12 Nisan 2026

Sarışın, mavi gözlü üstün ırk...

Aydınlık Avrupa, 12.04.2026

Ahmet Arpad

Federal İstatistik Kurumu'nun en son resmi açıklamasına göre 2050 yılına gelindiğinde Almanya'da 25 milyon daha az "safkan" Alman yaşayacak. Yaşam koşulları son yıllarda zorlaşan ülkede insanların giderek evlenmekten ve çocuk doğurmaktan kaçınması Almanya'yı yönetenleri korkutuyor. Bu "ürkütücü" nüfus gerilemesini nasıl önleyeceklerini bilmiyorlar. 

Bundan 100 yıl önce de yönetenlerin benzeri bir sorunu vardı! Birinci Dünya Savaşı'nın ardından ve yaşam koşullarının zorlaştığı 1920'li yıllarda Almanya'da nüfus büyük bir hızla azalmaya başlamıştı. 1933'te başa geçen nasyonal sosyalistler safkan Alman ırkının geleceğini güvenceye almak için doğum oranının bir an önce artması gerektiğini kafalarına koymuştu. Bu nedenle de Hitler'in sağ kollarından Heinrich Himmler, emri altındaki SS'lere 1935 yılında "Lebensborn yurtlarını" kurdurtmuştu. Orada Alman kadınları "Führer" için çok sayıda "Aryan" çocuk doğurmuştu. Evlilik dışı ilişkiler sonucu hamile kalanların kürtaj yapması da yasaklanmıştı. Bekar kadınlar, özellikle "Aryan" erkeklerden hamile kalanlar, bu evlerde doğum yapmış ve doğumdan sonraki ilk birkaç ayda çocuklarına bakmıştı. Ardından annelerinin elinden alınan çocukların yetiştirilmeleri devlet sorumluluğu altına girmişti. "Sağlıksız ve yaşaması gereksiz olanlar" ise özel kliniklere sevk edilmişti. 

Savaşın başlamasıyla Himmler, işgal edilen ülkelerde görev yapan tüm SS'lerle yüksek rütbeli polislere yolladığı bir emirle onlardan, "sınır ötesi görevlerinde geleceğin Alman neslini unutmamalarını" talep etmişti. SS subaylarının yabancı kadınlarla yapacağı evliliklerden veya evlilik dışı ilişkilerden dünyaya gelecek çocuklar devlet güvencesi altındaydı.

"Ülkenin parlak geleceği için safkan, güzel ve sağlıklı bir üstün Alman ırkı yetiştirmekti Nazilerin kafasından geçen", diye yazıyor Dorothe Schmitz-Köster, "Alman Anneler Hazır mısınız?" adlı kitabının önsözünde. Himmler politik amaçlı bu emriyle yakışıklı SS subaylarını zinaya teşvik ederken evlilik dışı ilişkileri de yasallaştırmıştı. Özellikle Norveç, Belçika ve Fransa'da da bu amaçla 13 Lebensborn yurdu açılmıştı. 

1945'e kadar Almanya'daki yurtlarda "safkan üstün ırk" ideolojisine uygun 8 bin çocuk dünyaya gelmişti. Norveç'te babası SS subayı olan çocukların sayısı 12 bin idi. Himmler'in bu ülkeyi çok önemsemesinin ve adamlarına "Çok sayıda Norveçli kadınla ilişkiye girin" diye emir vermesinin nedeni, Norveçlilerin "güzel ırk" Vikinglerin torunu olduğuna inanmasıydı. 

Kafatası ölçmek

İlerleyen savaş yıllarında Himmler'den gelen bir emirle askerler Polonya, Fransa ve Yugoslavya'da Alman'ı andıran küçük çocukları kaçırmaya başlamıştı. Almanya'ya getirilen ve çocuksuz Nazi ailelere evlatlık verilen bu çocukların sayısı belli değil. Nazilerin düşündeki Alman'a uyması için en önemli ölçütlerden biri kafatasıydı. Alnı ile başının arkası arasındaki mesafe ne kadar uzun olursa çocuk o kadar çok "gerçek" Almandı! 

Nasyonal sosyalist ideolojiyi Almanya'ya Hitler getirmemiştir. Bu ideoloji ondan önce de vardı. 1920'li yıllarda Braunschweig eyaleti içişleri bakanı olan Klagges, Avusturyalı Hitler'in 25 Şubat 1932'de Alman pasaportu alabilmesinde de büyük rol oynamıştı.

Savaş yıllarında Danimarka'da 6 bin, Belçika'da 40 bin, Hollanda'da 50 bin kadın, Alman babadan çocuk doğurmuştu. Fransa'da ise tarihçi Fabrice Virgil'in bir araştırmasına göre SS subayları Almanya'ya dönerken geride 200 bin çocuk bırakmıştı. Uzmanlar günümüzde 1 milyon Fransız'ın babasının ve dedesinin Nazi askeri olduğunu iddia ediyor! SS arşivlerine göre Rusya'da da "birkaç yüz bin çocuk" Alman babadan.

Sarışın, mavi gözlü

Savaş bitiminde Lebensborn yurtları, buradaki anasız babasız çocuklar ortada kalmasın diye kapatılmamıştı. Çocuk sağlığı uzmanı Profesör Hellbrügge, Münih yakınlarındaki Steinhöring yurdunu gezdiğinde burada sadece sarışın, mavi gözlü ve güzel çocuklarla karşılaşmıştı. Ancak hepsi dalgın, suskun, içine kapanıktı. Hellbrügge 20 yıl geçtikten sonra o çocukları tekrar bulmuştu. Çok az "Lebensborn" çocuğu ilkokulu bitirebilmişti. Bitirenler de bir baltaya sap olamamıştı. Sarışın güzel çocukların zekâsı en alt düzeydeydi. Sinir sistemleri bozuk, seks yaşamları sıfır, suç işlemeye çok yatkın insanlar tanımıştı Hellbrügge. SS örgütü Lebensborn çoğunlukla Doğu Avrupa ülkelerinde sayısız çocuğu kaçırmıştı. Bu çocukların çoğu Hitler ideolojisine bağlı Nasyonal Sosyalistlere evlatlık olarak verilmişti. "Kurbanlar" günümüzde de alınyazılarının acısını çekiyor ve kabul görmeyi bekliyorlar.

Tüm çabalara karşın Nazilerin "safkan üstün ırk" düşü gerçekleşmedi! Tahminlere göre 50 yıl sonra 50 milyon safkan Alman'a karşı 25 milyon yabancı kanlı insan yaşayacak Almanya'da! Bu gelişmeyi durdurmak hemen hemen olanak dışı... 

5 Nisan 2026

Yabancı düşmanı tohumlar

Cumhuriyet, 5 Nisan 2026

Ahmet Arpad

1990'lı yılların ortasından sonra üç-dört kez gittiğim güzel kent Dresden'de 3 Ekim 1990'da Batı Alman kapitalizminin ayak bastığı "köylüler ve işçiler ülkesi"nde büyük adımlarla ilerlediğini, insanlarının geçmişte "öcü" dediği kapitalizmin taze izlerini görmemek mümkün değildi.

Bu nasıl başarılmıştı? Baştaki hükümetler 1991'den 2021 yılına dek "dayanışma vergisi" adı altında her yıl ortalama 20 milyar Avro vergiyi kendi insanının boğazından kesmiş ve bunu eski Doğu Almanya'nın kalkınmasına yatırmıştı!

