Salzburg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salzburg etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2023

Salzburg'ta Bir Kış Akşamı...

Toplum24, 3 Aralık 2023

Ahmet Arpad

Salzburg düşle gerçek karışımı bir kent, görüntüsüyle siz günün her saatinde büyülüyor. Irmağa uzanan loş ve dar sokakların arnavutkaldırımı taşlarında ayak sesleri... Kürk mantolarına, lodenlerine bürünmüş insanlar lokantalara, tiyatrolara gidiyor. Mozart'ın, Zweig'ın, Bernhard'ın, Handke'nin kenti Salzburg'da akşam oluyor. Tarihi yapılar arasındaki daracık ortaçağ sokakları ışıl ışıl, vitrinler rengârenk. Alanlar, tarihi yapıların altındaki geçitler, dar sokaklar insan dolu.

Noel öncesi Salzburg ışıl ışıl. Salzach kıyısındaki şirin kent, Noel'e birkaç hafta kala en canlı, en hareketli günlerini yaşıyor. Noel pazarı yeni başlamış. Bugünlerde Salzburg soğuk, çevre tepeler, uzaklardaki Watzmann karlar altında. Katedralin çevresindeki alanlara kurulu "Christkindlmarkt" hep çekici. 1920'den günümüze Salzburg Festivali'nin baş oyunu olan 'Jedermann'ın sahnelendiği bu alan her yıl Salzburg'a akın eden yaklaşık 1 milyon insanla doluyor. Herkes yiyip içiyor, şirin kentin dar sokaklarında geziniyor, buz patinaj sahasında müzik eşliğinde vals yapıyor!

Az sonra Café Tomaselli'den içeri giriyoruz. Salzburg'un bu ünlü kahvehanesi her zamanki gibi dolu. Şöyle bir sağa sola bakınıyoruz. Tek boş masa, hemen solda, pencere yanındaki küçük masa. Yanımızdan geçen yaşlıca garson gülümseyerek: "İyi akşamlar, Herr Doktor", diyor. Peşinden yürüyoruz. Adam boş masanın üzerindeki "rezerve edilmiştir" kartını kaldırıyor. Oturuyoruz.

Salzburg düşle gerçek karışımı...

Bu şirin Salzach kentini hiç boş göremezsiniz. Doğanın güzelliği ile sanat eserleri, dik, kayalıklı yamaçlarla yeşil düzlükler bir arada uzanıyor. Alpler'in en son eteklerine sıkışmış ovada bazen yeşil, bazen sarı gri, fakat hep köpüklü ve çağıltılı akan Salzach'ın kıyılarında yükselen küf yeşili kubbelerde, kıpkırmızı kiremitli sivri damların gün batışının son kızılı. Doğa renk değiştiriyor. Karanlık iniyor tarihi kente, yüce katedralin çanları çalıyor, yayılıyor alanlara, yankılanıyor tepelerde, kayalıklarda, Salzach kıyılarında...

Düşle gerçek karışımı, görüntüsüyle siz günün her saatinde büyüleyen Salzburg dünyaca ününü sadece güzelliğine borçlu değil. Bu kent Mozart'ın doğum yeridir. Getreidegasse'deki evini her yıl yüz binler ziyaret ediyor. 1920'de kurucuları, Yahudi asıllı Max Reinhardt, Viyanalı yazar Hugo von Hofmannstahl ve besteci Richard Strauss olan on binlerin aktığı Salzburg Festivali temmuz - ağustos aylarında düzenleniyor.

Büyük katedralin önünde sahnelenen "Jedermann" oyunu ile açılıyor festival. 1938-1944 arasında Hitler bu festivali, Nazi propagandası amaçlı da olsa, devam ettirmişti. Tabii Max Reinhardt'sız ve Jedermann'sız...

Stefan Zweig'ın yaklaşık 20 yıl yaşadığı kenttir de Salzburg. Kapuzinerberg'in yamacındaki villasında geçirdiği yıllar onu edebiyatta doruğa tırmandıran en verimli yıllarıdır. Kısa sürede ünlü insanlarla dostluk kurmuş, onları sık sık Salzburg'da konuk etmişti. Romain Rolland, Thomas Mann, H.G. Wells, Hoffmannstahl, James Joyce, Franz Werfel, Paul Vallery, Arthur Schnitzler, Ravel, Toscanini, Richard Strauss'la villasında saatler, günler geçirmişti...

Bütün baskılara karşın yazdı

"Sanatla mutlu doğanın karşılıklı yükseldiği o günler ne zengin, ne renkliydi!" diye anlatır, ölümünden kısa süre önce yazdığı en ünlü eseri "Dünün Dünyası"nda (Türkçesi: Burhan Arpad) Salzburg yıllarını. "Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra o küçük kentin kasvetli manzarasını anımsayıp damından yağmur suları akan evimizde soğuktan titreştiğimizi düşündükçe, bu barış yıllarının değerini daha iyi kavrıyorum. Dünyaya ve insanlara inanmamıza izin vardı o yıllarda. Fakat sonra hemen karşımızda, Berchtesgaden dağında oturan bir adamın (!) bütün bunları tuzla buz edebileceğini hiç düşünmemiştik..." Stefan Zweig üzerindeki bütün baskılara karşın yazdı durdu, son gününe kadar. Ve yazdıkları günümüzde de hep güncel!

Tarihi yapılar arasındaki ortaçağ sokaklarını aydınlatıyor fenerler. Otele dönerken önünden geçtiğimiz kahvehanelerden, lokantalardan, şaraphanelerden, ışık süzülüyor. Tarihi dar ara geçitlerin birbirine bağladığı sokaklar şimdi ıssız. Dükkânlar çoktan kapanmış, Cafè Tomaselli'de, Cafè Bazar'da, Schatz'da, Demel'de, Fürst'te müşteriler azalmış. Beyaz önlüklü şirin kızlar keyifle masaları siliyor, iskemleleri topluyor. Hotel Stein'ın terasından karşı tepeler, ışıklar içinde orta çağ kalesi Hohensalzburg...

26 Haziran 2022

Sevilmez mi Mozart?

Cumhuriyet, 26 Haziran 2022

Salzburg'da 1842'den bu yana tarihi sarayla katedral arasında duruyor. Burası kentin tam göbeği. Güzel biri değildi Mozart. Gözleri hafif patlak, çifte gerdanlı, cildi çiçek bozuğu, sürekli bir yerden bir yere huzursuzca koşuşturan, kimi zaman hoppa, kimi zaman duygulu yaşam sürdüren, yaşadığı süreçte çevresinin pek anlamadığı içine kapanık biriydi.

35 yıl, 10 ay ve 9 gün süren kısa yaşamının ardından kavramıştı insanlar Mozart'ın yarattığı müziğin dünyayı değiştirecek güçte olduğunu. Yaşamının üçte birini yollarda geçirmişti, kentten kente, konserden konsere gidip durmuştu.

2006'da 250. doğum gününü kutlarken değişik ülkelerden turistler, dünyaca ünlüler akın etmişti Salzach Nehri ile kayalık tepeler arasına kurulu güzel kent Salzburg'a. Fazıl Say da Mozarteum'da Mozart sevenlerin karşısına çıkmıştı. O günlerde heykeltıraş Markus Lüppertz'e ısmarlanan üç metre büyüklüğündeki modern Mozart heykeli skandala neden olmuştu. Salzburg'luların hoşuna gitmemişti. Yanınızdan geçene: "Mozart heykeline nereden gidilir" diye sorduğunuzda öfkeli bir yanıt alırdınız: "Görmenize hiç gerek yok!" Bir yıl sonra durduğu yerden kaldırdıklarında çoğu Salzburg'lu derin bir nefes alıp rahatlamıştı...

Çikolata Mozart

Sizi Salzburg'a getiren Euro City ekspres treninin adı Mozart, Salzburg havaalanına da Wolfgang Amadeus Mozart diyorlar. Tabii kentte bir Amadeus Oteli de eksik değil. Bu oteli yeğleyenler çoğunlukla Amerikalılarla Asyalılar. O hep karşınızda! Bira kadehlerinde, "Mozart-for-Men" tıraş losyonlarında, tişörtlerde, poşetlerde, çantalarda, yuvarlak çikolatalarda, pastalarda, kemanı andıran özel yapım sosislerde, sayısız şarapta, birada, sert içkide, yemek tabaklarında... O her yerde size gülümsüyor! Bütün dükkânlar, lokantalar, barlar, kafelerde o karşılıyor sizi! Salzburg'ta operalar, konser ve sergi salonları, tiyatrolar, kiliseler, alanlar, galeriler Mozart'la hep içli-dışlı...

250. doğum günü kutlanırken kentin sokak ve alanlarını kocaman topları andıran, rengârenk yuvarlaklar doldurmuştu. 1890 yılında Salzburg'lu pastacı Paul Fürst'ün buluşu olan top çikolatalar günümüzde elli ülkeye satılıyor. Badem ezmesi ve pralinle doldurulmuş çikolatalar yumuşak nugat kreması da içeriyor. Bugün Salzburg'la Viyana'yı ziyaret eden turistler üzerinde Mozart'ın resmi olan küçük kemanları, şemsiyeleri, golf sopalarını, kül tablolarını, şapkaları, tişörtleri kahve fincanlarını, küllükleri almadan ülkelerine dönmüyorlar.

