Mayıs'tan önce, Hitler başa geçtikten iki ay sonra, başlatılmıştı. Üniversiteler, müzeler, kütüphaneler, tiyatrolar ve orkestralarda yapılan 'temizlik' için 7 Nisan 1933'te memur yönetmeliğinde değişikliğe gidilmişti. Komünistler, sosyalistler ve özellikle de Yahudiler devlet hizmetinden çıkarılacaktı. 10 Mayıs'tan haftalar önce Alman düşün dünyasına 'zarar veren kişiler'in listeleri hazırlanmıştı. Gizli polis teşkilatı Gestaρo'nun şefi Hermann Göring: "Bürokrasinin hiçbir maddesi benim uygulamalarımı engelleyemez", diyordu. Alman aydınlarının bir bölümü olup bitene sesini çıkaramadı, çoğu düşünür, profesör, aydın, insanlık tarihinde benzeri olmayan bu kültür cinayetine onay verdi. Basın da karşı çıkmadı, hatta birçok köşe yazarı girişimleri onayladı. "Kentlerimizde göğe yükselen alevler, Almanya'nın yeniden uyanışının bir simgesidir", diye yazanlar oldu. Hitler yönetimi 1935'de bir 'yasaklar listesi' yayımladı. Bu listeye göre Naziler tam 524 yazarın 'zararlı' dedikleri toplam 3601 eserinin Almanya'da yayımlanmasını ve okunmasını yasaklıyordu.

Joseph Roth Stefan Zweig'a 23 Eylül 1934 tarihli mektubunda şunları yazmıştı: "İnsanlar Hitler'in kalıcı olduğu görüşünde, dünya ve Almanya bir savaşı bekliyor... Çok büyük bir felakete sürüklendiğimizin farkında olduğunuzu sanıyorum. Edebiyat yaşamımız yok olacak." Yayınevleri kamulaştırıldı, karşı çıkmak isteyenler mallarını başkalarına satmak zorunda bırakıldı. Propaganda bakanlığının başındaki Goebbels o günlerde: "Bizimle çalışmak isteyene kapımız hep açıktır", diyordu. 

Yönetenlerin korkulu düşü kitap

Kitap, diktatörlerin, baskı yönetimlerinin korkulu düşüdür, örümcekli kafalar için karabasanların en korkuncudur. Çünkü kitap, bütün işkencelerden, zindanlardan, her türlü silahtan daha güçlüdür. İnsanlık tarihinde kitaptan nefret eden, kitabı yasaklayan, yakan çarpık politika önderleri hep görülmüştür, ancak kalıcılığını ve etkinliğini her zaman korumuştur kitap. O, sağlıklı düşünceyi toplumlara ulaştırmayı, onlara doğru yolu göstermeyi hep başarmıştır. 10 Mayıs 1933 kitap kıyımı ve ardından gelen korkunç insan kıyımı hiç unutulmamalıdır. Düşünce özgürlüğüne baskı, uygulandığı ülkenin sınırlarını kolayca aşar, başka toplumlara da sıçrar. Bireye baskı yapan, onu düşüncesinden dolayı zindana atan çıkar çevreleri her zaman ve her ülkede vardır.

10 Mayıs 1933 insanlık tarihine geçen karanlık, utandırıcı günlerden biridir... Hitler'den günümüze pek bir şey değişmedi. Baskıcı rejimler kitaba hep düşman gözüyle baktı. Aydın düşünürler ise hiç unutmadı kitabın silahtan daha güçlü olduğunu.