Yakın geçmişte doğuda hızla yükselen "Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD)" artık tam anlamıyla bir kâbus olmaya başladı! Özellikle ülkenin doğusunda yaşayanlar ise nedense AfD'yi değişim için bir şans olarak görüyor. Almanya'nın doğusunda gerek yerel gerekse Federal Parlamento seçimlerinde yüzde 30 ile yüzde 40 arası oy alan aşırı sağcı AfD batıda yaşayanları ürkütmeye başladı. Çünkü şu sıralar birçok batı eyaletinde de oy oranı yüzde 20'ye dayandı! Onlarca yıl hükümet ortaklığı yapmış olan liberal FDP ilk kez bir eyalet meclisine giremezken yüzyılların sosyalistleri SPD yüzde 5.5 ile son anda kurtuldu! 

'ELBE KIYISINDAKİ FLORANSA' 

Elbe Nehri'nin yamaçlarına yayılı Dresden bir villalar kenti. Kocaman bahçeler, yeşil korular ortasında yüzlerce yıllık saraylar, saraycıklar, şatolar, konaklar... Hepsi de birbirinden güzel bu yapılar Dresden'in bir zamanlar ne denli zengin insanlar kenti olduğunun kanıtları. 2. Dünya Savaşı sonrası Ulbricht, Honecker ve yardakçılarının keyif sürdüğü bahçeler içindeki villalar 1990'dan sonra eski sahiplerine ya da mirasçılarına geri verilmişti. Batıdan gelenlerin de satın aldığı, çoğu Jugendstil (Arnuvo) yapı zevkle restore edilmişti. Dresden, yeniden inşası tam on yıl süren görkemli Kadınlar Kilisesi'nin de kapılarını ziyaretçilere açmasıyla yine eski çehresine kavuşmuştu. Kentin simge yapılarından biri de "Yenice Tütün Fabrikası". 19. yüzyılda Osmanlı'dan ve Mısır'dan tütün satın alıp işleyen bir aile şirketi fabrika binasını tek minareli, kubbeli, dış duvarları fayans kaplı bir cami şeklinde inşa etmiş. 1990'lı yıllarda çok başarılı bir restorasyon geçiren güzel yapı; bürolar, apartman daireleri, sanat galerisi, konferans ve toplantı salonları ile bodrumunda bir diskoteği barındırıyor. İtalya âşığı Kral II. August'un 17. yüzyılda Dresden'e kazandırdığı tarihi yapılar, onu Avrupa'nın en çekici kentlerinden biri yapmış. Floransa'yı andırması nedeniyle Dresden'e "Elbe kıyısındaki Floransa" da deniyor. 

SAĞCI GÜÇLER YÜKSELİYOR 

Saksonya eyaletinin başkenti Dresden günümüzde yabancı düşmanlığının kalelerinden biri. Batıdan gelen tüm desteğe, sayısız yeniliğe ve refaha karşın yabancı düşmanı tohumlar doğuda son yıllarda hızla yeşermiş. Bu gelişmenin kökünü kurutmak güç. Doğu Almanya'da çoğu insan yine Ulbricht-Honecker yıllarının özlemini çekiyor. Sağcı popülist güçler yükseliyor. Resmi açıklamalara göre son beş yılda 300'den fazla sağcı yürüyüş gerçekleşmiş. Göçmen kökenlilere yönelik şiddet ve saldırılar da engellenemiyor. Alman televizyon kanalı ARD'nin geçen yılın sonunda açıkladığı bir araştırma sonucuna göre insanların yüzde 76'sı ülke yönetiminden memnun değil! Tüm Almanların yüzde 30'u demokrasinin sorunları çözeceğine artık inanmıyor. Doğu Almanya'da bu oran yüzde 50. 1990'lı yılların ortasında Stuttgart'tan Dresden'e "göç etmiş" ve Saksonya Eyaleti İçişleri Bakanlığı'nda görev yapmış bir Alman dost ve eşi geçen yıl yine batıya yerleştiler. Altlarına bir karavan çektiler, Batı Almanya'yı ve komşu ülkeleri gezip duruyorlar, emekliliklerinin tadını çıkarıyorlar. Artık daha sık görüşüyoruz. Sohbetlerimizde yukarıdaki konulardan söz etmeden olmuyor. Açık açık itiraf ediyorlar, yaşamlarındaki bu büyük değişikliğin tek nedeni gelecek korkuları olmuştu! 

29 Mart 2026

Ku Klux Klan örgütü

Aydınlık Avrupa, 29 Mart 2026

Stuttgart – Ahmet Arpad

ABD tarihinin "kara lekesi", insanlık tarihinin gördüğü en gaddar nefret gruplarından biri kabul edilen Ku Klux Klan (KKK) bir sosyal kulüp olarak 1866 yılında Tennessee'de kuruldu. Sembolü yanan haç olan ırkçı, yabancı düşmanı, anti-semitik bu örgüt 20. yüzyılda Avrupa'ya da sıçradı. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın ardından güçlenen Ku Klux Klan "European White Knights of the Burning Cross - Avrupa Beyaz Şövalyeleri Yanan Haç" çatısı altında günümüzde Almanya, İsviçre, Avusturya, İsveç, Fransa, İngiltere ve İtalya'da etkin. 

Resmi olmayan açıklamalara göre, ABD'de yaklaşık 10 bin kişi Ku Klux Klan'a üye, yurtdışı bağlantıları çoğunlukla değişik ülkelerdeki sağcı kuruluşlarla. Örgütün Avrupa'daki "şubeler"'i Almanya konumlu European White Knights of the Burning Cross'a bağlı. Çoğunlukla Facebook üzerinden yandaşlarına ulaşan, örgütün reklamını yapan Ku Klux Klan üyeleri Cermen anavatanlarına, Nazi dönemindeki Alman ordusuna övgüler, günümüz düzenine nefret yağdırıyorlar. Avrupa Ku Klux Klan örgütleri kendilerini nasyonal sosyalist ülküye yakın görüyor. Hitler resimleriyle "Gamalı Haç"lar İnternet sitelerinden hiç eksik olmuyor. İki binli yıllarda Almanya'da sekizi Türk olmak üzere 10 yabancıyı öldüren ve yıllarca ortaya çıkarılamayan (!) NSU Neo-Nazi örgütü tarafından Stuttgart yakınlarındaki Heilbronn'da öldürülen kadın polis Michèle Kiesewetter'in iki meslekdaşının yöredeki Ku Klux Klan'a üye olduğu ve "gece törenleri"ne katıldığı soruşturmalar sırasında ortaya çıkarılmıştı. Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütünün Almanya'nın değişik yörelerindeki Ku Klux Klan gruplarıyla bağlantı içinde oldukları da bu soruşturmalarda kanıtlanmıştı. 