"Mozart çok şey anlatır"

Salzburg'a gelip de karşı kıyıya geçmemek, Kapuzinerberg'in yamaçlarına tırmanmamak olur mu? 18. yüzyılın en ünlü Salzburg'lusu Mozart, 20. yüzyılın ünlüsü de tabii ki Stefan Zweig'tı! Kapuzinerberg'in yamacındaki villasında eşi Friderike ile geçirdiği yıllardı Zweig'ı edebiyatta doruğa tırmandıran. En güzel eserlerini, kente ve Salzach'a yukarıdan bakan o iki katlı, ağaçlar arasına gizlenmiş villasında yazmıştı.

Az sonra yine aşağıda Linzer Sokağı'ndasınız. Gabler birahanesinin penceresinde besteci Ferruccio Busoni'nin şu sözlerini okursunuz: "Mozart çok şey anlatır, fakat hiçbiri fazla değildir!" Avrupa prensleriyle zengin soylularının saray ve villalarına küçük resitaller ve piyano dersleri için sürekli davet edilen Mozart Viyana klasiğinin baş kahramanıydı! Vaftiz adı Joannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart olan besteci ilerde mektuplarını Wolfgang Amadé veya Wolfgang Amadeo diye imzalardı, Amadeus'u kullandığı görülmez. "Türk Marşı" (Rondo alla Turca) ile ünlü opera "Saraydan Kız Kaçırma"nın da bestecisi olan Mozart, 1791'de arkasında 626 besteyle 35 yaşında dünyamızdan ayrılırken şu sözleri mırıldanmıştı: "Ölümün tadı dudaklarımda... Bu dünyadan olmayan bir şey hissediyorum."

Salzburg'un Mönchberg tepesi eteğindeki St. Peter Mezarlığı'nı da mutlaka görmek gerekir. Sayısız sanatçı ve bilim adamının yanı sıra Mozart'ın kız kardeşi Nanerl, Haydn'ın küçük kardeşi Michael, Salzburg Katedrali'nin mimarı Solari'ni de bu çok romantik ve tarihi mezarlıkta. Salzburg sürekli Mozart'la yatıp Mozart'la kalkıyor. Kentli onu çok seviyor, çünkü o yarattıklarıyla insanları birbirine bağlıyor. Sevilmez mi Mozart?

22 Şubat 2021

Stefan Zweig ve Salzburg

Toplum Gazetesi/ALMANYA, 22 Şubat 2021

AHMET ARPAD

23 Şubat 1942'de bu dünyaya veda etmiş olan değerli yazar Stefan Zweig bir Viyanalı'ydı. Ölümünün ardından 79 yıl geçti. Günümüzde Türkiye'de de çok sevilerek okunan değerli yazar ününün doruğuna, 38 yaşında yerleştiği Salzburg'da ulaştı.


19. yüzyılın ünlü gezgini Alexander von Humboldt'a göre, Napoli ve İstanbul'un yanı sıra, Salzburg dünyanın en güzel üç kentinden biridir. Ortaçağ'la günümüz bağdaşır Salzach ırmağı kıyısındaki bu kentte. Doğanın güzelliği ile sanat eserleri, dik, kayalıklı yamaçlarla yeşil düzlükler bir arada uzanır.

Alpler'in en son eteklerine sıkışmış ovada bazen yeşil, bazen sarı gri, fakat hep köpüklü ve çağıltılı akar Salzach. Akşamın loşluğunda renk değiştirir küf yeşili kubbeler, kıpkırmızı kiremitli sivri damlar. Irmağın kıyısındaki dizi dizi kestane ağaçlarının altına gizlenmiş sıralarda oturup, karşınızdaki kentle sahne karışımı bu çarpıcı görüntüye dalarsınız. Sonra tarihi yapılar arasındaki daracık Ortaçağ sokakları önce karanlığa bürünür, sonra ışıl ışıl aydınlanır fenerlerle. Düşle gerçek karışımı bir kenttir Salzburg. Ve görüntüsüyle günün her saatinde sizi büyüleyen Salzburg, dünyaca ününü sadece güzelliğine borçlu değildir.

En Güzel Eserlerini Salzburg'da yazmıştı

Bu kent Mozart'ın doğum yeridir. Getreidegasse'deki evini her yıl yüzbinler ziyaret ediyor. 1920'de kurucuları, Yahudi asıllı Max Reinhardt, Viyanalı yazar Hugo von Hofmannstahl ve besteci Richard Strauss olan on binlerin aktığı Salzburg Festivali her yıl temmuz-ağustos aylarında düzenleniyor. Açılışı 1920'den bu yana büyük katedralin önünde sahnelenen 'Jedermann' oyunu ile oluyor. 1938-1944 arasında Hitler bu festivali, Nazi propagandası amaçlı da olsa, devam ettirmişti. Tabii Max Reinhardt'sız ve Jedermann'sız...

Salzburg aynı zamanda, Avusturya'nın en ünlü yazarı Stefan Zweig' ın 15 yıl yaşadığı kenttir de. Kapuzinerberg'in yamacındaki villasında geçirdiği yıllar Zweig'ın en verimli yıllarıdır. Kapuziner yokuşu, 5 numaradaki villayı Friderike ile evli olduğu yıllarda satın almıştı. Salzburg'da geçirdiği yıllardır Zweig'ı edebiyatta doruğa tırmandıran.

En güzel eserlerini, kente ve Salzach'a yukardan bakan o iki katlı, ağaçlar arasına gizlenmiş villada yazmıştır. Kısa sürede ünlü insanlarla dostluk kurmuş, onları sık sık Salzburg'da konuk etmiştir. Romain Rolland, Thomas Mann, H.G. Wells, Hoffmannstahl, James Joyce, Franz Werfel, Paul Vallery, Arthur Schnitzler, Ravel, Toscanini, Richard Strauss' la bu evde saatler, günler geçirmiştir...

"Berchtesgaden Dağı'nda Oturan Bir Adam..."

'Sanatla, mutlu doğanın karşılıklı yükseldiği o günler ne zengin, ne renkliydi!' diye anlatır, ölümünden kısa süre önce yazdığı en ünlü eseri Dünün Dünyası'nda (Türkçesi: Burhan Arpad) Salzburg yıllarını. 'Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra o küçük kentin kasvetli manzarasını anımsayıp damından yağmur suları akan evimizde soğuktan titreştiğimizi düşündükçe, bu barış yıllarının değerini daha iyi kavrıyorum. Dünyaya ve insanlara inanmamıza izin vardı o yıllarda. Fakat sonra hemen karşımızda, Berchtesgaden dağında oturan bir adamın bütün bunları tuzla buz edebileceğini hiç düşünmemiştik...'

1934'te Gestapo'nun villayı basıp silah araması üzerine Zweig ülkesini terk etmekten başka çıkar yol bulamaz. İngiltere'ye yerleşir, ancak kendini burada da rahat hissetmez. Ayrı yaşadığı eşi Friderike villayı 1937'de Viktor Gollhofer adındaki zengin bir kumaş tüccarına satmak zorunda kalır. Gollhofer, 1950'li yıllarda yaptığı bir Salzburg ziyaretinde villayı görmek isteyen, Türkiye'nin ilk Zweig çevirmeni babam Burhan Arpad'ı değil eve almak, ona bahçeyi bile göstermez. Oldukça kaba davranır.

Zweig üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Gert Kerschbaumer ile yıllar önce Salzburg'da villaya bir gezinti yapmıştık. Dik yokuşu çıkarken ilginç şeyler anlatmıştı. Gollhofer ailesi Zweig'lara olan son taksit borcunu mahkeme kararı ile Nazi yönetimine ödemişti. Zweig vârislerinin bugün Avusturya devletinden hâlâ alacağı varmış! Friderike Zweig anılarında Gollhofer'lerden 'Nazi bir aile' diye söz eder...

Zweig güncelliğini hiç yitirmedi

Savaşın şiddetini arttırması ve Hitler'in güçlenmesi Zweig'ı daha çok bunalımlara sokar. Onlarca yıldır kafasından geçirdiği ve uğruna savaşım verdiği 'kültür Avrupası' düşünün artık gerçekleşmeyeceğini kavramıştır. 1940'ta İngiliz vatandaşı olur ve o yıl Brezilya'ya yerleşmeye karar verir, ancak Petropolis'te de mutluluğa erişemez, aradan iki yıl geçmeden intihar eder.

'Bir mülteci yaşamı daha alışılmış şekilde sona erdi...' diye oldukça üst perdeden yazar o günlerde Salzburg Eyalet Gazetesi. Salzburg'daki villanın Zweig'dan sonraki sahipleri ise, kapının önüne değil bir heykel dikilmesine, dış duvara plaket takılmasına bile izin vermediler. 2015 yılında bahçe duvarının önüne ünlü sanatçı Gunter Deming'in (http://www.stolpersteine.eu/en/) hazırladığı, pirinçten küçük plakalar kondu. Üzerlerinde, bu villada yaşamış olan dört insanın kaçmak zorunda kaldığı yazıyor. Stefan Zweig uzmanlarından, "Uçan Salzburglu" ve "Stefan Zweig – Friderike Zweig Mektuplaşmaları" kitaplarının yazarı Gert Kerschbaumer'in anlattığına göre koskocaman bahçenin tarihi ağaçları arasındaki villada yaşayan Gollhofer'lerin yaşlı oğlu da babası gibi 'ters adamın biri'. Villaya yaptığımız bir yürüyüşte karşısındaki Kapuziner manastırının kapısını çalmıştık. Bize kapıyı açan al yanaklı, şişman, güler yüzlü rahibi büyük terastan inanılmaz güzellikteki Salzburg manzarasını doya doya seyretmemize izin vermişti. Manastırın önünde bir Zweig bir büstü var. Ünlü yazar düşünceli düşünceli karşıdaki villasına bakıyor.

