25 Ağustos 2026

Çılgınların dünyasında

 Cumhuriyet, 25.08.2026

Ahmet Arpad

Bu yapı bir saray mı, yoksa bir şato mu? Bir düşler dünyasındayız. "Eksantrik" Kral II. Ludwig'in (1845-1886) karşımızda yükselen "eseri" sarayla şato karışımı bir yapı. Milyonlarca "Mark"ı, ülkesinin hemen hemen tüm olanaklarını, gerçekdışı gibi görünen, 200 odalı bu olağanüstü saraya harcamış. Ona "çılgın" diyenler olmuş. Neuschwanstein Şatosu bir ortaçağ şövalye şatosu gibi inşa edilmiş. O çok sayıda kulesi ve masalsı görünümüyle bir "taş rüya". "Eksantrik" Kral II. Ludwig'in karşımızda yükselen "eseri" sarayla şato karışımı bir yapı. Karşısında ilk kez durduğunuzda: "Bu yapı bir saray mı, yoksa bir şato mu" diye sormadan edemiyorsunuz. Bir an için düşler dünyasına dalıyorsunuz. "Şan ve şöhret" dolu bir yaşamın özlemini çeken genç kral burada onunla ölümsüzleşmek istemişti. Neuschwanstein, belki de Avrupa'nın en güzel şato sarayı! Bavyera Kralı II. Ludwig insanlarla bir arada değil, kendi yarattığı düşler dünyasında yaşamış, içine kapanık, utangaç, ancak kendini hep en büyük hissetmiş bir kral. İnsanlardan uzak olmayı yeğlediği için masalımsı bu sarayın duvarları ardına çekilmiş.

Kral II. Ludwig 13 Haziran 1886'da öldüğünde anlaşılmaz bir yaşam Starnberg gölünün sularında son bulmuştu! Düşler dünyasının kralı 41 yaşında ardında büyük borçlar bırakarak yaşama veda etmişti. Ölmüş müydü, öldürülmüş müydü? Bu günümüze dek yanıtlanamamış bir soru.

Duvarlar altın kaplı

Münih'le Salzburg arasındaki Chiemsee, Güney Bavyera'nın güzel göllerinden biri. Burayı çekici yapan Kral II. Ludwig'in ölümünden kısa süre önce yaptırdığı Herrenchiemsee Sarayı. Versay'dan etkilenmiş yapıda 98 metre uzunluğundaki görkemli tören salonuyla ikinci kata çıkan merdivenler ve kralın her yanı altın kaplama yatak odası göz kamaştırıyor. II. Ludwig, bu sarayda yaşamının sadece 10 gününü geçirmişti! Ölümünden birkaç ay önce Tirol yöresinin şirin göllerinden Plansee kıyılarına, Pekin'deki "Kış Sarayı"nı anımsatan bir saraycık kondurmayı planlamıştı.

II. Ludwig'in başka sarayları da var. Bavyera Alpleri'nin çevrelediği Ammergau yöresindeki Linderhof'u çok severdi. Olağanüstü dağ manzarasıyla ünlü sarayın hemen hemen bütün odaları altın kaplı. İnsanlarından kaçan genç kral, hayranı olduğu ünlü besteci Richard Wagner'in "Tannhäuser" operasındaki dev mağaranın benzerini sarayın bahçesine yaptırmış. Yine aynı yörede, Schachen tepesine kondurttuğu, 3 bin metrelik Zugspitze ve Avusturya Alpleri manzaralı "Kral Evi" de düşsel bir yapı. Birinci katın rengârenk odaları şark saraylarını andırıyor. Salonu, Padişah 3. Selim'in annesi Mihrişah Valide Sultan'ın yaz aylarını geçirdiği Eyüp'teki sahil sarayının salonundan esinlenmiş! UNESCO'nun Dünya Mirası Komisyonu Neuschwanstein Şatosu'nu, Herrenchiemsee ve Linderhof Sarayları ile Schachen Dağı'ndaki kraliyet sarayını çoktan Dünya Mirası Listesi'ne aldı.