Sivri kukuletalılar örgütü

Daha birkaç yıl öncesine kadar Almanya İçişleri Bakanlığı ülkede Ku Klux Klan ideolojisinde kurulmuş dört örgütten yola çıkıyordu. Sonra bir ihbar üzerine Stuttgart yakınlarında tutuklanan "ünlü" bir sağcının telefonunda inanılmaz bilgilere ulaşılmıştı. Hemen ardından Almanya'nın sekiz eyaletinde Ku Klux Klan bağlantılı adreslere aynı anda polis baskınları düzenlenmiş, yüzün üzerinde tabancadan kılıça, değişik silahlara el konulmuş, yaşları 17 ile 60 arasında tümü erkek kırk kişi gözaltına alınmıştı. Bu baskınların nedeni şiddet yanlısı, yabancı düşmanı örgüt üyelerinin Almanya'da eyleme geçeceğinden korkulmasıydı. 

Ku Klux Klan üyelerinin yaptıkları gizli törenler geceleri oluyor, katılımcılar kendilerini uzun beyaz cüppelere ve beyaz sivri kukuletalara gizliyorlar. Bütün gruplarda üyelerin mutlaka uyması gereken bazı kurallar var. Bunlardan biri, ağızlarından sır kaçırmamak için özel yaşamlarında az içki kullanacaklar. Diğeri de, hep mücadeleye hazır olabilmek için düzenli ve sağlıklı bir yaşam sürdürecekler! 

Almanya Ku Klax Klan'ın web sitesinde şu sözler dikkati çekiyor: "Almanya örgütümüz Kuzey-Cermen kültürü ile Ku Klux Klan'ın dünya görüşünü bir araya getirmekte olup günümüzün kültürüne ve insanlarımızın gereksinimlerine uyuşum göstermektedir." Ku Klux Klan Cermen Şövalyeler Tarikatı açıkladığına göre Cermen kökenli Alman Hristiyanları'nın toplum ve kültür değerlerini korur ve teşvik eder. "Bu değerlerimizi teşvik etmekle atalarımızın mirasına saygı gösteriyor, onu hep canlı tutuyoruz." 

Almanya'da "Ku Klux Klan" var demek pek doğru olmaz. Çünkü buradaki örgüt ABD'de olduğu gibi birleşik bir örgüt değildir. Almanya'nın değişik bölgelerindeki örgütler birbirleriyle "gevşek ilişki" içinde olsalar da genelde "bağımsızlar"dır. 

15 Mart 2026

Şarlo'nun düşler dünyasında gezinti

Cumhuriyet, Pazar Eki, 15 Mart 2026

CENEVRE – Ahmet Arpad

19 Eylül 1952 tarihinde, son filmi "Sahne Işıkları"nın galasına katılmak için yanında eşi Oona birkaç günlüğüne Londra'ya giden Charlie Chaplin'e „Queen Elisabeth" transatlantiği ile yaptığı deniz yolculuğu sırasında ABD makamları yaşamını geçirdiği topraklara dönüşte girmesine izin vermeyeceklerini bildirir! Gerekçeleri, ünlü sanatçının son yıllarda ülkenin huzurunu kaçırıcı girişimlerde bulunmuş olmasıdır. Kendini hep bir dünya vatandaşı kabul etmiş olan Chaplin eleştiriciydi, liberaldi, II. Dünya Savaşı yıllarında savaş karşıtı olmuştu! Bu nedenle FBI, İngiliz vatandaşı Charlie Chaplin'in oturma iznini iptal ederek yaşamın en önemli dönemini geçirmiş olduğu Amerika Birleşik Devletleri'ne girmesini engeller. Ünlü sanatçı Hollywood'daki stüdyolarını ucuza elden çıkarır ve 1952'de tarafsız ülke İsviçre'ye yerleşmeye karar verir. Yeni yaşamı için Cenevre gölü kıyısındaki Corsier-sur-Vevey'i seçer. 40 bin metrekare büyüklüğündeki parkın içinde yükselen 1839 yapımı iki katlı villa Manoir du Ban'i satın alır. Bu olağanüstü konutunda onu kimler ziyaret etmez! Winston Churchil, Marlon Brando, Bob Dylan, Peter Ustinov, Gandi, Çan Kay-şek, Hanns Eisler, Bertolt Brecht, Albert Einstein, Sophia Loren, Petula Clark misafiri olur.

Şarlo'nun dünyasında bir gezinti

Charlie Chaplin'in, 20. yüzyılın en ünlü sinema sanatçısının Cenevre Gölü'nün kıyısında, Vevey'in yamaçlarındaki Manoir du Ban in Corsier'de 1953–1977 yılları arasında eşi Oona O'Neill ve sekiz çocuğuyla yaşadığı, sayısız asırlık ağaçla kaplı 40 dönüm olağanüstü park ve 1840 yapımı neoklasik dev malikâneyle yanında inşa edilen stüdyo/müze 127. doğum gününde, 16 Nisan 2016 tarihinde ziyarete açılmıştı. Chaplin's World (https://www.chaplinsworld.com/de) projesinin gerçekleştirilmesi tam 12 yıl sürmüş ve sonunda 60 milyon İsviçre Frankı'na malolmuştu. 

Ziyaretçiler yaklaşık 1400 metrekare büyüklüğündeki bir 'film stüdyosu'nda Şarlo'nun düşler dünyasında! Burada Büyük Diktatör'ün Altına Hücum'un, Modern Zamanlar'ın, Sirk'in içindesiniz. Yumurcak'la, Serseri de hemen yanıbaşınızda! 'Şarlo' hep 'küçük adam'dan yanaydı! (https://www.chaplinsworld.com/de/entdecke-chaplins-world/das-manoir) Müzenin yapımcıları Chaplin'le aynı dönemin ünlülerini de anıyor. Buster Keaton, Laurel ve Hardy size gülümsüyor. Çok yakın dostlarının balmumu heykelleri de karşınıza çıkıyor. Godard, Bloom, Loren, Churchill, Fellini gezenlere gülümsüyor! Şu günlerde açılışının 10. yılını kutlayan müzeyi her yıl ortalama 250 bin kişi ziyaret ediyor.

Stüdyo/müzenin az ötekisindeki yatak odalarına kadar gezilen tarihi neoklasik on beş odalı villası da her şey sanki Şarlo 1977'de 'ayrılırken' bıraktığı gibi duruyor. Altın çerçeveli aynalar, sayısız aile fotoğrafı, binlerce belge, 19. yüzyıldan kalma paha biçilmez mobilyalar, tavana kadar yükselen dolaplar, ağır kumaştan perdeler, büyük pencerelerden görünen olağanüstü bir doğa ve ötelerde büyüleyici göl. Her şey o kadar doğal ki, sanki Chaplin ailesi villayı hiç terk etmemiş! Bir an için kapı açılacak, 'Şarlo' görünecek ve ünlü gülümsemesiyle size 'Hoş geldiniz!' diyecek. 

Melon şapkalı, ince bastonlu

Chaplin Londra'da ilk kez sahneye çıktığında 7 yaşındaydı. Sahneden sinemaya geçen „Şarlo" ününe 21 yaşında Amerika'da kavuşur. Melon şapkalı, ince bastonlu, kocaman ayakkabılı, bol pantolonlu, ördek yürüyüşlü 'Şarlo' tipi hemen tutunur. 1918 sonrası çevirdiği komedi filmlerinde, toplumun ittiği, zavallı, fakir, iyi yürekli küçük insanı canlandırır. 1920'lerde yarattığı 'Yumurcak' ve 'Altına Hücum' filmleriyle Charlie Chaplin artık doruktadır. 'Modern Zamanlar'la bir başyapıt yaratır.1940'da onu ününün doruğuna ulaştırdığı 'Büyük Diktatör'de Hitler'le çok güzel alay eder. Führer'in diktatörlüğünü ve faşistliğini hiciv yoluyla anlatır. 