Stefan Zweig güncelliğini hiç yitirmedi.

28 Aralık 2014

Hitler bir megalomandı

Cumhuriyet, 28.12.2014
SALZBURG
AHMET ARPAD


Megaloman kime denir? Kendini herkesten üstün gören ve hep ön plana çıkmak isteyen kişiye! Bu insanın temelinde çok güçlü ve bastırılmış bir aşağılık kompleksi vardır. İnsanlık tarihinin gelmiş gelmiş en büyük megalomanlarından biri de Adolf Hitler'di. Savaş sonrası Führer'in bu hastalığı üzerine kafa yoran sayısız psikiyatrist onun iki ruhlu bir insan olduğu üzerinde birleşir. Çift kişilikli oluşu onu yakın çevresi için zaman zaman anlaşılmaz yapardı. Davranışları çoğu kez esrarengizdi. Gözlerini boyadığı insanları peşine takmasını başaran bu megalomanın başlattığı savaş sadece altı yıl içinde 60 milyon insanın yaşamını yitirmesine neden olmuştur! On yıllık yönetimi sırasında hep daha büyüğün peşinden koşan Hitler'in düşlerinden biri de, yüz binleri ve kendinden sonrakileri etkileyecek dev mimarlık eserleri yaratmaktı! Mimarlarının önüne koyduğu planların çoğu gerçekdışıydı. Onunla anlaşamamış tek mimar Stuttgartlı Paul Bonatz'dı. Münih'e Hitler'in istediği dev tren istasyonunu yapmaya karşı çıktığı için Almanya'yı terk etmek zorunda kalan Bonatz savaş ve savaş sonrası yıllarını Ankara ve İstanbul'da geçirir. Anıtkabir jürisinin başkanlığını yapar, Türkiye'de bir çok öğrenci yetiştirir. Hitler'in dev yapılarına günümüzde Berlin'de, Nürnberg'de, Münih'te, Regensburg'da hâlâ rastanıyor.

En son Salzburg ziyaretimizin ardından yakın Berchtesgaden'de yaşayan eski tanış bir aileyi ziyaret etmeden Stuttgart'a dönmek olmazdı. Havanın soğuk, fakat güneşli olmasından yararlanarak onlarla birlikte Obersalzberg tepesine çıktık. Almanya-Avusturya sınırında, iki bin metreye yaklaşan bu tepenin 1933'den bu yana kötü bir ünü var. Ülkede yönetimi ele alan Hitler kısa süre içinde Obersalzberg'deki tüm yapıları ele geçirir. Mülkünü satmak istemeyenleri "toplama kamplarına gönderirim" tehdidi ile inatlarından vazgeçirtir. Kendine "halkın başbakanı" dedirten Hitler Almanya'yı ve savaşı çoğu kez, bu tepeye oturttuğu dev merkezden yönetmiş, ülkelerarası politikacılarla, diplomatlarla görüşmelerini burada yapmıştır. Obersalzberg malikanesinin altına açırttığı beş kilometrelik gizli tünellerin bazılarını bugün ziyaret etmek mümkün. Amerikalılar 25 Nisan 1945'de sadece bu dev yapıyı bombalamadılar, Nazi subaylarıyla muhafızların konakladığı tüm binaları da yok ettiler. Bir kaç duvarı bırakılan Hitler karargahının yakınına 2005 yılında Bavyera Eyalet Hükümeti 50 milyon Euro harcayarak dev bir otel kondurttu.

Az ötede, uçurumun bağrına sipsivri saplanan bir kayanın üzerinde ilginç yapı var. Hitler'in çayevi! Diktatör büyük salonunda veya terasında Eva'sıyla keyif çatıp çayını yudumlar, ötelerdeki Salzburg'u ve ufuktaki karlı dorukları seyrederken kafasından yeni 'kötülükler' geçiriyordu. Burası Alpler'de bir 'kartal yuvası'. Rayh bakanı Martin Bormann düşsel bu yapıyı Führer'e 50. doğumgünü hediyesi olarak sadece 13 ayda zirveye kondurtmuştur. Yaklaşık 150 metrelik bir kayanın sivri tepesinde. Ulaşmak için önce kayalara oyulmuş, tarihi abajurlarla aydınlatılmış 124 metrelik bir tünelde ilerliyorsunuz. Sonra, içini kocaman bir avizenin ve şamdanların pırıl pırıl aydınlattığı, her yanı pirinç levhalarla kaplı kırk yedi kişilik asansörle kayaların içinde yine 124 metre yükseliyorsunuz, sadece 41 saniyede. İnanılmaz bir manzara ayaklarınızın altında. Dimdik yükselen yamaçlar silme çam ormanlarıyla kaplı, aşağılarda, kayaların derinliğinde Königsee'nin yemyeşil suları, üzerinde gemicikler, göle akan pırıl pırıl dereler.

Stefan Zweig "Dünün Dünyası"nda Salzburg yıllarını anlatırken şöyle söz eder: "Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra o küçük kentin kasvetli manzarasını anımsayıp damından yağmur suları akan evimizde soğuktan titreştiğimizi düşündükçe, bu barış yıllarının değerini daha iyi kavrıyorum. Dünyaya ve insanlara inanmamıza izin vardı o günlerde. Fakat sonra hemen karşımızda, Berchtesgaden dağında oturan bir adamın (!) bütün bunları tuzla buz edebileceğini hiç düşünmemiştik..."

www.ahmet-arpad.de

14 Aralık 2014

Düşle gerçek karışımı bir kent Salzburg

CUMHURIYET, 14.12.2014
SALZBURG
AHMET ARPAD

Ahmet Arpad, Salzburg Yahudi cemaati başkanı 101 yaşındaki Marko Feingold ile sohbet ediyor.
Ahmet Arpad, Salzburg Yahudi cemaati başkanı
101 yaşındaki Marko Feingold ile sohbet ediyor.
Salzach ırmağına uzanan loş ve dar sokakların arnavutkaldırımı taşlarında ayak sesleri... Kürk mantolarına, lodenlerine bürünmüş insanlar lokantalara, tiyatrolara gidiyor. Parlak tuvaletli bayanlar, smokinli beyler operanın önünde taksilerden iniyor. Mozart'ın, Zweig'ın, Bernhard' ın, Handke'nin kentinde akşam olmuş. Noel öncesi Salzburg ışıl ışıl, rengârenk. Alanlar, tarihi yapıların altındaki geçitler, dar sokaklar katedral alanı ve çevresinde kurulmuş Noel pazarı, buz patinaj sahası insan dolu. Az önce kent kütüphanesindeki bir okumadan çıkmıştık. Salonda boş yer yoktu. Stefan Zweig'ın 133. doğum gününde tiyatro sanatçısı Dorit Ehlers yazarın ünlü yapıtı "Yıldızın Parladığı Anlar" kitabından 'Okyanusu Aşan İlk Söz' minyatürünü okumuştu. "Bireylerin yaşamında ve tarihin akışında yüz yılları belirleyecek bir kararın tek bir güne, tek bir saate, tek bir ana sıkıştırıldığı çok trajik ve yazgıyı belirleyen anlara çok ender rastlanır. Geçmişin karanlığına ışık tuttukları için 'yıldızın parladığı anlar' dediğim, değişik yüz yıllardan ve bölgelerden anlardan bazılarını bu kitabımda anımsatmaya çalışıyorum..." diyen Stefan Zweig'ın Salzburg, Kapuziner yokuşu 5 numaradaki villasında geçirdiği yaklaşık yirmi yıl onu edebiyatta doruğa tırmandıran çok verimli yıllardır. 