Hitler 'Kartal Yuvası'nda

Başka bir "cevher" de yarım saat ötedeki Obersalzberg tepesinde! Almanya-Avusturya sınırında, iki bin metreye yaklaşan bu tepenin 1933'ten bu yana kötü bir ünü var. Hitler, başa geçer geçmez Obersalzberg'deki tüm yapılara el koymuştu. Mülkünü satmak istemeyenleri "toplama kamplarına gönderirim" tehdidiyle inatlarından vazgeçirtmişti. Bunlardan biri de „Türkün Yeri" adındaki küçük otel. Otelin sahibi 1683'de Osmanlıların Viyana kuşatması sırasında I. Leopold'un ordusunda görev yaptığı için dönüşünden sonra oteline „Türk'ün Yeri" adını vermişti. II. Dünya Savaşı yıllarında Hitler'in koruma birimi SS'in adamları altında gizli mahzenler olan bu binada konaklamıştı. Tarihi otel bugün de ayakta. Kendisine "halkın başbakanı" denmesini isteyen Hitler, Obersalzberg tepesinde kendi çizdiği planlara göre dev bir karargâh oturtmuştu. "Führer" ülkeyi ve savaşı uzun yıllar (1000 küsur gün) buradan yönetmiş, ülkeler arası politikacılarla, diplomatlarla görüşmelerini burada yapmıştı. Yükseklik neredeyse 2 bin metre. İnanılmaz bir manzara, dimdik yükselen yamaçlar silme çam ormanlarıyla kaplı, aşağılarda, pırıl pırıl dereler… Suları yemyeşil Königsee'de şirin, küçük, kar beyazı gemiler çalışıyor, arkalarında köpükler bırakarak… Çok ötelerde Salzburg, ufukta Alp dorukları... 

Çay evi

Obersalzberg'i ziyarete çıkanlar ayaklarının altındaki olağanüstü doğayı Führer'in çayevinden seyrediyor. Uçurumun bağrına sipsivri bir çıkıntı gibi saplanan terasta 1944 yılına dek Hitler, yanında Eva'sı, ayaklarının dibinde üç köpeği, keyif çatıp çayını yudumlarken, kafasından yeni "kötülükler" geçiriyordu. Alpler'deki bu "kartal yuvası" ona Nasyonal Sosyalist Parti yönetiminin 50. doğum günü armağanıydı! O günlerde 30 milyon Rayh Markı'na (bugün 130 milyon Avro) çıkmıştı. Martin Bormann'ın sadece 13 ayda inşa ettirdiği, yaklaşık 150 metrelik bir kayanın sivri tepesine (1834 metre) oturtulmuş yapıya ulaşmak bir macera. Önce kayalara oyulmuş, abajurlarla aydınlatılmış 124 metrelik bir tünelde ilerliyorsunuz. Sonra, tavanından sallanan kocaman bir avizenin, duvarlarındaki kollu şamdanları pırıl pırıl aydınlattığı, içi tamamen pirinç levhalarla kaplı kırk yedi kişilik asansörle kayaların içinden 41 saniyede 124 metre yükseliyorsunuz. Çayınızı yudumlarken olağanüstü bir doğayı izliyorsunuz. Ziyaret sonrasında özel otobüsler ziyaretçileri tekrar Berchtesgaden'e indiriyor. Buraya kadar gelmişken ertesi günü bir kuş uçuşu ötedeki Salzburg'a ayırın. Mozart'ın, Stefan Zweig'ın şirin kentine… Her yıl Temmuz-Ağustos aylarında 200 etkinlikle 250 bin izleyiciyi ağarlayan Salzburg Festivali kaçırılmaz! 

23 Ağustos 2026

Şatolardan Kartal Yuvası'na: Bavyera'nın düşleri ve karanlıkları

Cumhuriyet Pazar Eki, 23 Ağustos 2026

Bavyera Alpleri, Kral II. Ludwig'in Neuschwanstein'dan Herrenchiemsee'ye uzanan masalsı saraylarıyla bir düşler dünyası kurarken, birkaç on yıl sonra aynı coğrafya Hitler'in Obersalzberg'deki karargâhına ve "Kartal Yuvası"na ev sahipliği yaptı. Görkemli şatolar, altın kaplı odalar ve Alp dorukları arasında Avrupa tarihinin ihtişamı ile karanlık geçmişi yan yana duruyor.