Lozan, Montrö ve Modern Türkiye

Vevey'e yarım saat ötedeki Lozan bir yamaca kurulmuş. Kentin eski evleri ve dar sokakları, şirin lokanta ve kafeleri göl kıyısında değil, yukarda! Bir füniküler kıyıyı kent merkeziyle bağlıyor. 160 bin nüfuslu Lozan'da görülecek yerler arasında en ilginci, her yıl 400 bin ziyaretçiyi çeken 13. yüzyıldan kalma gotik yapı, görkemli katedral. Lozan'ın Cumhuriyet tarihimizdeki yeri çok önemli. 23 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Antlaşması modern Türkiye'nin temelini oluşturuyordu. İmzaların atıldığı Beau-Rivage Palace yörenin en şık ve ünlü otellerinden. Buradan yine eşsiz bir manzara. Cenevre gölü ayaklarınızın altında... 

Lozan yakınlarından başlayan kıyı yolu Vevey ve Montrö üzerinden geçip Villeneuve'e kadar uzanıyor. Burada en önemli yapı 12. yüzyıldan kalma Chillon Şatosu. Gölden çıkan bir kayanın üzerine inşa edilmiş şatoya uzaktan baktığınızda sularda yüzüyormuş sanıyorsunuz. Az ötedeki Fairmont Otel'in Cumhuriyet tarihimizde önemli bir yeri var. Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni 1936'da dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras bu otelde imzalamış. 

"Burası bana huzur veriyor"

Chaplin, sadece 'Şarlo' tipiyle insanları büyülemesini başaran bir 'sihirbaz' değildi. O aynı zamanda üstün yetenekli bir rejisör, müzisyen ve iş adamıydı da. Manoir du Ban'in parkı andıran bahçesinde durup ötelerde uzanan barış dolu eşsiz doğaya bakan Şarlo'nun şu sözlerini anımsamadan edemiyor: "Buradaki dünya bana huzur veriyor, ufkumu genişletiyor ve ruhumu dinçleştiriyor." Evet, her yerde huzur ve barış! İnsancıl, barışsever ve öncü sanatçı 'Şarlo' işte bir cennette yaşamıştı.

Göl ve dağlar manzaralı villa anılarla dolu bir yer. Oğullarının anılarında anlattığına göre babaları yaşlılığında da hiç değişmemişti. Onun dili, mimikleri ve vücut hareketleriydi. 'Gülümsemeden geçen bir gün yitirilmiş bir gündür' sözünü çocukları ve torunları hiç unutmamıştı. Chaplin, sadece 'Şarlo' tipiyle insanları büyülemesini başaran bir 'sihirbaz' değildi. O aynı zamanda üstün yetenekli bir rejisör, müzisyen ve iş adamıydı da.

Albert Einstein, 1931'de Charlie Chaplin ile karşılaştığında şöyle demişti: "Sanatınızda en çok hayran kaldığım şey evrenselliği. Hiç konuşmuyorsunuz, yine de tüm dünya sizi anlıyor." Chaplin'in yanıtı da şöyle olmuştu: "Bu doğru, fakat sizin şöhretiniz daha da büyük. Kimse sizi anlamasa da tüm dünya size hayran."

* * *

Şirin göl gemisi, yandan çarklı 1910 yapımı 'La Suisse' iskeleye yanaşıyor. Yolcular iniyor, yeniler biniyor! Az sonra kalkıyor. Burnunu karşı kıyıya veriyor, Cenevre'ye gidiyor. Geniş kaldırımlarında Ortadoğulu zenginlerin gezindiği Rue de Rhone ve Rue du Marche'nin şık mağazalarında az insanın alabileceği pahalı giysilerin, saatlerin, takıların satıldığı lüks kente...

Her yerde bir huzur. Öteler İtalya ve Fransa...

Bahnhof"larda geçiriyorlar hafta sonlarını

Cumhuriyet, 15 Mart 2026

STUTTGART – Ahmet Arpad

Ahmet Arpad'ın bu yazısı 2 Mart 1986 tarihinde gazetemizin Pazar Yazıları sayfasında yayımlanan ilk makalesidir. Arpad gazetemize Stuttgart'tan sürekli yolladığı yazılarla bugünlerde 40 yılı geride bıraktı...  

"Bahnhof"larda geçiriyorlar hafta sonlarını. Bir buluşma yeri onlar için şehirlerin tren istasyonları. Stuttgart'ın büyük istasyonunda da yurtlarından uzakta yaşayan vatandaşlarımız boş cumartesi-pazarlarında geziniyorlar. Kocaman, kilise yüksekliğinde tavanlı istasyon binasının içi, birbirleriyle buluşup köy özlemi giderdikleri, uzun uzun sohbet ettikleri ve de işsizlerin iş aradığı yer.

Şu sıralar buz gibi geçen kış günlerinde, onlara istasyon içindeki sinemada, lokanta ve birahanelerde veya büyük postahanede rastlamak mümkün. Tren istasyonunun önündeki uzun alan, her köşesinden yürüyen merdivenlerin metroya indiği büyük yeraltı çarşısında da onlar geziniyor. Rengârenk, ışıl ışıl vitrinlerinde "Mevsim Sonu Satışı" tabelaları asılı mağazaların kapısında, geç saatlere kadar açık, ayaküstü büfelerin önünde birbirleriyle sohbet ediyorlar, Almanya'da basılan Türk gazetelerinde anavatandan haberler arıyorlar.

Türkiye'de kendilerine "Alamancı" denen Türklerin Stuttgart'taki bir başka hafta sonu buluşma yeri de "Markthalle". Her Alman şehrinde rastlayamayacağımız bu kapalı pazar, büyük ve tarihi bir bina. Çiçekçisinden kasabına kadar yüze yakın küçük dükkânın çoğunu yabancılar işletiyor. Yalancı dolma, beyaz peynir, sucuk, pastırma ve rakıyı çantalarına koyup Türk kasabından da kuzu pirzolasını aldıktan sonra, evlerinde dostlarına bir Türk sofrası donatıyor, Türkiye'de geçirdikleri yaz aylarının en güzel tatilleri olduğunu anlatıyorlar. "Türken raus!" diyenlerin artmasına karşılık, 1980'li yıllarda Türkiye'yi kendilerine tatil ülkesi seçen Almanların da artması ilginç. 1985'te Türkiye şehirlerini dolduran Almanların buna 1986'da da kararlı olduğu, turizm şirketlerinin çabalarından belli!

"Türkuaz", "Semaver", "Altın Boynuz"... Birbirinden ilginç ve değişik lokantalarımızı bütün yıl boyunca Türklerden çok Almanlar dolduruyor. Mutfağımızın en iyi yemeklerini severek ve afiyetle yiyorlar, dostlarıyla sohbet ediyorlar, güzel saatler geçiriyorlar. Bu lokantalara sık sık gidenler Türk dostu kişiler. Gençler çoğunlukta. Birbirlerini tanıyan, işyerlerinde ve özel yaşamlarında vatandaşlarımızla dostluk kurmuş insanlar. Bir araya geldikleri Türk lokantalarına geçenlerde "Atilla" da eklendi. Mumların ışığında, beyaz tüller ve eski Türk desenli çiniler arasında oturuyor, kulağa hoş gelen hafif oyun havalarını dinliyor ve su kattıkları rakılarını yudumlayarak Türkiye'de geçirdikleri o güzel günleri anımsıyorlar...