Bu akşam bir toplantıdan diğerine gidiyoruz. Zweig'ın ölümünün üzerinden 72 yıl geçtikten sonra Salzburg'daki 'sevgili' villası hâlâ müze olamadı. Büyük çabalar sonucu ancak 2008 yılında bir Stefan Zweig Merkezi açılabildi. Yirmi yıl önce adı bir okula verilecekti, ancak o günlerde bakanlık "İntihar etmiş birinin adını bir okula veremeyiz" diye karşı çıkmıştı. 2014 yılına gelindiğinde ise Salzburg Pedagoji Akademisi'nin adına yazarın 133. doğum gününde büyük bir törenle Stefan Zweig adı eklendi. Konuşmacılar yazarın önünde saygıyla eğildiler: O insanlığın birliğini arzulayan kozmopolit bir insandı. Yapıtlarında hep insancıl bir hoşgörü düşüncesinden yola çıkan Zweig'ın gözünde toplumlar arası barışa erişmek için eğitim en temel koşuldu. Misyonu Avrupalı sanatçılarla edebiyatçıları ortak barış uğruna bir araya getirmekti. Kendini hep bir Avrupa ve dünya vatandaşı kabul etti, nasyonal sosyalizmle yürekten savaştı, barış uğruna kendinden çok şey verdi. Akademi rektörü Windischbauer Zweig'ın bu düşüncelerinin sürekli yaşamasını kendilerine görev edindiklerini açıkladı. Konuşmacılardan Stefan Zweig Centre müdürü Dr. Renoldner de toplantı sonrası sohbetimizde Carl Zuckmayer'in Zweig üzerine söylediklerini anımsattı: "Zweig dostça bağlandığı bir insanı ömrü boyu kardeş kabul ederdi. Gerçek bir dostluluk onun için mutlulukların en yücesiydi... Zweig adının mutlaka Salzburg'da bir alana veya caddeye verilmesi gerek!" Konuşmacılardan biri de Lotte Zweig'ın yeğeni, Londra'da yaşayan 86 yaşındaki Eva Albermann'dı. Avusturya'dan, New York'a, Brezilya'ya Zweig'la ilgili bir çok toplantıya çağırılıyor! O akşam tanıştığım bir başka ilginç insan da Salzburg Yahudi cemaati başkanı 101 yaşındaki Marko Feingold oldu. Toplantının ardından sohbet ettiğim Feingold yaşamının 6 yılını Ausschwitz ve Buchenwald toplama kamplarında geçirdiğini anlattı. 1945'den bu yana da Salzburg'da, dinç mi dinç, her yere gidiyor, konuşmalar yapıyor... O akşam hiç oturmadı.
Tarihi yapılar arasındaki daracık ortaçağ sokaklarını aydınlatıyor fenerler. Yüce katedralin çanları çalıyor, karanlıkta yayılıyor alanlarda, tepelerde, kayalıklarda yankılanıyor. Otele dönerken önünden geçtiğimiz kahvehanelerden, lokantalardan, şaraphanelerden, ışık süzüyor... Cafè Tomaselli'de, Schatz'da, Fürst'te Cafè Bazar'da, müşteriler azalmış. Otel Sacher'in terasından karşılar büyülü. Salzburg kalesi ışıl ışıl. "İnsanların, düşüncelerin, kültürlerin ve ulusların birbirleriyle uzlaşmasına hümanizmin aracılık etmesini yaşamım boyunca hedefledim" diyen Zweig'ın düşle gerçek karışımı kentinde gece olmaya hazırlanıyor.

www.ahmet-arpad.de

22 Aralık 2013

'Özgür düşünce kuş gibidir..!'

Cumhuriyet 22.12.2013
SALZBURG
AHMET ARPAD


Noel öncesi Salzburg ışıl ışıl, rengârenk. Dar sokaklar, alanlar ve tarihi yapıların altındaki geçitler insan dolu. Stefan Zweig üzerine çalışmaları ve kitaplarıyla ünlenmiş Gert Kerschbaumer ve değerli bir arşivi barındıran Salzburg Stefan Zweig Centre'in müdürü Dr. Klemens Renoldner'le Café Tomaselli'ye gidiyoruz. Salzach kıyısındaki şirin kent, Noel'e bir kaç hafta kala en canlı, en hareketli günlerini yaşıyor. Eski tanış Kerschbaumer son yıllarda "Uçan Salzburglu" ve "Stefan Zweig-Friderike Zweig Mektuplaşmaları, 1912-1942" eserleriyle adını duyurdu. Özellikle uzun bir uğraşı sonucu yayınladığı kalın "Mektuplaşmalar" kitabı titiz bir özverinin ürünü. Zweig  doğumun 132. yılında Salzburg'da Stefan Zweig Centre'in düzenlediği çeşitli etkinliklerle anıldı. Bu etkinliklerin birinde, Salzburg Devlet Tiyatrosu yönetim kurulu üyesi ve rejisör Peter Arp, yazarın ünlü eseri "Yıldızın Parladığı Anlar" (Almancadan çeviren: Burhan Arpad) kitabından 'Güney Kutbu İçin Mücadele' minyatürünü okudu. Ünlü yazarın doğum günü olan 28 kasımda sayısız davetli Salzburg kütüphanesinin salonunu doldurmuştu. Bundan 72 yıl önce aynı gün Zweig yaşamındaki en son doğum gününü sığınmış olduğu Brezilya'da, Petropolis'te kutlar. Yanında kendisine çok yakın bir kaç tanışı vardır. 60 yaşına bastığı o gün çok kötümserdir, çünkü geleceğe olan ümidini artık yitirmiştir. Ertesi sabah, 29 Kasım 1941 tarihinde, ilk eşi Friderike'ye yolladığı mektup: "Üzücü gün çok şükür geride kaldı," sözleriyle başlar.

Yirminci yüzyılın bu namuslu, insancıl ve iyi yürekli aydın yazarı ölümünden şimdiye hiç yitirmedi güncelliğini. 'İnsanların, düşüncelerin, kültürlerin ve ulusların birbirleriyle uzlaşmasına hümanizmin aracılık etmesini yaşamım boyunca hep hedefledim' diyen Stefan Zweig bir huzursuzluğun diğerini takip ettiği günümüzde düşünceleriyle her zamankinden daha çok geçerli. Her şeye hümanizmin penceresinden bakan Stefan Zweig yazar olarak özgürlüğüne düşkündü. Dünyaca ünlü bu aydın hümanistin Hitler rejiminin dayanılmaz baskıları altında ruhsal çöküntüye uğraması çok trajiktir. Nazi faşizminin özgür düşünceyi yok etme girişimleri Zweig'ları ölüme sürüklemişti! Ünlü "Berlin-Aleksander Alanı" romanının yazarı Alfred Döblin'in o yıllarda söylediği: "Özgür düşünceye engel olamazsınız, o kuş gibidir, her yere uçar" sözleri ne yazık ki günümüzde hâlâ geçerli. Stefan Zweig üzerindeki bütün baskılara karşın yazdı durdu, son gününe kadar. Ve yazdıkları bugüne dek hep güncel kaldı. 2013'de kitapları ölümünün ardından 70 yıl geçtiği için bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de artık telifsiz yayınlanabiliyor. Bundan yararlanan irili ufaklı bir çok yayıncı bu yıl peşpeşe Stefan Zweig bastı. Şu sıralar vitrinlerde aynı eserin bir kaç değişik baskısını yanyana görmek mümkün. Hatta öyle ki 20. yüzyıl Alman dili edebiyatının bu en ünlü yazarının dev eserlerinin yazıldığı dil Almanca'dan değil Fransızca çevirisinden çevrilmiş baskılarını (bunu okura açıklamaya hiç gerek görmeden) alelacele piyasaya sürmeye cesaret eden, bir çevirmenin kitaba verdiği özgün adı aynı kitabın başka bir çevirmene ısmarladıkları çevirisinde hiç çekinmeden kullanan ünlü, ünsüz yayıncılar bile var!

Café Tomaselli'den içeri giriyoruz. Salzburg'un bu ünlü kahvehanesi her zamanki gibi dolu. Şöyle bir sağa sola bakınıyoruz. Tek boş masa, hemen solda, pencere yanındaki küçük masa. Yanımızdan geçen yaşlıca garson gülümseyerek: "İyi akşamlar, Beyler," diyor. Peşinden yürüyoruz. Adam boş masanın üzerindeki "rezerve edilmiştir" kartını kaldırıyor. Oturuyoruz. "Salzburg hep dolu bir kent," diye konuşuyor Kerschbaumer. "İnsanın kaçacağı geliyor; bir Festival haftalarında, bir de şu Noel öncesinde..!" Mırıldanıyorum: "Zweig da Festival süresince Salzburg'dan hep kaçardı." Masadaki iki Salzburglu gülümsüyor.

www.ahmet-arpad.de

26 Şubat 2012

'Senin iyi günleri göreceğine eminim...'

Cumhuriyet 26.02.2012
SALZBURG
AHMET ARPAD

23 Şubat günü öğleye doğru eve gelen hizmetçi kadın yatak odasından hırıltılar duyar. Kocasının hemen çağırdığı doktor, Zweig çiftini yataklarında cansız bulur. Stefan Zweig giyimlidir, kravat takmıştır. Yanına uzanmış olan Lotte kocasına sarılmıştır. Doktorun ölüm kâğıdına yazdığına göre Lotte ve Stefan Zweig zehirli bir madde içerek -‘ingestao de substancia toxica, suicidio- yaşamlarına son vermişlerdi. Aynı günlerde Nazi yanlısı Salzburg eyalet gazetesindeki haberde, Bir mülteci yaşamı daha alışılmış şekilde sona erdi...satırları yer alıyordu. Stefan Zweig, savaştan kurtulmak için kaçtığı denizaşırı ülke Brezilyada savaşın kurbanı olmuştu... 1881 yılında Viyananın ünlü Schottenring Caddesindeki tarihi ve gösterişli bir yapıda başlamış olan yaşam, 1942 yılında Brezilyanın küçük dağ kenti Petropolisin Rua Gonçalves Dias 34 adresindeki bahçeli bir evde son bulmuştu. 

