26 Mayıs 2024

Yönetenlerin korkulu düşü kitap

Avrupa Aydınlık, 26 Mayıs 2024

Ahmet Arpad

10 Mayıs 1933 Alman tarihine geçen karanlık, utandırıcı günlerden biridir. O akşam başlayıp 'Kitap Yakma' girişimi hemen tüm ülkeye sıçradı. Üç hafta içinde Almanya'da yüz binlerce kitap yok edildi.

Berlin Opera alanında alevler havaya yükseliyor. Büyük ateşin çevresine toplanmış insanlar keyifli. Aralarında öğrencileri ile gelmiş sayısız üniversite profesörü de var. Kucaklar dolusu, çantalar içinde, sırt torbalarında, bisiklet sepetlerinde, hatta el arabalarına doldurulmuş yığınla kitap taşıyorlar ateşin yakıldığı alana. Az öteye tezgâh kurmuş seyyar satıcılar kızartılmış sosisler, bira, şekerleme, çikolata satıyor. Ellerinde büyük meşaleler üniformalı kızlar insanların arasında dolaşıp duruyor. Az sonra kamyonlar ateşin yanına yaklaşıyor. Kapaklar açılıyor. Kahverengi gömlekli üniversite gençleri kamyonlardan aldıkları binlerce kitabı ateşe fırlatıyor. Kara suratlı üniformalılar, tasmalarından zor tuttukları kurt köpekleri, olup biteni dikkatle izliyor. "Yüzlerce insan budalaca, hayvani bir çılgınlıkla haykırmaya başladı," diye yazar ilerde Arnold Zweig anılarında.

30 Ocak 1933'de Hitler başbakanlık koltuğuna oturmuştu. Hırsı sınır tanımayan Führer'in ilk işlerinden biri özgürlükçü sola ve düşünürlere karşı saldırıya girişmek olmuştu. Yüz binlerce emekçinin yanı sıra düşünürler, sanatçılar, bilim adamları tutuklandı. Kimileri sınır ötesine kapağı attı, savaş bitene dek yaşamını zorunlu sürgünde geçirdi.

"Bugün kitap yakanlar, yarın insan yakar"

10 Mayıs akşamı başlayan 'Kitap Yakma' girişimi hemen tüm ülkeye sıçradı. Üç hafta içinde Almanya'da yüz binlerce kitap yok edildi. Berlin Opera Alanı'ndan Münih Kral Alanı'na dek. Kitapların yakıldığı kentlerin tümünde üniversite vardı. Kitaplar yanarken sadece Nazi subayları nutuklar atmıyordu. Profesörler de heyecanla "Giderek artan Marksist girişimler, yıkım getiren Yahudi ruhu Almanya'yı tehdit etmekte," diye binlerce insana sesleniyordu.

Heine, Marx, Freud, Seghers, Brecht, Zuckmayer, Zweig, Mann ve Remarque'ın havaya uçuşan eserleri alevlerde yok olurken askeri orkestralar marşlar çalıyor, insanlar hayvanlar örneği uluyordu! Naziler, "Alman düşün dünyasının çöpü", dedikleri bu yazarların sadece Berlin'de 20 bin kitabını ateşe attı. Hitler'in düşünceye baskısı 10 Mayıs 1933 gecesi kitapların yakılması ile doruk noktasına ulaşmıştır. Nazi gençlik örgütlerinin 'Kitap Yakma' uygulamasının halka anlatılan gerekçesi, Alman kültürünü yabancı kirlenmelerden arındırmaktı. Kahverengi gömlekler tüm ülkede kütüphaneleri, yayınevlerini bastılar, kitapları kamyonlara doldurup alanlara götürdüler.

Büyük ateşe atılanlar Alman dili kültür ve edebiyatlarını yüzyıllar boyu onurlandırmış edebiyatçılar, düşünür ve sanatçıların eserleriydi. "Bugün kitapların yakıldığı yerde, ilerde insanlar da yakılır," diyen evrensel ve insancıl Alman şairi Heinrich Heine ne yazık ki haklı çıktı. Sınır ötesine kaçamayanlar kampların dikenli telleri arkasında yaşama gücünü yitirdiler. Gaz odaları ve fırınlar sonları oldu. Antifaşist ve antimilitarist çağdaş Alman yazarlarının en ünlüsü Erich Maria Remarque "Hayat Kıvılcımı" adlı eserinde o günleri konu eder. 10 Mayıs 1933'de yakılan ateş 1945'e dek sönmedi, toplama kamplarının fırınlarında, bombalanan onlarca kentte yandı durdu.