Maymunlar çok cana yakın

Aydınlık Avrupa, 15 Mart 2026

STUTTGART – AHMET ARPAD
    
Stuttgart'ın tarihi hayvanat bahçesi Wilhelma (www.wilhelma.de) bu yıl 180. yaşını kutluyor. Veliaht Prens Karl'ın Çar 1.Nikolaus'un kızı Olga Nikolaevna ile 30 Eylül 1846'da yaptığı evlilik nedeniyle kapılarını büyük bir dinlence parkı olarak ilk kez açmış, kısa süre sonra da bir hayvanat bahçesi ve botanik bahçesine dönüştürülmüştü. Güney Almanya'nın bu en eski hayvanat bahçesinde yaşayan değerli bonobo maymunları birkaç yıl önce yeni "evleri"ne taşınmıştı! Yapımı üç yıl süren, giderleri sonunda 22 milyon Avro'ya tırmanan "Maymunlar Evi"nin yapımı tehlikeye girince 28 bin üyeli Wilhelma Dostları Derneği 9 milyon Avro'luk katkıda bulunmuştu. Bugün Wilhelma'da 1200 türden yaklaşık 11 bin hayvan yaşıyor. Stuttgart, Berlin ve Münih'in ardından ülkenin üçüncü hayvanat bahçesine sahip.

Avrupa'da pek bir benzeri yok, gerçekten görülmeye değer. Şık, ileriye dönük modern yapının hemen hemen tamamı camdan. Mimarı Prof. Hascher'in Almanya'nın mimarları arasında önemli bir yeri var. Stuttgart'ın göbeğindeki Sanat Müzesi ile büyük bir alışveriş merkezinin de mimarı olan Prof. Hascher'in özelliği yapılarında çok cam kullanması. Bunu Maymunlar Evi'nde de gerçekleştirmiş. Bonobolar (cüce şempanze) ve çocukları 1000 metrekare büyüklüğündeki alanda yaşıyorlar. Maymunların geleceğe dönük yeni evi lüks, aydınlık ve de ferah. Burada yaşayan 25 bonobo oturdukları, yattıkları veya oynaştıkları yerden dışardaki güzel doğayı seyrediyor, günün belli saatlerinde parka çıkıyor, koşturup zıplıyor, çimenlere uzanıyor. 3000 metrekarelik dış yeşil alanda on beş metre yüksekliğindeki değişik ağaçlar, çimenler ve bir derecik onların.

"Anayurtları" Kongo

Camların arkasındaki kalabalık hoşlarına gitmemiş olacak, konuşup eden, gülen, kendilerine ikide bir el sallayan insanlardan rahatsız oldukları belli. Sadece küçüklerin hiç umurunda değil bu yeni dünya. Onlar insan çocuklarının da severek oynayacağı büyükçe bir odada koşuşturarak, salıncaklarda sallanarak, topları sağa sola savurarak tam bir keyif çıkarıyor. "Anayurtları" Kongo olan bonobolar dışarıya çıktıklarında açık alanda yükseklere tırmanıyor, insanın yüreğini ağzına getiren değişik jimnastik hareketleri yapıyor, metrelerce yukardaki hamaklara kurulup ayaklarının altında uzanan hayvanat bahçesini ve çevresindeki büyük parkı seyrediyorlar. Bütün gün tembel tembel oturmasını veya uyuklamasını önlemek için değişik kimi yöntemler de uygulanıyor. Bazı bölümlerde ancak uğraşı sonucu bulabilecekleri köşelere leziz yiyeceklerle oyuncaklar saklanıyor. Açıp alacakları dolap raflarına da günün belli saatlerinde yiyecekler bırakılıyor. Susuzluğunu gidermek isteyen maymunun duvarlardan arada sırada akan sulara ağzını uzatması gerekiyor. 

Hamilelik süreci 8 ay

Doğada bonobolar çok sayıda dişi, erkek ve yavru hayvandan oluşan büyük gruplarda yaşıyor. Yeni doğanlar belli bir yaşa geldikten sonra bölünüyor, küçük gruplara ayrılıyor. Bonobolar tüm büyük maymunlar gibi gündüz çok hareketli. Yaşamları sabah ve öğleden sonra doruğa ulaşıyor. Öğlen sıcağında dinleniyorlar. Geceleri de kendilerine yapraklardan bir 'uyku yuvası' yapıyorlar! Bu yuva genellikle ağaçların doruklarında oluyor, çoğunlukla sadece bir gece kullanılıyor. Bonobolarda doğum sırasında diğer dişilerin anneye yardımcı olduğu gözlemleniyor. Birkaç dişi, doğum yapanı erkeklerden korumak için etrafında toplanıyor. Annenin hamilelik süreci 8 ay. Gıdalanmaya gelince, yemek listelerinde çoğunlukla değişik meyve türleri, ağaç yaprakları, tomurcuklar, bitki özleriyle otlar, böceklerle solucanlar var! 

Az sonra dönüş yolundayız. Aslanlar, zürafalar, filler, ceylanlarla fok balıklarının yanından geçerek çıkışa doğru yürüyoruz. 1829'da Kral 1. Wilhelm'in Berberi stilde inşa ettirdiği pavyonun hemen yanındaki 650 metrekarelik havuz silme doğa harikası tropik su zambağı ile örtülü. Yaklaşık 180 yıllık yetmiş manolya ağacı havuzu çevreliyor.

Çıkışa az kala sularda gezinen flamingolar size: "Güle Güle", diyor. 

1 Mart 2026

Kar Köpeklerinin Yarışı

 Aydınlık Avrupa, 1 Mart 2026

STUTTGART – Ahmet Arpad

Köpeğin adı 'Layka'. Ormanın karlı yollarında koşuyor. Peşinden başka köpekler de geliyor. Hepsi nefes nefese. Yolun kenarında duran insanlar el sallıyor, heyecanla bağrışıyor. Köpekler yanıt vermek istermiş gibi havlıyor.

Karaormanlar'dayız. Güzel Todtmoos'da. Hava güneşli, fakat soğuk. Son günlerde çok kar yağmıştı yöreye. Stuttgart ve çevresinden kayak severler bu güzel spordan yararlanmak için buraları doldurdu. Herkesin amacı kızak çeken köpeklerin yarışını izlemekti. Almanya şampiyonası her yıl olduğu gibi yine bu yörede yapıldı. Karlar altındaki Hinterzarten, Todtmoos ve Bernau bu güzel spor için yeğlenen şirin kasabalar. Kızak köpekleri ve coşkulu seyirciler için her kış bir cennete dönüşüyor.

Eskimoların can yoldaşı

"Husky" denen köpekler Eskimoların can yoldaşı. Ava giderken kızakları çeken, karlarda kendilerine çukurlar açıp kulübelerinde uyuyan efendilerini Kutup ayılarından koruyan hep bu sadık hayvanlar. Kuzey kutbuna yaptıkları yolculuklarında Amundsen, Byrd ve Peary'ye eşlik etmiş olanlar da yine "husky"ler. Kurt nasıl soğuk havayı severse, bu köpeklerin de keyfi buz gibi kış günlerinde geliyor! Soğuk onları canlandırıyor. Hele ısı 10-15 derece sıfırın altındaysa keyiflerine diyecek yok!