20. yüzyılın savaş karşıtı yazarları arasında çok önemli bir yeri olan Stefan Zweig, geçen hafta boyunca, ölümünün 70. yılında Uluslararası Stefan Zweig Cemiyeti ile Stefan Zweig Merkezinin düzenlediği çeşitli etkinlerle Salzburgda anıldı. Amerikalı rejisör Max Ophülsün 1948 yılında Zweigın Bilinmeyen Bir Kadının Mektubuöyküsünden beyazperdeye çok başarıyla uyarlamış olduğu filmi Sinema'da seyrettik. 15 yaşında çok genç bir kızın bir piyaniste olan karşılıksız aşkını anlatan bu şiirsel öykü, Zweigın en başarılı dönem eserlerinden biridir. Eski Viyanada geçen filmde başrolü oynayan Joan Fontaine gerçekten zor bu rolün altından çok başarıyla kalkmış. Zweigı sevenler ertesi gün de dev katedralin az ötesindeki Mozart Sinemasında düzenlenen büyük bir etkinlikte bir araya geldi. Yazarın İki Okyanus Arasındaki Saatadlı denemesinden uyarlanmış çok ilginç Panamabelgesel filminin yanı sıra, Brezilyadaki son yıllarında kaleme almış olduğu ünlü Satranç Oyunuadlı uzun öyküsünden 1960ta çekilen film de sunuldu. Zweig Merkezi Müdürü Dr. Renolder ve Avusturya televizyonu ORFin kültür programları sorumlusu Eichmann salonu dolduranlara ünlü yazarı değişik yönleriyle anlattılar. Hele tanınmış Zweig araştırmacısı Gerd Kerschbaumerin Salzburglu Zweig konuşması çok ilginçti!

Savaşlardan nefret ederimdiyen Stefan Zweig, her şeye hümanizmin penceresinden bakar. Dünya politikası 1933 yılında Nazilerin işbaşına gelmesiyle karışır, on binlerce sol görüşlü insan kamplara sürülür. Yakın dostu Joseph Roth o yıl Zweiga şöyle yazar: Çok büyük bir felakete sürüklendiğimizin farkında olduğunuzu sanıyorum. Edebiyat yaşamımız yok olacak...Aradan daha birkaç ay geçmeden kitapları yakıldı, dostları Almanyayı terk etmeye başladı. Zweigın mutluluklar ve başarılarla dolu yaşamı sona ermişti. Sevdiği Salzburgdan ayrıldı, villasını biraz da Nazilerin baskısıyla satmak zorunda kaldı. Eşi Friderikeden boşandı. Haymatlos olması ona pek ağır gelmişti. Bitkiler gibi insanlar da köksüz uzun süre yaşayamazdiyen Zweig, 26 Mayıs 1940ta günlüğüne şu notu düşer: En iyisi insanın yanında hep küçük bir şişe morfin bulundurması.” Onlarca yıl sevmiş olduğu dünyanın kesinlikle bir daha geri gelmeyeceğine artık inanıyordu. Rio de Janeiro yakınlarındaki dağ kenti Petropoliste bahçeli küçük bir ev kiraladı. Orada her şeyi unutmak istiyordu. Fakat Avrupadan gelen haberler pek korkunçtu. Friderikeye yolladığı 22 Şubat 1942 tarihli son mektubunda şöyle yazar: Sevgili Friderike, bu mektup sana vardığında ben kendimi eskisinden çok daha iyi hissedeceğim. Senin iyi günleri göreceğine eminim. Bu satırları son saatlerimde yazıyorum. Kararımı verdiğim andan sonra kendimi nasıl da rahat hissettiğimi bilemezsin... Rahata ve mutluluğa kavuştuğumu öğrendin. Stefan.” 

İnsan ve yazar olarak özgürlüğüne düşkündü. Dünyaca ünlü bu aydın hümanistin Hitler rejiminin dayanılmaz baskıları altında ruhsal çöküntüye uğraması çok trajiktir. Nazi faşizminin özgür düşünceyi yok etme girişimleri Zweigları ölüme sürüklemişti! Yirminci yüzyılın bu namuslu, insancıl ve iyi yürekli aydın yazarı, 23 Şubat 1942deki ölümünden bu yana hiç yitirmedi güncelliğini. Avusturyalı yazar, huzursuz yüzyılımızda düşünceleriyle her zamankinden daha çok geçerli!

Geçen hafta Salzburgda bazı güzel haberler de vardı: Petrópolisdeki Casa Stefan Zweig, 1 Haziran 2012 günü müze olarak kapılarını açacak! Uzun yıllar süren çabalar sonucunda gerçekleşen bu müze-evde yazarın arkasında bırakmış olduğu kişisel eşyalar, kitaplar, fotoğraflar, belgeler ve filmler sergilenecek. Anılarla dolu evde sergiler, sempozyumlar, film ve tiyatro gösterileri, okuma günleri ve konserler de düşünülüyor. Brezilyalı Zweig severlerin amacı nasyonal sosyalizmin kurbanı olmuş, ülkelerine sığınmış sanatçıları, düşünürleri ve bilim adamlarını burada anmak... 

www.ahmet-arpad.de

21 Aralık 2008

Düşle gerçek karışımı bir kent

Cumhuriyet 21.12.2008
SALZBURG
AHMET ARPAD

19. yüzyılın ünlü gezgini Alexander von Humboldt'a göre, Napoli ve İstanbul'un yanı sıra Salzburg dünyanın en güzel üç kentinden biridir. Ortaçağla günümüz bağdaşıyor Salzach Irmağı kıyısındaki bu kentte. Doğanın güzelliği ile sanat eserleri, dik, kayalıklı yamaçlarla yeşil düzlükler bir arada uzanıyor. Alpler'in en son eteklerine sıkışmış ovada bazen yeşil, bazen sarı gri, fakat hep köpüklü ve çağıltılı akan Salzach'ın kıyılarında yükselen kubbelere gün batışının kızıllığı vuruyor. Akşamın loşluğunda renk değiştiriyor üzerlerine hafif kar düşmüş küf yeşili kubbeler, kıpkırmızı kiremitli sivri damlar. Irmağın kıyısındaki dizi dizi kestane ağaçlarının altına gizlenmiş kanepelerde oturanlar karşılarındaki kentle sahne karışımı bu çarpıcı görüntüye dalıyor. Tarihi yapılar arasındaki daracık ortaçağ sokakları önce karanlığa bürünüyor, sonra ışıl ışıl aydınlanıyor fenerlerle. Kent yavaş yavaş boşalıyor. Salzburg'a günübirlik gelmiş turistler otobüslerine binip gitmiş. Kahvehanelerden, lokantalardan, şaraphanelerden, pastanelerden ışık sızıyor. Tarihi binaların altındaki dar pasajların birbirine bağladığı sokaklar ıssız. Kürklü, lodenli çiftler koşar adım tiyatroya, operete, konsere gidiyor. Parlak tuvaletli bayanlar, smokinli beyler operanın kapısında taksilerden iniyor. Cafè Tomaselli'de, Cafè Bazar'da, Schatz'da, Demel'de, Fürst'te müşteriler azalmış. Beyaz önlüklü şirin kızlar keyifle masaları siliyor, iskemleleri topluyor. Otel Sacher'in terasından karşılar büyülü. Birkaç yıl önce kapanan tarihi Cafè Winkler'in üzerindeki kocaman projektörler Hohensalzburg Kalesi'ni ışığa boğuyor. Salzach Irmağı'nın karanlık suları iki kıyının ışıltıları altında pırıl pırıl. Üçüncü yüzyıldan kalma dehliz gömütlüklerin az ötesindeki St. Peter mahzeninde kırmızı şarap yudumlayanlar derin sohbetlere dalmış. Büyük kilise alanı soğuk. Buz gibi bir rüzgâr çıplak taşları yalıyor. Yüksek sütunlar önünde zenginler kadeh kaldırıp, kahkahalar atıyor. Jedermann yalancı dostlarıyla eğleniyor. Birdenbire göğün karanlığından bir ses adını haykırıyor, onu çağırıyor. Herkes kaçışıyor. İyilik melekleri Jedermann'ı kucaklayıp göklere götürüyor. Orgun kulakları çınlatan sesiyle güvercinler uçuşuyor... Salzburg, sokaklarıyla, kiliseleriyle, saraycıkları, villa ve yüzlerce yıllık sayısız yapısıyla bir sahne kent. Burada düşle gerçek birbirine karışıyor.
 
www.ahmet-arpad.de

7 Aralık 2008

‘Dostluk eli uzatırdı herkese’

Cumhuriyet 07.12.2008
SALZBURG
AHMET ARPAD

Bu ev artık Stefan Zweig’ın! Yaşamı boyunca Avrupa ruhunu, toplumların uzlaşmasını düşlemiş olan bu ünlü Avusturyalıya Salzburg’un geç de olsa verdiği bir armağan! 1934’te Nazi baskısına dayanamayıp ailesini, evini, kentini terk eden Zweig’ı Salzburg aradan tam 74 yıl geçtikten sonra algılıyor. Salzach Irmağı kıyısına yayılmış tarihi kente tepeden bakan Edmunsburg’daki üç katlı şık 17. yüzyıl barok villa buram buram Zweig kokuyor! Burası artık edebiyatla bilimin buluştuğu bir yer. Zweig’ın yaşamı sayısız arşivden bulunup çıkarılmış fotoğraflarla ve belgeyle anlatılıyor. Kütüphane odasının raflarını dünyanın dört bir köşesinden gelmiş yüzlerce Zweig çevirisi dolduruyor. Yazı masası ile uzun yolculuklarda yanından hiç ayırmadığı daktilo da bir köşede yerini almış. Enternasyonal Stefan Zweig Cemiyeti Başkanı Dr. Holl, Salzburg’daki bu güzel yapının artık Avrupa edebiyatı ve sanat tarihi üzerine düzenlenecek bilimsel toplantılara, konuşmalara, konferanslara ve okumalara açık olacağını söyledi. Zweig üzerine araştırma yapanlar da burada her şeyi bulacak. Çeşitli ülkelerden edebiyatçıların ortak projelerine destek vereceklerini, salonlarını ve arşivlerini onlara açacaklarını da sözlerine ekledi.
 