Bu yapı bir saray mı yoksa bir şato mu? Bir düşler dünyasındayız. "Eksantrik" Kral II. Ludwig'in (1845-1886) karşımızda yükselen "eseri" sarayla şato karışımı bir yapı. Milyonlarca "mark"ı, ülkesinin hemen hemen tüm olanaklarını, gerçekdışı gibi görünen 200 odalı bu olağanüstü saraya harcamış. Ona "çılgın" diyenler olmuş.

Neuschwanstein Şatosu bir ortaçağ şövalye şatosu gibi inşa edilmiş. Kral II. Ludwig'in karşımızda yükselen "eseri" sarayla şato karışımı bir yapı. Karşısında durduğunuzda bir an için düşler dünyasına dalıyorsunuz. "Şan ve şöhret" dolu bir yaşamın özlemini çeken genç kral burada onunla ölümsüzleşmek istemişti. Neuschwanstein, belki de Avrupa'nın en güzel şato sarayı! Bavyera Kralı II. Ludwig insanlarla bir arada değil, kendi yarattığı düşler dünyasında yaşamış. İçine kapanık, utangaç ancak kendini hep en büyük hissetmiş bir kral. İnsanlardan uzak olmayı yeğlediği için masalımsı bu sarayın duvarları ardına çekilmiş. Kral II. Ludwig 13 Haziran 1886'da öldüğünde anlaşılmaz bir yaşam Starnberg gölünün sularında son bulmuştu! Düşler dünyasının kralı 41 yaşında ardında büyük borçlar bırakarak yaşamını yitirmişti. Ölmüş müydü, öldürülmüş müydü? Bu günümüze dek yanıtlanamamış bir soru.

DUVARLAR ALTIN KAPLI

Münih'le Salzburg arasındaki Chiemsee, Güney Bavyera'nın güzel göllerinden biri. Burayı çekici yapan Kral II. Ludwig'in ölümünden kısa süre önce yaptırdığı Herrenchiemsee Sarayı. Versay'dan etkilenmiş yapıda 98 metre uzunluğundaki görkemli tören salonuyla ikinci kata çıkan merdivenler ve kralın her yanı altın kaplama yatak odası göz kamaştırıyor. II. Ludwig, bu sarayda yaşamının yalnızca 10 gününü geçirmişti! Ölümünden birkaç ay önce Tirol yöresinin şirin göllerinden Plansee kıyılarına da, Pekin'deki "Kış Sarayı"nı anımsatan bir saraycık kondurmayı planlamıştı.

II. Ludwig'in başka sarayları da var. Bavyera Alpleri'nin çevrelediği Ammergau yöresindeki Linderhof'u çok severdi. Olağanüstü dağ manzarasıyla ünlü sarayın hemen hemen bütün odaları altın kaplı. İnsanlarından kaçan genç kral, hayranı olduğu ünlü besteci Richard Wagner'in "Tannhäuser" operasındaki dev mağaranın benzerini sarayın bahçesine yaptırmış. Yine aynı yörede, Schachen tepesine kondurttuğu 3 bin metrelik Zugspitze ve Avusturya Alpleri manzaralı "Kral Evi" de düşsel bir yapı. Birinci katın rengârenk odaları şark saraylarını andırıyor. Salonu, Padişah 3. Selim'in annesi Mihrişah Valide Sultan'ın İstanbul'da yaz aylarını geçirdiği Eyüp'teki sahil sarayının salonundan esinlenmiş! UNESCO'nun Dünya Mirası Komisyonu Neuschwanstein Şatosu'nu, Herrenchiemsee ve Linderhof Sarayları ile Schachen Dağı'ndaki kraliyet sarayını çoktan Dünya Mirası Listesi'ne aldı.