Todtmoos'daki kızak köpeği yarışları 50 yıl önce küçük bir etkinlik olarak başlamıştı. 2025'de 50. yılını uluslararası katılımcılarla ve sayısız yarışla kutlamıştı. Yarışların ardından Stone Free grubu bir "rock gecesi" düzenlemişti. Günümüzde Todtmoos etkinliği Avrupa'nın en geleneksel kızak köpeği yarışlarından biri. Hızın, takım ruhunun ve buzlu vahşi doğanın etkileyici bir gösterisi. 

Kızakları çeken köpeklerin Orta Avrupa'ya, özelikle Almanya'ya gelmeleri son 50 yılda olmuş. İçgüdüleri çok gelişmiş bu hayvanlar, Kuzey Kutbu kadar soğuk olmayan yörelere de kolayca uyum sağlıyor. Bavyera ve Güney Karaormanlar'ın karlı dağ ve ovalarında düzenlenen köpekli kızak yarışlarına ilgi hep sınırsız.

"Kral köpek"

Sürücü büyük kızağın üzerinde ayakta duruyor. Kırbacını havada şaklatıp bağırıyor. "Go, go, go", "Heja", "Gee", Haw, "Whoa..." Köpekler kızağı çılgın gibi çekiyor. Hızları saatte 40 km'yi buluyor. En akıllısı altı veya sekiz köpeğin önünde koşuyor. "Kral Köpek" deniyor ona. Kar tipisinde yolu, izi ve yönü bulan bu köpek. Yarışın son turu. Kırbaçlar havada şaklıyor. Bağrışmalar, havlamalar. İnsanla köpek sanki bir bütün. Kızaklar daha da hızlanıyor. Varış çizgisi az ilerde. Köpekler uçuyor. Arkadan gelen kızaklar en öndekine çok yaklaşıyor... Ve yarış bitiyor.

Kazanan mutlu. Sürücüler birbirlerini kutluyor. İzleyiciler onlara sesleniyor, el sallıyor. Ya köpekler? İri mavi gözleri mutluluk dolu. Karlarda yuvarlanıyorlar, birbirleriyle koklaşıyorlar, önlerine konan kemikleri kemiriyorlar. Afiyetle.


22 Şubat 2026

Hitler'i ayakta tutanlar

 

CUMHURİYET, 22 Şubat 2026

Peşine yüzbinleri takan Adolf Hitler'in 30 Ocak 1933'te şansölye olarak atanmasıyla başlayan Üçüncü Reich, Nürnberg Mahkemesi'nin aldığı kararlarla 1946'da sona ermişti. Hitler'in Nazi diktatörlüğüne destek vermiş olan 42 "endüstri babası" da Nürnberg'de yargılanmıştı.

İDAM YERİNE 9 AY HAPİS

Adolf Hitler ve yandaşları 8 Kasım 1923'te Bavyera'da bir darbe girişiminde bulunurlar. "Geçici Alman Ulusal Hükümeti"ni ilan eden darbeciler ertesi gün silahlanıp Feldherrenhalle'ye yürürler. Çıkan çatışmada Hitler ve adamları dört polisi öldürür. İhtilal girişimi başarılı olmaz, darbeciler tutuklanır. Darbe girişimi ile devletin güvenliğini tehlikeye sokmuşlardır. Bu suçun cezası idamdır. Ancak Hitler sadece beş yıl hapis cezasına çarptırılır. Çünkü onu destekleyenler, başta eyalet adalet bakanı Franz Gürtner olmak üzere politikaya damgalarını vurmuş kişilerdir. Hitler, Landsberg hapishanesinde dokuz ay kaldıktan sonra serbest bırakılır.

ONLARSIZ HİTLER BİR HİÇTİ 

Adolf Hitler, 30 Ocak 1933'te Almanya Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg tarafından Almanya şansölyesi olarak atandı. Almanya'ya el koyan Hitler ile yardakçılarının palazlanması ve 13 yıl ayakta kalması, Alman endüstrisinin "babaları" olmasaydı başarılamazdı ve Hitler bir hiçti. Nazi Almanyası'nın orduları, Flick, Krupp, Thyssen ve şürekâsı olmadan komşu ülkeleri istila edemez, savaşamazdı. Onlar sayesinde Nazi Almanyası 1942- 1944 arasında silah gücünü üçe katlamıştı. Adolf Hitler'e verilen büyük parasal destek daha 1920'li yıllarda Bavyera'da başlar. Oradan diğer Alman kentlerine, Avusturya'ya ve İsviçre'ye de sıçrar. Avrupa'ya kaçmış bazı varlıklı Rus asilleri "Bolşevik düşmanı" Hitler'e destek verirken Henry Ford da Hitler'in partisi NSDAP'ye bağışta bulunur! Aynı dönemde Mussolini yönetimindeki İtalyan faşistlerinin bile İsviçre bankaları kanalıyla milyonlarca markı Führer'e yollamış olduğu biliniyor.

Hitler hapiste olduğu günlerde de para aramayı sürdürmüştü. O günlerde desteğini kazandıkları arasında besteci Richard Wagner'in oğlu ile eşi de vardı. Gelini Winifred Wagner de Hitler gibi birisine destek vermeye hazır olduğunu söylemişti...

ÇIKARLAR KARŞILIĞINDA DESTEK

Evet, o dönemlerde herkes çıkarları karşılığında Nazileri desteklemişti! İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin yanında oldukları için Nürnberg mahkemesinin suçlu gördüğü endüstri patronları günlerini bir zamanlar Hitler'in kaldığı Landsberg hapishanesinde geçirirler. Yeni Almanya için ortak planlarını orada yaparlar. 60 milyona yakın insanın ölümünden Hitler'e hizmet etmiş olan bu endüstri patronları da sorumludur! İngilizlerle Amerikalılar kurdurdukları Batı Almanya'ya, Sovyetler'e karşı "kale" görevini verirler. Ancak ülkenin bir an önce güçlenmesi gerekmektedir. Hitler'e hizmet vermiş olan endüstri patronları hâlâ hayattadır. Solcuları sevmeyen, politik görüşleri en sağda bu insanlar ülkeye yine gerekli oldukları için aklanırlar. Dizginler yeniden Flick, Krupp, Abs, Sohl ve Zangen'in elindedir...

'TEMİZ SUYUN OLMADIĞI YERDE' 

Batı Almanya'nın ilk başbakanı Konrad Adenauer'in dediği gibi, temiz suyun olmadığı yerde kirli su dökülemezdi! Bugün yabancı düşmanı Neo Nazilerin Almanya'da etkin olması insanı, "Acaba bu gibilerin kökleri niçin bir türlü kurutulamıyor" diye düşündürüyor. 3 Şubat 2026 günü yapılan resmi bir açıklamaya göre Başbakan Friedrich Merz'in partisi CDU/CSU bugün seçim olsa %26.1 oy alacak, aşırı sağcı AfD de %25.1 oy oranıyla tekrar meclise seçilecek! 1939'da başlattığı savaşla yaklaşık 60 milyon insanın ölümüne neden olan Hitler'in politikasına inananlar niçin bugün de ülke yönetiminde yer almak istiyor, milyonlarca seçmen onlara niçin oy veriyor?