Kültür cinayetine onay veren aydınlar

Kitap yakma, Hitler ve peşinden gidenlerin Alman düşün dünyasında planladığı kıyımın sadece bir parçasıydı. Bu uygulama 10 Mayıs'tan önce başlatılmıştı. Üniversiteler, müzeler, kütüphaneler, tiyatrolar ve orkestralarda yapılan "temizlik" için 7 Nisan 1933'te memur yönetmeliğinde değişikliğe gidilmişti. Komünistler, sosyalistler ve özellikle de Yahudiler devlet hizmetinden çıkarılacaktı. 10 Mayıs'tan haftalar önce Alman düşün dünyasına 'zarar veren kişiler'in listeleri hazırlanmıştı. Hermann Göring "Bürokrasinin hiçbir maddesi benim uygulamalarımı engelleyemez," diyordu. "Amacım haklıyı aramak değil. Benim tek görevim kötüyü ortadan kaldırmak, kökünü kazımak. Bunun savaşını yaparken de herhalde polisin kurallarından yararlanacak değilim."

Alman aydınlarının bir bölümü olup bitene sesini çıkaramadı. Ancak çoğu düşünür, profesör, aydın, insanlık tarihinde benzeri olmayan bu kültür cinayetine onay verdi. Basın da karşı çıkmadı, hatta birçok köşe yazarı girişimleri onayladı. "Kentlerimizde göğe yükselen alevler, Almanya'nın yeniden uyanışının bir simgesidir", diye yazanlar oldu. Alman ruhuna bile bile ihanet edildi. Aradan iki yıl geçtikten sonra Hitler yönetimi bir 'yasaklar listesi' yayımladı. Bu listeye göre Naziler tam 524 yazarın 'zararlı' dedikleri toplam 3601 eserinin Almanya'da yayımlanmasını ve okunmasını yasaklıyordu.

Kitap, korkutan düş

Kitap, diktatörlerin, baskı yönetimlerinin korkulu düşüdür, örümcekli kafalar için karabasanların en korkuncudur. Çünkü kitap, bütün işkencelerden, zindanlardan, her türlü silahtan daha güçlüdür. İnsanlık tarihinde kitaptan nefret eden, kitabı yasaklayan, yakan çarpık politika önderleri hep görülmüştür. Ancak kalıcılığını ve etkinliğini her zaman korumuştur kitap. O, sağlıklı düşünceyi toplumlara ulaştırmayı, onlara doğru yolu göstermeyi hep başarmıştır.

Mayıs 1933 kitap kıyımı ve ardından gelen korkunç insan kıyımı hiç unutulmamalıdır. Düşünce özgürlüğüne baskı, uygulandığı ülkenin sınırlarını kolayca aşar, başka toplumlara da sıçrar. Bireye baskı yapan, onu düşüncesinden dolayı zindana atan çıkar çevreleri her zaman ve her ülkede vardır.

12 Mayıs 2024

Kayzer Franz Joseph hayranı

Cumhuriyet, 12 Mayıs 2024

VİYANA / AHMET ARPAD

Balkonun büyük pencerelerinden vuran güneşin yakıcı ışığı ile uyandı. Saat on ikiyi geçmişti. Dışarıda güzel bir gün onu bekliyordu. Hemen kalkmadı. Düşüncelere daldı... Birkaç gün sonra Londra'nın güneyindeki güzel Bath kentinde yaşayan babası ziyaretine gelecekti. Yaşlı adam 1937'de ülkesini terk etmeye zorlanan anne ve babasıyla İngiltere'ye sığındığında 10 yaşındaydı. Orada yetişmiş, evlenip çoluk sahibi olmuştu. Kızkardeşi Anna İngiltere'de kalırken o genç yaşında babasının doğmuş olduğu topraklara gelmiş, Viyana'ya yerleşmişti. Yataktan çıktı.