HİTLER, 'KARTAL' YUVASINDA

Başka bir "cevher" de yarım saat ötedeki Obersalzberg tepesinde! Almanya-Avusturya sınırında, iki bin metreye yaklaşan bu tepenin 1933'ten bu yana kötü bir ünü var. Hitler, başa geçer geçmez Obersalzberg'deki tüm yapılara el koymuştu. Mülkünü satmak istemeyenleri "toplama kamplarına gönderirim" tehdidiyle inatlarından vazgeçirtmişti. Bunlardan biri de "Türkün Yeri" adındaki küçük otel. Otelin sahibi 1683'de Osmanlıların Viyana kuşatması sırasında I. Leopold'un ordusunda görev yaptığı için dönüşünden sonra oteline "Türk'ün Yeri" adını vermişti. II. Dünya Savaşı yıllarında Hitler'in koruma birimi SS'in adamları altında gizli mahzenler olan bu binada konakladı. Tarihi otel bugün de ayakta.

Kendisine "halkın başbakanı" denmesini isteyen Hitler, Obersalzberg tepesinde kendi çizdiği planlara göre dev bir karargâh oturtmuştu. "Führer" ülkeyi ve savaşı uzun yıllar (1000 küsur gün) buradan yönetmiş ülkeler arası politikacılarla, diplomatlarla görüşmelerini burada yapmıştı. Yükseklik neredeyse 2 bin metre. 

İnanılmaz bir manzara, dimdik yükselen yamaçlar silme çam ormanlarıyla kaplı, aşağıda pırıl pırıl dereler… Suları yemyeşil Königsee'de şirin, küçük, kar beyazı gemiler çalışıyor. Çok ötelerde Salzburg, ufukta Alp dorukları...

ÇAY EVİ

Obersalzberg'i ziyarete çıkanlar ayaklarının altındaki olağanüstü doğayı Führer'in çayevinden seyrediyor. Uçurumun bağrına sipsivri bir çıkıntı gibi saplanan terasta 1944 yılına dek Hitler, yanında Eva'sı, ayaklarının dibinde üç köpeği, keyif çatıyordu. Alpler'deki bu "kartal yuvası" ona Nasyonal Sosyalist Parti yönetiminin 50. doğum günü armağanıydı! O günlerde 130 Rayh Markı'na (bugün 30 milyon Avro) çıkmıştı. Martin Bormann'ın sadece 13 ayda inşa ettirdiği, yaklaşık 150 metrelik bir kayanın sivri tepesine (1834 metre) oturtulmuş yapıya ulaşmak bir macera.

Önce kayalara oyulmuş, abajurlarla aydınlatılmış 124 metrelik bir tünelde ilerliyorsunuz. Sonra tavanından sallanan kocaman bir avizenin, duvarlarındaki kollu şamdanları pırıl pırıl aydınlattığı, içi tamamen pirinç levhalarla kaplı 47 kişilik asansörle kayaların içinden 41 saniyede 124 metre yükseliyorsunuz. Çayınızı yudumlarken olağanüstü bir doğayı izliyorsunuz. Ziyaret sonrasında özel otobüsler ziyaretçileri tekrar Berchtesgaden'e indiriyor. 

Buraya kadar gelmişken ertesi günü bir kuş uçuşu ötedeki Salzburg'a ayırın. Mozart'ın, Stefan Zweig'ın şirin kentine… Her yıl Temmuz-Ağustos aylarında 200 etkinlikle 250 bin izleyiciyi ağırlayan Salzburg Festivali kaçırılmaz!

16 Ağustos 2026

Bir 'Ada'da Yaşayanlar

 Aydınlık Avrupa, 16 Ağustos 2026

Stuttgart - Ahmet ARPAD

Almanya'ya günübirlik gelen İsviçreliler ceplerindeki değerli parayı fiyatların daha düşük olduğu komşu ülkede besin maddelerinden giysilere, bilsayarlardan mobilyalara harcıyor. İsviçre'ye dönerken sınırda %19'luk KDV'yi de geri alınca neredeyse %50'ye yakın tasarruf ediyorlar! Bu arada sınıra yakın evini sattıktan sonra parasını Alman tarafındaki emlağa yatıran İsviçreliler de var. Almanya'da oturup İsviçre'de çalışan İsviçreliler de son yıllarda arttı. Freiburg, Konstanz, Waldshut, Lörrach gibi güney kentleriyle Karaormanlar'ın dinlence yerleri de tatil yapmak isteyen İsviçreliler için çoktan çekici oldu. Frank'ın Avro karşısında her geçen yıl daha çok değer kazanması İsviçre dışsatımına yaramıyor, ülkeye gelen turist sayısında da önemli düşüşler yaşanıyor. Zürih'e gelen hangi turist bir porsiyon Şnitzel'le yanında bir kadeh biraya 35 Avro verir? Birkaç yıl önce bir fotoğraf sergi nedeniyle konakladığım sınır kenti Lörrach'da ısmarladığım iki çayla iki pastaya 13 Avro vermiştim. Ertesi gün Ren'in öteki kıyısındaki komşu kent Basel'de aynı şeyler için gelen fatura tam 28 Frank'dı!