***

Yine Nürnberg mahkemesine dönelim. Yargılanan 24 üst düzey Nazi'den 12'si idama mahkûm edilir. Cesetleri, 1920'li yıllarda her şeyin başladığı Münih'e götürülür. Yakılır. Külleri kentin içinden geçen güzel İsar Nehri'nin sularına savrulur!

15 Şubat 2026

Politikacılar ve skandallar

Avrupa Aydınlık, 15 Şubat 2026

STUTTGART - AHMET ARPAD

Bonn Tarih Müzesi'nin yayını olan "1945'ten Sonra Almanya'da Skandallar" adlı belge kitap geçenlerde bir rastlantı sonucu elime geçti. Kitap savaş sonrası Almanyası'nda yaşanmış olan politik skandalları tüm belgeleriyle ele alıyor. 1949 yılında demokrasiye kavuşan yeni Almanya'da çıkarlarını her şeyden üstün tutan kimi üst düzey "gözü açık" politikacının neden olduğu skandallar bu büyük yapıtta tüm belgeleriyle okunuyor. Ancak şimdi 50-60 yıl sonra anılarınızda geriye döndüğünüzde zamanla her olayın üstünün örtüldüğü, neden olan politikacı ve endüstri patronlarının da burnunun bile kanamadığı acı gerçeğini gözler önüne sermesi... 

"Günahkâr"

Ünlü rejisör Willi Forst'un 1950 yapımı filmin adı "Günahkâr". Hildegard Knef bir sokak kadınını oynuyor. Çok kısa da olsa (beş saniye!) çıplak görünüyor. Filmde önce sevgilisinin, ardından da kendisinin intiharı savaş sonrası Almanya'sında büyük bir skandala neden olmuştu. Katolik ve Protestan kiliselerinin büyük tepkisi üzerine politikacılar araya girmiş ve filmi yasaklamaya çalışmışlardı. Ancak bunu başaramamışlar ve "Günahkâr" aylarca kapalı gişe oynamış, rejisörüyle artistleri de büyük üne kavuşmuştu.

Sokak Kadını Nitribitt

1950'li yılların "ahlak düşkünü" Almanyasını sarsan ikinci skandalını, politikacılarla zengin endüstri patronlarının yataklarından çıkmayan, Frankfurtlu sokak kadını Rosemarie Nitribitt cinayeti yaratmıştı. Savaş sonrasının bu en büyük toplum skandalına neden olan Nitribitt, 1957 yılında öldürüldüğünde 24 yaşında, çok zengin ve çok ünlüydü. "Sevgilileri" arasında yeni Almanya'nın ünlü patronları Harald Quandt, Krupp ailesinden Harald von Bohlen ve Gunter Sachs da vardı. Banka hesabı çok şişkin, altında o yılların en şık ve en pahalı otomobili kırmızı Mercedes 190 SL ve Frankfurt'un en güzel yerinde büyük bir apartman katına sahip olan Nitribitt'in katili hiçbir zaman bulunamadı. Not defterindeki isimler, adresler ve telefon numaraları da hiç açıklanmadı. Ölüm nedeni hep bir sır kaldı.

Uçak Alımında Oyunlar

1961 yılında Batı Almanya, ABD uçak fabrikası Lockheed'den tam 916 adet F-104 Starfighter savaş uçağı almaya karar verir. Adenauer hükümetinin Savunma Bakanı Franz Josef Strauss 'tur. O yıllarda Lockheed, İtalya, Hollanda, Japonya'ya da aynı uçaklardan satar. Son ana kadar Fransız Mirage uçaklarının alınmasını isteyen bakan Strauss, bir Amerika ziyaretinin ardından fikrini değiştirir. Starfighter'ların Almanya'ya tesliminden kısa süre sonra "Der Spiegel" dergisinde yayımlanan bir makalede, Lockheed fabrikasının lobicisi Ernest Hauser Savunma Bakanı Strauss ve partisi CSU'ya şirketin 10 milyon dolar "bağış" yapmış olduğunu açıklar. Bakanlık, ülke sırlarını açıkladığı iddasıyla dergi aleyhine dava açar. Strauss'un isteği üzerine başsavcı "Spiegel"de arama yaptırır, kaynaklarını açıklamayan gazeteci Ahlers ile genel yayın müdürü Augstein tutuklanır. Adenauer hükümetinin basın özgürlüğüne darbe indirdiğini söyleyen beş bakan istifa eder. Savunma Bakanı Strauss da görevinden ayrılır.

Kohl: "Hiçbir Şey Anımsamıyorum"

Batı Almanya 1981 yılında yine çok büyük bir politika skandalı ile sarsılır. Ülkenin en büyük endüstri kuruluşlarından Flick Holding'in, 1975'te Deutsche Bank hisse senetlerinin satışından elde ettiği 2 milyar markı yeni bir yatırımda kullanmak ve vergisini vermemek için bütün partilere 260 milyon mark bağışta bulunduğu ortaya çıkar. Bağıştan yararlananlar arasında sağcı ve solcu partilerden öteye bazı büyük sendikalar da vardır. Der Spiegel "bağışların" İsviçre'de aklandığını tespit eder. Suçlanan şirket yöneticileri ve parti "babaları" ufak cezalarla kurtulurlar. Başbakan Kohl de "hiçbir şey anımsamadığını" söyler.

Hitler'in Anıları!

1983 yılında "Stern" dergisi "Hitler'in Anıları"nı 9.3 milyon marka satın alır! Bu savaş sonrası Almanya'sında bir sansasyondur. Satanlara göre savaş bitiminden az önce Doğu Alman topraklarında, Börnersdorf yakınlarına düşmüş olan bir nakliye uçağında bulunmuştur. "Stern" bu "anıları" büyük bir coşkuyla yayımlamaya başlar ve aradan on beş gün geçmeden sahte oldukları ortaya çıkar. Stuttgartlı ressam Kujau'nun elinden çıkmış olan 59 ciltlik "Hitler'in Anıları"nı Stern, eski Nazilerin aracılığı ile almıştır. Almanya'nın ünlü haftalık dergisi rezil olur. 

Mossad'ın İntikamı mı?

1987 yılında Schleswig-Holstein seçimlerini mutlaka kazanmak isteyen eyalet başbakanı Uwe Barschel, rakibi sosyal demokrat Björn Engholm'u, basın danışmanı yaptığı gazeteci Pfeiffer'in hazırladığı dalaverelerle ağır ithamlar altında bırakır. Olaya el atan "Der Spiegel" bu skandalı ortaya çıkarır. İstifa eden Barschel, Kiel'den ayrılır ve dokuz gün sonra Cenevre'nin göl manzaralı çok ünlü Beau Rivarge Oteli'nin 317 numaralı odasında, içi su dolu banyoda, giysileri üzerinde ölü bulunur. Otopside midesinde sekiz ilaçlık bir "kokteyl" tespit edilir. Barschel'in öldürülmüş olduğu ileri sürülür. İsrail'in Kuzey Almanya'daki gizli bir silah ticaretini engellediği için, "Mossad'ın intikamı" denir. Kiel'deki tersane HDW'nin Güney Afrika'dan aldığı denizaltı siparişi gerçekleşmeyince, aracılık ettiği ve rüşvet aldığı için öldürüldüğü iddiası da ortaya atılır. Cenevre'de kaldığı günlerde silah kaçakçılarının bir toplantısına Barschel'in de katılmış olduğu söylenir. Alman Haberalma Servisi BND'nin bir adamının onunla aynı otelde kalmış olduğu da ortaya çıkar. Bir CIA ajanının Barschel'i öldürmüş olduğunu açıklayan Afrikalı silah taciri Dirk Stoffberg kısa süre sonra ölü bulunur. Barschel olayı gizemini hiç yitirmedi...