Az sonra Spittelberg semtindeki çatı katının geniş balkonunda oturmuş, Viyana ayaklarının altında güzel bir kahvaltı yapıyordu. Kentin bu tarihi semtinde yirmi yıldır yaşıyordu ve buradan ayrılmayı aklından geçirmiyordu. Osmanlı orduları 1683'teki İkinci Viyana kuşatmasında buralara kadar sokulmuş, fakat yine de kenti almayı başaramamış. Çok uzun yıllar varlıksız insanların yaşadığı, bundan 20-30 yıl öncesine kadar sokak kadınları ile ucuz barların doldurduğu sokaklarda bugün kibar insanlar dolaşıyor, küçük sanat galerileriyle, ilginç lokantalar semti süslüyor. Akşamüstüne doğru evden çıktı. Yokuş aşağı inip sanat müzesinin büyük avlusundan geçti, Ring Caddesi'nin tarihi ıhlamur ağaçlarının altında ağır ağır yürüdü. Yüzlerce ıhlamur çiçek açmıştı, geniş bulvar ne de güzel kokuyordu

Gülümseyerek yoluna devam etti. Kahramanlar Alanı'nı geçti. Hofburg Sarayı'nın önünde günün bu saatinde hâlâ binlerce turist vardı. Saat altıda işe başlayacağı için biraz zamanı vardı. Cafè Hawelka'ya bir uğrayıp tanışlarla çene çalmak fena olmazdı. 2011 yılında tam 100 yaşında vefat etmiş olan Bohemyalı kunduracı oğlu Leopold Hawelka ile eşi Josefine'yi çok iyi tanırdı. Dorotheer sokağında yetmiş yıl boyunca sahibi olduğu, savaşın ardından Viyana'nın çok sevilen bir edebiyatçılar, ressamlar ve gençler kahvehanesi kabul edilen Hawelka'yı artık oğlu Günter işletiyor.

Viyana'da özgürlüğü yaşamak

İngiltere'de yaşadığı delikanlılık yıllarında dedesinden dinlemişti. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde sürekli gelişen kente çoğu el sanatçısı ve tüccar olan Slavlar, Macarlar ile İtalyanlar, Polonyalılar ve Yahudiler akın etmişti. Bu insanlar kökenlerini hiç unutmamıştı. Varlıklı aileler evlerinde Bohemyalı hizmetçiler, Macar aşçılar ve Çek çocuk bakıcıları çalıştırırmış. Dedesinin, "Yaşlı Kayzer Franz Joseph'in Viyanası'nda yabancı unsurların bir araya gelip ortak bir kültür oluşturması için yeterince 'bereketli toprak' vardı" dediğini de anımsadı Hawelka'nın kapısından içeri girerken. Az sonra her zamanki masasında oturmuş, son 70 yıldır hiç değişmemiş eşyalara bakıp acı kahvesini yudumlarken yine geçmişe gitti, monarşi yıllarını gözünün önüne getirdi. Dedesinin: "Viyana'da kişi bütün dünyanın havasını ciğerlerine çektiği duygusuna kapılır, belli bir dilin, ırkın, ulusun ve idealin baskısında olmadığını hisseder, özgürlüğünü yaşardı" sözlerini düşündü. Onun söylediğine göre insanlar dünün Viyanası'nda hüzünlü anları küçük bir şakayla hemen unutuverirdi.

Peki ya bugün? Viyana'ya yirmi yaşında gelmişti. Kent ve insanları son kırk yılda çok değişmişti. Fakat hiç değişmeyen bir şey vardı. Viyana yaşamı! Buradaki yaşam Avrupa'nın hiç bir kentinde yoktur. Viyanalı için opera, operet ve müzik hâlâ günlük politika kadar önemlidir. Belki de müziğe, tiyatroya, sanata olan bu aşırı ilgi Habsburg'ların politik alanda başarılar elde etmesini çok kez engellemişti?

Saat altıya geliyordu. Şef garsonluk yaptığı ünlü lokanta pek uzakta değildi. Graben'de yürüdü. Köşeyi döndü. Lokantanın kapısından içeri girdi. Lokantanın barı eve gitmeden önce birer kadeh atıp sohbet eden sosyete beyleri ve hanımlarıyla doluydu. Hemen küçük odasına geçti, üstünü değiştirdi. Bordo renk uzun ceketiyle, siyah pantolonunu, yeşil ipekten yeleğini giydi. Gür bıyıklarına karışan uzun favorilerini de bir güzel taradı. Aynaya göz attı. Gülümsedi. Şimdi nasıl da Kayzer Franz Josef'i andırıyordu! Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na 68 yıl boyunca hükmetmiş bu Kayzer'e olan hayranlığı sonsuzdu....