"Dünyanın Para Kasası"

İsviçre'nin vergi kaçıranlar için bir cennet olduğu sır değil. Ülkeye "dünyanın para kasası" diyenler var! Tüm kıtaların para babaları, uyuşturucu ve silah kaçakçıları, fakirin fakiri Afrika ülkelerinin Avrupa ve Amerika destekli milyarder kralları, diktatörleri, cumhurbaşkanları, başbakanları paralarını hep sırdaş hesaplara yatırıyorlar. Tam 330 bankaya sahip küçücük Alpler ülkesi, İsviçre'de finans endüstrisinin en 'başarılı' döneminde banka kasalarında 5 trilyon Avro yatmış olduğu bilinen bir gerçek. İsviçreli ünlü bilim adamı, politikacı ve kitap yazarı Jean Ziegler: "İsviçre insanına göre banka hesaplarının gizliliği neredeyse insan haklarına eşit bir özgürlüktür", diyor. "Ülkem 21. yüzyılda çoğu gerçeği dışlamaya hâlâ devam ediyor." Bundan 10 yıl önce, özellikle AB'nin ve Almanya'nın baskıları sonucu Bern hükümeti banka/müşteri sırrını biraz da olsa yumuşatmak zorunda kalmıştı.

Kendini çevresinden, komşularından hep soyutlamış olan İsviçre Avrupa'nın ortasında bir 'ada' olarak ayakta kalmayı ne olursa olsun sürdürmek istiyor. Ancak bu yalnızlığa ne süre dayanabilir, bilinemez! İç savaş yaşanan ülkelerden insanların her şeyi göze alıp akın akın geldiği Avrupa'da İsviçre 2014'de mülteciler yasasını değiştirerek AB'nin 'serbest dolaşım sözleşmesi'ne karşı olduğunu göstermişti. 1930'lı yıllarda Hitler'den kaçan Alman komünistleriyle 25 bin Yahudi´yi sınır kapılarından geri çeviren İsviçre'nin Nazilerin el koyduğu tonlarca Yahudi altınını kasalarında tâ 1990lu yıllara kadar gizlediğini de unutmamak gerek. 

İki yüz bin Alman

'Küçük ve şirin' Alpler ülkesi kalifiye eleman gereksimini çoğunlukla Almanya'dan karşılıyor! Günümüzde üç yüz binin üzerinde Alman vatandaşı yedi buçuk milyonluk İsviçre'de sürekli yaşayıp çalışıyor! Sınır ötesine akın bundan on yıl önce başlamıştı. Özellikle uzman doktorlar ve mimarlar Almanya'daki işlerinden istifa edip kazancın yüksek olduğu İsviçre'yi yeğlemeye başlamıştı. Ayrıca Konstanz ile Freiburg arasındaki küçük kent ve kasabalardan da her sabah yaklaşık 20 bin insan evinden çıkıp günübirlik sınır ötesine çalışmaya gidiyor... Sağ eğilimli İşviçreliler son yıllarda: "Daha ne kadar Alman gelecek?" diye homurdanmaya başladı. Ekonomi uzmanları ise şunu itiraf ediyor: "İsviçre ekonomisine katkıları büyük." Sadece doktorlar, mimarlar, otel elemanları yeğlemiyor güney komşuyu. Kilise adamından medya mensubuna hemen hemen her meslek dalında Alman "işçiler" de var İsviçre'de. Son FIFA Dünya Kupası'nda güzel oyunlar çıkaran İsviçre futbol takımının 26 oyuncusundan sadece 10'u İsviçre kökenliydi! Başarılı teknik direktörleri de beş yıldır Murat Yakın... 