Tahtadan oyulan duygular

Cumhuriyet, Pazar Eki, 15 Şubat 2026

STUTTGART 
AHMET ARPAD


Şaraphaneden sokağın taşlarına vuran ışıkta iki kara kedi oturuyor. İçeri girmek için fırsat kolluyorlar. Şarap kadehleri elden ele dolaşıyor. Çakırkeyif insanlar coşkulu. Yaşlı bir kadın toprak sürahide daha çok şarap getiriyor. 

Hava soğuk. Birden kırbaç sesleri. Eski evlerin duvarlarında yankılar. Kediler kaçışıyor, karanlıkta kayboluyorlar. Şaraphaneden insanlar sokağa dökülüyor. Rengârenk giysili kadınlar, erkekler. Kahkahalar atıyorlar. Bağrışıyorlar. Ellerindeki uzun deri kırbaçları havada şaklatan gençler sokağa giriyor. Çığlıklar. Kırbaç şaklatanlar sokağın karanlığında uzaklaşıyor. Dar sokaklar karanlık. Bomboş. Cumbalı evlerin küçük pencerelerinde tek tük ışık. Perdeler ardında insanlar uyanıyor. 

Birkaç sokak ötede başka bir şaraphanenin önü de kalabalık. İçeriden müzik sesi geliyor, neşeli insanların şarkıları. Kırbaçlıları görenler el sallıyor, bağrışıyor. İçerde ayakta duracak yer yok. İnsanların yüzleri boyalı. Beyaz, kırmızı, turuncu. Giysileri de renkli. Müzisyenler masalara çıkmış. Genci yaşlısı, insanlar hopluyor zıplıyor, burada da şarap kadehleri elden ele dolaşıyor. Bunalan kendini dışarı atıyor.

Kentin ıssız sokaklarında yürümek güzel. Havada kar kokusu var. Sabah olmak üzere. Ötelerden yine müzik sesleri. Gittikçe yaklaşıyor. Ve kadınlı erkekli büyük bir orkestra köşeyi dönüyor. Rengarenk giysili bu insanlar da coşku dolu. Az sonra güneşin ilk ışınlarıyla bütün kent ayaklanacak! Rottweil'in tarihi sokaklarında kırbaç ve müzik sesleri...

Kırbaçlar havada şaklıyor

... Yolun iki yanı insan dolu, dizi dizi. Cumbalı evlerin pencereleri de. Salkım saçak... Herkes bekleşiyor. Tarihi taş kulenin kocaman saati sekize geliyor. Heyecan doruk noktasında. İnsanlar konuşmuyor, bekleşiyorlar. Sadece küçük çocuklar heyecanla sağa sola koşuşturuyor. Birden çan sesleri tüm kenti dolduruyor. Rottweil'da güneş doğuyor. Taş kulenin altındaki büyük kemerin kara kapıları ağır ağır açılıyor. Trompetlerin, borazanların ve davulların çaldığı Faşing marşı duyuluyor. Gergin bekleşen insanlar artık kendilerini tutamıyor. Hep birden bağrışıyorlar, haykırıyorlar, zıplıyorlar... Kimileri yola fırlıyor, dans ediyor. Kemerin loşluğunda ortaçağ süvarileri görünüyor. Arkalarında rengârenk giysileri ile müzisyenler, uzun kırbaçlarını havada şaklatanlar...

Maskeli, renkli uzun giysili insanlar kara kapıdan geçiyor. Hoplaya zıplaya. Gülen, ağlayan, şaşkın, öfkeli, kötü bakışlı maskeler tahtadan oyma. Değişik. Giysiler gibi. Somurtkan, dişlerini gösterip sırıtan, ağızlarını kocaman açan korkutucu suratlar erkek maskeleri. Gülen, gülümseyen, yumuşak hatlı olanlar kadın maskeleri. Afacan, yaramaz, kimi yılışık maskelerin ardında çocuklar... Giysiler gibi maskeler de çok eski, tarihi. Yenilerini yapan ustalar artık ender Karaormanlar'da. Çıngırak ve zil sesleri müziğe karışıyor. Yürüyüşü bırakıp yol kenarında duran insanlara koşan, onları ellerindeki uzun sopalarla dürtükleyen, kulaklarına bir şeyler mırıldanıp acayip kahkahalar atanlar oluyor. Sonra hoplayarak, zıplayarak yine uzaklaşıyorlar. Tuhaf yaratıklar bunlar. Komik ve hüzünlü, çekingen ve korkutucu maskelerin ardında kimler gizli? İnsanlar onlara gülüyor, onlardan çekiniyor da... Karaormanlarda kış kovalanıyor!

Karaormanlar'da Faşing maskesi deyince akla öncelikle Schramberg, Rottweil ve Schonach gelir. İstanbul doğumlu Ergun 1964 yılında annesi babasıyla Almanya'ya gelip Karaormanlar'ın şirin kasabası Schramberg'e yerleştiğinde altı yaşındaydı. İlk maskesini on beş yaşında yapmış. Üniversite öğreniminin ardından atıldığı makine mühendisliği yıllarında da yan uğraşısını hiç unutmamış. Yaşamını Stuttgart'ta sürdüren eski dost Ergun Can'ın elinden bugüne dek ıhlamur ağacından yaklaşık 100 maske çıkmış. Çoğu korkutucu cadılar değişik süreçlerde sergilenmiş! Bu da 'uyumun' bir başka yanı!

"Çılgınlık günleri"nde sevinç ve hüzün

Önümüzde duran, olup biteni sesisizce seyreden yaşlı adamın yüzü kireç rengi. Yanındaki yaşlı eşi de hüzünlü gibi, neredeyse gözlerinden yaşlar akacak. Tek sevinen ellerinden tuttukları küçük kız. Başını uzatıp geçenlere bakıyor. Bıraksalar fırlayıp maskelilerin arasına karışacak. Rottweil'in ana caddesinde duygular doruk noktasında. "Çılgınlık günleri"nde kent insanlarının içinden neler geçtiğini anlamak pek kolay değil. Sevinç ve hüzün, özlem ve sonsuzluk duyguları... "Bu kara kapıdan geçip kendini kentin sokaklarına bıraktın mı bambaşka bir insan oluverirsin", diyor yaşlı adam elinden tuttuğu küçük kıza eğilerek. Sanki bütün vücudu bir an için titriyor. Eski Faşing marşları duyuluyor. Büyük bir orkestra görünüyor. Üzerlerinde ortaçağ giysileri. Rottweil'da Faşing dev bir sokak eğlencesi, halk sevinçli. Kışı kovalıyorlar, ilkyazı karşılıyorlar. Bu sevinç bazen gürültülü, bazen anlaşılmaz... 

Güney Almanya'da bir Faşing daha geride kaldı.