Bundan doksan yıl önce kültür aracılığıyla Avrupa’yı birleştirmeyi kafasından geçiren Stefan Zweig’ın düşünü hep canlı tutmak, Salzburglular için artık bir “Avrupa projesi”. İki savaş arasında bütün usta eserlerini yarattığı Salzburg, onun gözünde “Avrupa’nın kalbi” idi. Salzach Irmağı’nın bir kıyısında, tepede, Kapuzinerberg’de, ömrünün en önemli yıllarını geçirmiş olduğu bahçeli büyük villa, öteki kıyısında, tepede, Mönchsberg’de şimdi onun adını taşıyan, günümüz insanlarına onu anımsatan başka bir villa. Geride bıraktığı sayısız eserle bizlere hep örnek olmuş ve olmaya devam eden bir insan. Yirminci yüzyılın iki dünya savaşını yaşamış bu büyük yazarı, kendi güçlerine inanmış insanların dünyayı savaşlardan arındıracağı inancını taşıyordu. “Savaşlarla savaşmalıyız!” diyen Stefan Zweig geride bıraktığımız yüzyılın en hümanist edebiyatçısı idi.
 
Avrupa’nın çeşitli kentlerinden Stefan Zweig Center’in açılışına gelmiş insanlar, ünlü yazarı andı. Konuşmacılar yirminci yüzyılın bu namuslu, insancıl ve iyi yürekli aydın yazarını anlattı: “Kültürlerin birleştiği bir Avrupa... Hümanizm, güzel sanatlar, edebiyat, bir araya gelen sanatçılar, müzisyenler, edebiyatçılar... Avrupa insanlarını kültür aracılığıyla birleştiren, güçlendiren insanlar...” Stefan Zweig’ın düşleriydi. Avrupalı Zweig bir Avusturyalı idi. O, Avrupalı bir modern dünya vatandaşıydı. Politikacılara karşı eserleriyle düşün savaşı vermiş, kitapları yakılmış gerçek bir aydındı! Kültür aracılığı ile daha iyi bir dünyayı yaratacağına inanmış tam bir düşünürdü. İnsancıldı, savaş karşıtıydı. Her şeye bu açıdan bakardı. İnsan ve yazar olarak özgürlüğüne düşkündü. Bu uğurda savaşım verdi ömrü boyunca.
 
Zweig lirik anlatımı ve yalın diliyle okuru kendine bağlar. Yaşamöyküsü olarak kabul edilen “Dünün Dünyası” (Türkçesi: Burhan Arpad) eserinin son satırları, geride kalanlar ve yarınları yaşayacaklar için umut ışığıdır: “Her gölge sonunda yine de ışığın çocuğudur. Ancak aydınlıkla karanlığı, savaşla barışı, yükselişle alçalışı yakından tanımış olan kişi, hayatı gerçekten yaşamış sayılır.”

Piyanoda Chopin müziği, Barcarolle... Duvarlar bembeyaz, yüksek mi yüksek. Piyanonun tuşlarına dokunan parmaklar ince, narin. İnsan ruhunu dolduran Chopin melodileri... Konuşmacı sözlerini bitiriyor: “İnsancıldı, dostluk eli uzatırdı herkese, karşılık beklemeden. Gösterişi sevmezdi, insanları sevmek yaşam koşuluydu Stefan Zweig için... Toplumları birbirine yaklaştırmak bir misyondu onun gözünde...”
 
www.ahmet-arpad.de

17 Aralık 2006

Stefan Zweig, insancıl yazar

Cumhuriyet 17.12.2006
AHMET ARPAD
SALZBURG

Tanrılar, melekler, beyaz bulutlar... Piyanoda Chopin müziği, Barcarolle... Duvarlar bembeyaz, yüksek mi yüksek. Küf rengi perdeler ipek, tavandan aşağı, uzun mu uzun. Piyanonun tuşlarına dokunan parmaklar ince, narin. Chopin'in melodileri ruhu dolduran, tanrılar insanlara tepeden bakan... "İnsancıldı, dostluk eli uzatırdı herkese, karşılık beklemeden. Gösterişi sevmezdi, insanları sevmek yaşam koşuluydu Stefan Zweig için... Toplumları birbirine yaklaştırmak bir misyondu onun gözünde..." Kocaman, ağır mı ağır, pırıl pırıl, kristal avizeler asılı duruyor havada. Yükselen loş ışık aydınlatıyor melekleri, tanrıları, çıplak kadınları. "Kültürlerin birleştiği bir Avrupa... Hümanizm, güzel sanatlar, edebiyat, bir araya gelen sanatçılar, müzisyenler, edebiyatçılar... Avrupa insanlarını kültür aracılığı ile birleştiren, güçlendiren o insanlar..." Stefan Zweig'ın düşleri.
 
Yüce katedralin çanları çalıyor, karanlıkta yayılıyor tarihi alanlarda, yankılanıyor tepelerde, kayalıklarda, iniyor Salzach kıyısındaki şirin kentin üzerine. Tahta kapılar kara, kanatları geniş. Duvarlarda adam boyu şömineler. Kocaman, yüksek pencerelerden dev salona giriyor çan sesleri... Avrupalı bir Avusturyalı. Avrupalı bir modern dünya vatandaşı. İki dünya savaşı yaşamış, politikacılara karşı eserleriyle düşün savaşı vermiş, kitapları yakılmış gerçek bir aydın! Kültür aracılığı ile daha iyi bir dünyayı yaratacağına inanmış tam bir düşünür. "İnsancıldı, savaş karşıtıydı. Her şeye bu açıdan bakardı. İnsan ve yazar olarak özgürlüğüne düşkündü. Zweig'ın 70-80 yıl önceki düşü gerçekleşecek mi, kültür Avrupası bir araya gelecek mi? Hayır..." Mozart müziği, Adagio H-Moll, piyanonun tuşlarında kayan parmaklar. Melekler, tanrılar, çıplak kadınlar uçuşuyor, şaha kalkmış atlar yükseliyor gökyüzünün sonsuzluğuna. Salzburg'da, piskoposların yüzlerce yıl yaşamış olduğu, sarayı andıran dev yapının tarihi salonlarında Rönesans, barok ve kasisizm bir arada. Avrupa'nın çeşitli kentlerinden gelmiş yüzlerce insan Stefan Zweig'ı anıyor 125. doğum gününde. Konuşmacılar yirminci yüzyılın bu namuslu, insancıl ve iyi yürekli aydın yazarını anlatıyor. Duygulu ve hüzünlü. Stefan Zweig'a göre ancak kültür birliğinin gerçekleşmesiyle Avrupa insanları ortak bir kimliğe kavuşabilirdi. Bu uğurda savaşım verdi ömrü boyunca. Eserlerinde hep doğruya inanır, savaşlardan nefret eder Zweig. Lirik anlatımı ve yalın diliyle okuru kendine bağlar. Hayat hikâyesi olan "Dünün Dünyası" (Türkçesi: Burhan Arpad ) eserinin son satırları, geride kalanlar ve yarınları yaşayacaklar için umut ışığıdır: "Her gölge sonunda yine de ışığın çocuğudur. Ancak aydınlıkla karanlığı, savaşla barışı, yükselişle alçalışı yakından tanımış olan kişi, hayatı gerçekten yaşamış sayılır."
 
Katedral alanından ırmağa uzanan loş ve dar sokakların arnavutkaldırımı taşlarında ayak sesleri... Kürk mantolarına, lodenlerine bürünmüş insanlar evlerine, otellerine dönüyor. Mozart'ın, Zweig'ın, Bernhard' ın, Handke 'nin kentinde gece olmuş. Aydınlık vitrinler rengârenk, pırıl pırıl, ışıl ışıl.
 
www.ahmet-arpad.de

23 Nisan 2006

Mozart'a kimse dokunamaz!