1 Mayıs 2024

Modern edebiyatın öncüsü - Ölümünün 100. yılında Franz Kafka

 

Sincan İstasyonu, Edebiyat Dergisi
Nisan, Mayıs, Haziran 2024

Ahmet Arpad

Prag'da, Franz Kafka'nın doğmuş olduğu bu kentte başı boş gezinirken kolayca onlarca yıl geriye dönüp anılara dalabilirsiniz. Bu güzel Moldau kentinin sokaklarında Kafka'nın Milena'ya olan aşkının peşinden gider ya da var olmanın dayanılmaz hafifliğini tadabilirsiniz. Güney Bohemya'dan gelip Prag'a yerleşen Hermann Kafka'nın oğlu Franz yaşamını Yahudilerin gettosu Josefov'da geçirir. Praglı yazarlar Jarovlas Hasek ve Egon Erwin Kisch dostlarıdır.

Fakat Kafka hep bu çevrenin içinde kalamaz, Prag'ın başka semtlerinde de yaşar. Bu arada birkaç yılını Prag kalesinin gölgesinde uzanan Simyacılar Sokağı 22 numarada geçirir. Ancak küçük ve dar evdeki yaşama çok fazla dayanamayıp yine taşınır. Yeni evi Moldau'ya yakındır. Fakat o da dardır, havasız ve rutubetlidir. Kafka'nın hastalığı ilerler; Prag'ı uzun süre için terk eder. 1924 yılında Viyana yakınlarındaki Kierling'de öldüğünde 41 yaşındadır. Prag'ın Zelivskeho mahallesindeki Yeni Yahudi Mezarlığı'nda yatıyor. Moldau kıyısında şimdi güzel bir müzesi var...

Max Brod'la dostluk

Praglı yazarlar Jarovlas Hasek ve Egon Erwin Kisch dostlarıydı. Dostları içinde ona en yakın olanı Max Brod'du. Franz Kafka ile Max Brod'un tanışmaları 23 Ekim 1902'de Prag'da öğrencilerin tartıştığı bir toplantıda olmuştu. Brod o gün Arthur Schopenhauer üzerine bir konuşma yapmıştı. Genç Kafka toplantı bitiminde Brod'un yanına gitmiş, sonra da evine kadar ona eşlik etmişti. Yol boyunca aralarında Nietzsche üzerine konuşmuşlardı. Daha sonraki günlerde Café Louvre‘da sık sık düzenlenen edebiyat toplantılarına katılmışlardı. Yıllar boyunca yazdıklarını, okuduklarını, aşklarını ve hastalıklarını mektuplar yoluyla paylaşmışlardı. Dostlukları Kafka'nın Kierling sanatoryumundaki son günlerine dek devam etmişti.

Kafka, son günlerinde tüm çalışmalarını ölümünden sonra imha etmesi isteği ile Max Brod'a bırakırkan ona şunları yazmıştı: "Sevgili Max, son isteğim, arkamdan bıraktığım her şeyin, günlüklerin, el yazmaların, mektupların, eskizlerin okunmadan yakılmasıdır." Ancak Brod bu isteği umursamaz ve 1925 ile 1935 yılları arasında romanlarla bazı çalışmalarını yayımlar. 1939'da Avrupa'yı terk edip Filistin'e sığınırken yayımlanmamış bir çok belgeyi de beraberdi götürür. Max Brod'un elindeki belgeleri yayımlamasıyla Kafka Almanca konuşulan ülkelerde geniş ilgi çekmeye başlar. Brod, Kafka'nın çoğunu eserini yayımlamadan önce üzerlerinde çalışır, bazı bölümleri yeniden düzenler, metinlerin redaktörlüğünü yapar. Max Brod kuşku yok ki, Franz Kafka'nın en yakın arkadaşıydı. Brod ilerde, onun tanıştığı en şakacı insanlardan biri olduğunu söylemiştir.