8 Mayıs 1945'de, bundan 81 yıl önce, Naziler teslim oldu, II. Dünya Savaşı resmen sona erdi.

3 Mayıs 2026

Sacher, pastadan otele

Cumhuriyet, 03.05.2026

Viyana - Ahmet Arpad

Kahvehanelerden, lokantalardan, şaraphanelerden sıcak bir ışık sızıyor. Masalarda konuşan, gülen, şarabını yudumlayan, gazetesini okuyan insanlar. Kaertner Caddesi'ne yaklaştıkça sokaklar renkleniyor. Binalar bakımlı, vitrinler pahalı. Az ötede, operanın yan karşısında, Viyana ve Mozart âşığı Nadir Nadi Bey'le eşinin bu Tuna kentine her gelişlerinde indikleri tarihi Hotel Bristol. Kapısında "kelli felli" dört erkek. El kol hareketleriyle aynı anda konuşuyorlar. Yüksek sesle. Konuştukları dile bakılırsa Doğu Avrupalı işadamları olacaklar. Tabii Slovakya sınırının az ötesindeki Bratislava'da her türlü işi çevirip Perestroyka sonrası Viyana ormanlarındaki, Grinzing ve Kahlenberg'deki ucuza kapattıkları tarihi villalar, köşkler ve saraycıklarda yaşayan Rus zenginleri de olabilir...

Siz yolunuza devam edin. Karşınızdaki tarihi opera ışıl ışıl. Hotel Sacher'in kapısında dizi dizi siyah otomobiller duruyor. Loden paltolu beyler, kürk mantolu hanımefendiler yanınızdan hızlı hızlı geçiyor. Girin otelden içeri. Kapıdaki başında şapkası, üzerinde üniformasıyla duran, siz önünden geçerken hafifçe eğilen yaşlıca beyin selamına karşılık vermeyi unutmayın. Az sonra masanıza gelen şirin garson kıza ısmarlayın kahvenizi. Yanında bir porsiyon ünlü çikolatalı pasta Sacher de tabii "zorunlu".

VİYANA'NIN SİMGESİ 

1832 yılında Prens Metternich, sarayın pastanesinde çalışan 16 yaşındaki Franz Sacher'e seçkin konukları için özel bir pasta yapmasını emreder. Pasta çikolata, kayısı reçeli ve kremadan oluşacaktı. Genç Franz'ın yarattığı pasta günümüze dek Viyana'nın bir simgesi olmuştur. İleride Franz Sacher'in oğlunun açtığı ve kendi adını verdiği otel de Avrupa'nın en ünlü otellerinden biri olmayı başarmış ve bu ününü günümüzde hâlâ korumakta. Dünyaca ünlü sayısız sanatçı, devlet adamı Hotel Sacher'de konaklamıştır. İşte bunlardan bazıları: İngiltere Kralı VII. Edward, düşes Wallis Simpson, Kraliçe II. Elizabeth ve eşi Edinburgh Dükü Prens Philip, Monako Prensi III. Rainier ve eşi Gracia Patricia (Grace Kelly), John F. Kennedy, Kofi Annan, John Lennon ve Yoko Ono, Herbert von Karajan, Leonard Bernstein, Plácido Domingo, José Carreras ve Rudolf Nurejew, Gustav Mahler ve ünlü "Üçüncü Adam" filminin rejisörü Graham Greene...

Her yıl yaklaşık 400 balonun yapıldığı kültür kenti Viyana'da Opera Balosu milyonlarca insanı büyüleyen uluslararası bir etkinliktir. Hotel Sacher ve bu balo birbirlerini tamamlar. Balo öncesi otelde düzenlenen lüks gala yemeği değişik ülkelerden Viyana'ya gelmiş olan ünlü konuklar için kaçınılmazdır. Dünyanın en iyi otellerinden biri kabul edilen Hotel Sacher, Viyana'da bir ailenin sahip olduğu ve bu aile tarafından işletilen tek lüks oteldir. Müşterilere hizmet veren personelin uzun yıllardır burada görev yaptığı belli. Deneyimliler. Söylendiğine göre çalışanların çoğu neredeyse tüm meslek yıllarını Sacher'de geçiriyor.

"Dünyanın en yaşanabilir kenti" Viyana'da bir dönemin zarafetini ve ruhunu, sarayı andıran tarihi otelin her köşesinde hissediyorsunuz.