Cumhuriyet 23.04.2006
AHMET ARPAD
SALZBURG

Duruyor öyle. Omuzlarını hafif çekmiş, üşürmüş gibi bir hali var. Karlar üzerinde buz tutmuş. Üç metreye yakın boyu. Her görenin hoşuna gitmiyor, çoğu kişi onu böyle görünce öfkeleniyor. En çok da bu kentte yaşayan insanlar! Salzburg'un dar sokaklarından birinde yanınızdan geçene sorun: ''Markus Lüppertz'in Mozart heykeline nereden gidilir?'' diye. Adamın hemen suratı asılır. ''Dehşet bir şey, görmenize hiç gerek yok!'' der öfkeyle. Bir başkasının yanıtı da, ''Rezalet, tam bir küstahlık!'' olur. Bu modern bronz heykeli kentin tam göbeğine değil, kıyı köşe bir yere, Ursulinen Alanı'na koymuşlar. Bana kalırsa, Herbert von Karajan adını taşıyan ve otomobil parkını andıran alandan daha iyi bir yerde duruyor Salzburg'un bu ünlü çocuğu. Güzel biri değildi Mozart . Gözleri hafif patlak, çifte gerdanlı, cildi çiçek bozuğu, sürekli bir yerden bir yere huzursuzca koşuşturan, kimi zaman hoppa, kimi zaman duygulu yaşam sürdüren, yaşadığı sürece çevresinin pek anlamadığı içine kapanık biriydi... 35 yıl, 10 ay ve 9 gün süren kısa yaşamının ardından kavramıştı insanlar Mozart'ın yarattığı müziğin dünyayı değiştirecek güçte olduğunu. Yaşamının üçte biri yollarda geçmişti. 10 yıl, 2 ay ve 8 gün kentten kente, konserden konsere gidip durmuştu. Salzburglu'nun pek beğenmediği o heykel, bence yaşamı yarım kalmış, düşünceleri karmakarışık, alıngan, fakat güçlü bu insanı çok iyi anlatıyor. Bütün Avusturya, Mozart'ın 250. yaşını kutluyor. En çok da Salzburg! Yılbaşından bu yana turistler akmaya başlamış Salzach Nehri ile kayalık tepeler arasına kurulu bu güzel kente. Euro City Mozart ekspresine binip gelenler var, Wolfgang Amadeus Mozart Havaalanı'na inenler de var. Amadeus Oteli'ni yeğleyenler çoğunlukla Amerikalılar. Bizler de karlar içindeki Bad Tölz, Tegernsee ve Bechtesgaden'i arkada bırakıp, sınırın öte yanındaki bu kente günübirliğine yine bir uğrayalım demiştik. Nereye bakarsanız karşınızda hep o! Bira kadeh ve bardaklarında, ''Mozart- for-Men'' tıraş losyonlarında, tişörtlerde, poşetlerde, çantalarda, yuvarlak çikolatalarda, pastalarda, kemanı andıran özel yapım sosislerde, sayısız şarapta, birada, sert içkide, yemek tabaklarında... Her yerde o gülümsüyor! Bütün dükkânlar, lokantalar, barlar, kafelerde o karşılıyor sizi! Salzburg bu yıl tam bir kültür turizmi yaşıyor. Operalar, konser ve sergi salonları, tiyatrolar, kiliseler, alanlar, galeriler Mozart'la içli-dışlı... Kimler gelmiyor bu kente! Dünyaca ünlü, aklınıza gelen kim varsa Salzburg'da bu yıl. Mozarteum'da 5 Haziran saat 11'de Fazıl Say da Mozart sevenlerin karşısına çıkıyor. Kentin sokak ve alanlarını kocaman topları andıran, rengârenk yuvarlaklar doldurmuş. Mozart çikolatalarını anımsatan 80 adet top, 105 metre çapında. Bu sanat eserleri için sponsorların cebinden tam 700 bin Avro çıkmış! 17 Nisan'a kadar Salzburg'da, ardından da yıl sonuna dek Viyana'dan Stuttgart'a birçok Avrupa kentinde. Buraya kadar gelip de karşı kıyıya geçmemek, Kapuzinerberg'in yamaçlarına tırmanmamak olur mu? Mozart 18. yüzyılın ünlü Salzburglusu! 20. yüzyılın ünlüsü de tabii ki Stefan Zweig! Kapuzinerberg'in yamacındaki villasında eşi Friderike ile geçirdiği yıllardır Zweig'ı edebiyatta doruğa tırmandıran. En güzel eserlerini, kente ve Salzach'a yukarıdan bakan o iki katlı, ağaçlar arasına gizlenmiş bu villada yazmıştır. Az sonra yine aşağıda Linzer Sokağı'ndayız. Gabler birahanesinin penceresinde komponist Ferruccio Busoni' nin sözleri: ''Mozart çok şey anlatır, fakat hiçbiri fazla değildir!'' Mönchberg'in eteğindeki St. Peter Mezarlığı'nı da mutlaka görmek gerekir. Sanatçı ve bilim adamlarının mezar taşları bugün karlar altında. Mozart'ın kız kardeşi Nanerl, Haydn' ın küçük kardeşi Michael, Salzburg Katedrali'nin mimarı Solari bu çok romantik ve tarihi mezarlıkta. Salzburg 2006'da Mozart'la yatıp, Mozart'la kalkıyor. Kentli onu çok seviyor, kimseyi ona dokundurmuyor. Çünkü o, insanları birbirine bağlıyor. Sevilmez mi Mozart?
 
www.ahmet-arpad.de

10 Temmuz 2005

Salzburg ve Stefan Zweig

Cumhuriyet 10.07.2005
AHMET ARPAD
SALZBURG

19. yüzyılın ünlü gezgini Alexander von Humboldt' a göre, Napoli ve İstanbul'un yanı sıra Salzburg dünyanın en güzel üç kentinden biridir. Ortaçağla günümüz bağdaşır Salzach ırmağı kıyısındaki bu kentte. Doğanın güzelliği ile sanat eserleri, dik, kayalıklı yamaçlarla yeşil düzlükler bir arada uzanıyor. Alpler'in en son eteklerine sıkışmış ovada bazen yeşil, bazen sarı gri, fakat hep köpüklü ve çağıltılı akan Salzach'ın kıyılarında yükselen kubbelere gün batışının kızıllığı vuruyor. Akşamın loşluğunda renk değiştiriyor küf yeşili kubbeler, kıpkırmızı kiremitli sivri damlar. Irmağın kıyısındaki dizi dizi kestane ağaçlarının altına gizlenmiş kanepelerde oturanlar karşılarındaki kentle sahne karışımı bu çarpıcı görüntüye dalıyorlar. Tarihi yapılar arasındaki daracık ortaçağ sokakları önce karanlığa bürünüyor, sonra ışıl ışıl aydınlanıyor fenerlerle. Düşle gerçek karışımı bir kent Salzburg, görüntüsü günün her saatinde sizi büyüleyen. Salzburg dünyaca ününü sadece güzelliğine borçlu değil. Bu kent Mozart' ın doğum yeridir. Getreidegasse'deki evini her yıl yüz binler ziyaret ediyor. 1920'de kurucuları, Yahudi asıllı Max Reinhardt, Viyanalı yazar Hugo von Hofmannstahl ve besteci Richard Strauss olan on binlerin aktığı Salzburg Festivali her yıl temmuz-ağustos aylarında düzenleniyor. Büyük katedralin önünde sahnelenen ''Jedermann'' oyunu ile açılıyor hep. 1938-1944 arasında Hitler bu festivali, Nazi propagandası amaçlı da olsa, devam ettirmişti. Tabii Max Reinhardt'sız ve Jedermann'sız... Gelecek yıl Salzburg, Mozart'ın 250. doğum gününü kutlayacak. Etkinlikler kapsamında Fazıl Say da 5 Haziran 2006'da bir konser verecek. Salzburg aynı zamanda, Avusturya'nın en ünlü yazarı Stefan Zweig' ın yaklaşık 20 yıl yaşadığı kenttir de. Kapuzinerberg'in yamacındaki villasında geçirdiği yıllar Zweig'ın en verimli yıllarıdır. Kapuziner yokuşu, 5 numaradaki villayı Friderike ile evli olduğu yıllarda satın almıştı. Salzburg'da geçirdiği yıllardır Zweig'ı edebiyatta doruğa tırmandıran. En güzel eserlerini, kente ve Salzach'a yukardan bakan o iki katlı, ağaçlar arasına gizlenmiş villada yazmıştır. Kısa sürede ünlü insanlarla dostluk kurmuş, onları sık sık Salzburg'da konuk etmiştir. Romain Rolland, Thomas Mann, H.G. Wells, Hoffmannstahl, James Joyce, Franz Werfel, Paul Vallery, Arthur Schnitzler, Ravel, Toscanini, Richard Strauss' la bu evde saatler, günler geçirmiştir... ''Sanatla, mutlu doğanın karşılıklı yükseldiği o günler ne zengin, ne renkliydi!'' diye anlatır, ölümünden kısa süre önce yazdığı en ünlü eseri Dünün Dünyası'nda (Türkçesi: Burhan Arpad) Salzburg yıllarını. ''Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra o küçük kentin kasvetli manzarasını anımsayıp damından yağmur suları akan evimizde soğuktan titreştiğimizi düşündükçe, bu barış yıllarının değerini daha iyi kavrıyorum. Dünyaya ve insanlara inanmamıza izin vardı o yıllarda. Fakat sonra hemen karşımızda, Berchtesgaden dağında oturan bir adamın(!) bütün bunları tuzla buz edebileceğini hiç düşünmemiştik...'' 1934'te Gestapo'nun villayı basıp, silah araması üzerine Zweig ülkesini terk etmekten başka çıkar yol bulamaz ve İngiltere'ye yerleşir. Ancak kendini burada da rahat hissetmez. Artık ayrı yaşadığı eşi Friderike , villayı 1937'de Viktor Gollhofer adındaki zengin bir kumaş tüccarına satmak zorunda kalır. Gollhofer, 1950'li yıllarda yaptığı bir Salzburg ziyaretinde villayı görmek isteyen babam Burhan Arpad'ı değil eve almak, ona bahçeyi bile göstermez. Oldukça kaba davranır. Zweig üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Gert Kerschbaumer ile kısa süre önce Salzburg'da villaya bir gezinti yaptık. Dik yokuşu çıkarken ilginç şeyler anlattı. Gollhofer ailesi Zweig'lara olan son taksit borcunu mahkeme kararı ile Nazi yönetimine ödemişti. Zweig vârislerinin bugün Avusturya devletinden hâlâ alacağı varmış! Friderike Zweig anılarında Gollhofer'lerden ''Nazi bir aile'' diye söz eder... Savaşın şiddetini arttırması ve Hitler' in güçlenmesi Zweig'ı daha çok bunalımlara sokar. Onlarca yıldır kafasından geçirdiği ve uğruna savaşım verdiği ''kültür Avrupası'' düşünün artık gerçekleşmeyeceğini kavramıştır. 1940'ta İngiliz vatandaşı olur ve o yıl konferanslar için gittiği Brezilya'ya yerleşmeye karar verir. Fakat orada da mutluluğa erişemez, iki yıl sonra intihar eder. ''Bir mülteci yaşamı daha alışılmış şekilde sona erdi...'' diye oldukça üst perdeden yazar o günlerde Salzburg eyalet gazetesi. Salzburg'daki villanın Zweig'dan sonraki sahipleri ise kapının önüne değil bir heykel dikilmesine, dış duvara plaket takılmasına bile izin vermiyorlar. Koskocaman bahçenin tarihi ağaçları arasındaki villada erkek arkadaşıyla yaşayan Gollhofer'lerin yaşlı oğlu da babası gibi ''ters adamın biri'', Gert Kerschbaumer'in anlattığına göre. Az sonra kapısını çaldığımız Kapuziner manastırının al yanaklı, şişman, güler yüzlü rahibi ise büyük terastan inanılmaz güzellikteki o Salzburg manzarasını doya doya seyretmemize izin veriyor. İnsancıl ve savaş karşıtı Zweig'ın büstü şimdi manastırın önünde düşünceli düşünceli durmuş villasına bakıyor. Zweig ölümünden bu yana hiç yitirmedi güncelliğini...
 
www.ahmet-arpad.de

3 Temmuz 2005

Alpler'de bir çayevi

Cumhuriyet 03.07.2005
AHMET ARPAD
SALZBURG

Yükseklik neredeyse 2000 metre. İnanılmaz bir manzara, dimdik yükselen yamaçlar silme çam ormanlarıyla kaplı, aşağılarda, kayaların derinliğinde gölün yemyeşil suları, Königsee'ye akan pırıl pırıl dereler. Çok ötelerde Salzburg, ufukta Alple r'in karlı dorukları... Führer'in çayevinden seyrediyor insanlar bu doğa harikasını. Uçurumun bağrına sipsivri bir çıkıntı gibi saplanan terasta bundan altmış öncesine kadar Hitler , yanında Eva 'sı keyif çatıp çayını yudumlarken kafasından yeni ''kötülükler'' geçiriyordu. Alpler'deki bu ''kartal yuvası'' ona Nasyonal Sosyalist Parti yönetiminin 50. doğum günü armağanı! Martin Bormann'ın sadece 13 ayda inşa ettirdiği, yaklaşık 150 metrelik bir kayanın sivri tepesine oturtulmuş yapıya ulaşmak bir macera. Önce kayalara oyulmuş, abajurlarla aydınlatılmış 124 metrelik bir tünelde ilerliyorsunuz. Sonra, tavanından sallanan kocaman bir avizenin, duvarlarındaki kollu şamdanları pırıl pırıl aydınlattığı, içi tamamen pirinç levhalarla kaplı kırk yedi kişilik asansörle kayaların içinden 124 metre yükseliyorsunuz, sadece 41 saniyede. Ziyaret sonrasında tünel çıkışında bekleyen özel otobüsler insanları tekrar Berchtesagaden'e indiriyor. Buraya ulaşan yol özel araçlara kapalı. Sık sık çam ormanları arasından geçen, bir tarafı uçurum yol çok dik ve daracık. Manzara anlatılamaz. 1939'da tamamı kayalara oyulan 6.5 kilometrelik bu yolu da Bormann açtırtmış. Otobüs ardı ardına tünelleri geçerek 1100 metreye iniyor. Yolcular buradan sonra kendi özel araçlarıyla, ya da başka bir otobüsle yollarına devam ediyor. Fakat daha önce görecek başka şeyler var. Az yukarda, bir düzlükte beş yıldızlı yepyeni bir otel, biraz ötede ''Belgeler Merkezi'' , az aşağıda kocaman bir yapının temel taşları, duvar yıkıntıları... Hitler'in, Berlin ve Wolfschanze'den sonraki, Alp dorukları karşısında çılgınca planlarını yaptığı, Amerikalıların 1945 Nisanı'nda bombaladığı üçüncü karargâhı Berghof'tan arta kalanlar. Almanya-Avusturya sınırındaki Berchtesgaden'e gelenler Obersalzberg tepesine de çıkıyor. Amerikalılarla Japonlar çoğunlukta. Buralarda hâlâ Hitler'den bir şeyler arıyorlar. Nazi subaylarının konakladığı Hoher Göll misafirhanesinin temelleri üzerine altı yıl önce oturtulmuş olan Nasyonal Sosyalist Belgeler Merkezi'nde geçmişi yaşıyorlar. Hitler'in bu yörede, ''Bay Wolf'' takma adıyla geçirdiği 1920'li yıllardan Berlin sığınağında intiharına kadar uzanan korkunç yaşamına dönüyorlar. Bormann'ın 1943'te tepenin altına oydurduğu beş kilometrelik tünellere ve dehlizlere adım atıyorlar. Zengin olanları, Bavyera Eyaleti'nin 50 milyon Avro harcayarak 100 dönümlük araziye kondurduğu lüks otelde konaklıyor. ABD askerlerinin elli yıl boyunca tatil yaptığı, Hitler'in Berghof karargâhına sadece 150 metre uzaktaki Göring villası Platterhof'un yerine inşa edilmiş bu yuvarlak yapı dev bir uçan daireyi andırıyor. Zenginler, kocaman pencereli odalarından dumanlı Alp doruklarını seyredip düşlere dalıyor. Aşağılarda, durgun suları yeşil, beyaz, mavi Königsee. Üzerinde küme küme küçük bulutlar, ötelerde sivri kayalara yükselen kartallar....
 
www.ahmet-arpad.de

19 Haziran 2005

'Türk'ün Yeri' ve Hitler

Cumhuriyet 19.06.2005
AHMET ARPAD
SALZBURG

Almanya-Avusturya sınırında, Alp dağlarında, 2 bin metreye yaklaşan Obersalzberg tepelerinin kötü bir ünü var 1933'ten bu yana... Yörenin güzel ve sağlıklı doğasına hayran olduğu için 1923 yılından başlayarak her yıl burada haftalar geçiren Wolf adında biri kendine hep Moritz Pansiyon'da oda kiralıyordu. Königsee ve Berchtesgaden yakınlarındaki yamaçlar o yılların Almanyası'nda yavaş yavaş ünlenmeye başlamıştı. Varlıklı ailelerle ünlü politikacıların çok çabuk alışmıştı ayakları Obersalzberg'e. 1930'lu yıllara girildiğinde bay Wolf güzel bir evi ''Adolf Hitler'' adına sürekli kiralar! Birkaç yıl sonra da yakındaki koskocaman bir villayı satın alır. 1933 yılına gelindiğinde Hitler çevredeki arazileri ve başka villaları da tek tek elde eder. Ülke yönetimini hızla ele geçirmeye başlayan bu insan, mülkünü satmak istemeyenleri ''Toplama kamplarına gönderirim'' tehdidi ile inadından vazgeçiriyordu. Hitler'e bir süre karşı çıkan ve binasını satmayan tek kişi, yamacın en güzel köşesinde ''Türk'ün Yeri'' adlı pansiyonu işleten Karl Schuster idi. Naziler üzerine söyledikleri nedeniyle bir süre Dachau Kampı'na tıkılan Schuster sonunda tehditler altında pansiyonu elden çıkarmak zorunda kalır ve kısa süre sonra da ölür. Savaş yıllarında Hitler'in Rayh güvenlik kadrosunun konakladığı pansiyon 1945'ten sonra Obersalzberg'de sahiplerine geri verilen tek bina. Günümüzde de ''Türk'ün Yeri'' adı altında otel ve lokanta olarak çalıştırılıyor. Sürekli dolu. Müşterileri, başta Amerikalılar olmak üzere yabancılar. Otele ''Türk'ün Yeri'' denmesinin nedenine gelince... Şimdiki binanın yerinde 17. yüzyılda da bir pansiyon ve lokanta varmış. O zamanki sahibi 1683 yılında, Viyana'yı kuşatan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordularına karşı savaşmak için askere alınmış. Osmanlıları Viyana kapılarından püskürttükten sonra savaştan evine dönen adam pansiyon-lokantayı çalıştırmaya devam etmiş. Yöre halkı da ona, Türklere karşı savaşmış olduğu için ''Türk'' , pansiyonuna da ''Türk'ün Yeri'' demeye başlamış. Hitler'in dağın içine kazdırdığı yeraltı tünellerinin bir bölümüne bugünkü pansiyonun içinden geçilerek iniliyor. Adolf Hitler Almanya'yı ve savaşı çoğu kez, Obersalzberg tepesine oturttuğu merkezden yönetmiş. Uzmanlara göre 12 yıllık iktidarının (4 bin 351 gün) tam 1481 gününü burada geçirmiş. Amerikalıların, 25 Nisan 1945'te tepeyi bombalamasının nedeni de bu. Sadece dev binayı yerle bir etmemişlerdi, savaş yıllarında Nazi subaylarıyla muhafızların sürekli konakladığı tüm binalar da bombalarla yıkılmıştı. Birkaç duvarı bırakılan Hitler karargâhının az ötesine şimdi Bavyera Eyalet Hükümeti 50 milyon Avro harcayarak beş yıldızlı dev bir otel kondurttu. 1 Mart'ta açılan, odaları 270 Avro'dan başlayarak kiralanan ve şu sıralar hep dolu olan otelin işletmecisi Intercontinental Otelcilik kuruluşu.
 
www.ahmet-arpad.de