Kronenhalle Zürih'in simgesi

 Cumhuriyet, 16.08.2026

ZÜRİH - AHMET ARPAD

Zürih kentini yukarıdan seyretmek istiyorsanız İstasyon Caddesi'nden sola sapıp, dar sokaklardan ağır ağır yürüyerek Lindenhof tepesine çıkmak en iyisi. Tarihi yapılar, büyük katedral, kentin ortasından geçen Limnat nehri buradan ayaklarınızın altında. Ötelerde Zürih'i ve gölü çevreleyen tepeler. Kışın ufukta karlı dağlar, lodos estiğinde mavimsi bir renge bürünen, kente iyice yaklaşan Alpler. Lindenhof tepesi her mevsimde güzel, huzur verici. 20. yüzyıl Alman dili edebiyatının en önemli yazarlarından sayılan Max Frisch hemen hemen her gün bu tepeden kentini seyrederdi. Yaşamının uzun yıllarını Zürih'te geçirmiş, ünlü eserlerini orada yaratmıştı. Göl kıyısındaki bu güzel kentin café ve lokantaları onun çalışma ve tartışma mekânlarıydı.

"Omuzdaşım Max'a"

1978'de bir akşam dostu Friedrich Dürrenmatt ile Kronenhalle lokantasında buluşur. Dürrenmatt ona en son yapıtı "Okuma Kitabı"nı "eski dost ve omuzdaşım Max'a..." cümlesiyle imzalar. Frisch yazılana şöyle bir göz atar ve hiç sesini çıkarmadan lokantayı terk eder. Fakat gece yarısına doğru geri döner ve elindeki kitabı hâlâ masasında oturmakta olan Dürrenmatt'ın önüne: "Bu utanılacak bir cümle, avukatımla konuştum, 'omuzdaş' bir hakaret!" sözleriyle fırlatır ve çıkar gider. Ancak apayrı görüşlerde olsalar da Kronenhalle'deki buluşmalardan vazgeçmezler.

Duvarlarını Picasso'ların ve Chagall'ların süslediği tarihi lokanta, göl ile kent tiyatrosu arasındaki konumu nedeniyle her zaman dolu, masalarında çoğu kez varlıklılara ve ünlülere rastlanıyor. Olağanüstü lezzetli ve geleneksel yemekleriyle ünlü bir buluşma yeri. Bu restoranın bir sorunu var. Aşırı turizm! Yemeğe gelen müşteri kurallara uymak zorunda! Örneğin fotoğraf çekmek yasak, erkekler için uzun pantolon zorunlu.

Aile sıcaklığında bir ortam

Kronenhalle, Zürih ile sıkı sıkıya bütünleşmiş, zamanla kentin gerçek bir simgesi olmuş. Onu bugüne dek eşsiz yapan Hulda Zumsteg'di. 1924 yılında kocasıyla birlikte Bellevue'deki bakımsız lokantayı devralıp günümüzde hâlâ koruduğu o niteliğe; kaliteli ve gösterişten uzak, fakat lezzetli mutfağıyla popüler bir buluşma lokantasına dönüştürmesini başarmıştı. O sadece içtenlik dolu bir ev sahibi değil, aynı zamanda sevilen bir işverendi. Çalışanlarını onlarca yıl yanında tutmasını başarmıştı. Aile sıcaklığında bir ortamda Zürih'in bohem kesimiyle kültürel elitleri kendilerini Kronenhalle'de evlerinde hissediyor. Chagall, Fellini, Frisch, Dürrenmatt ve Zuckmayer gibi isimlerin de aralarında bulunduğu yazarlar, sanatçılar ve yüksek sosyete ünlüleri için Kronenhalle hep vazgeçilmez bir uğrak yeri olmuştur.

Max Frisch'in sık sık uğradığı Zürih lokantalarından biri de Bodega Espanola'ydı. Saatlerini geçirip kimi eserini kaleme aldığı, günlük gazeteleri karıştırdığı, yan masada oturanlarla politik tartışmalara girdiği Bodega 1874'te açılmış. İspanyol mutfağından spesiyaliteler ve şaraplar sunan lokanta da Kronenhalle gibi geçmişini günümüze dek öyle korumuş. Göl kıyısındaki Café Odeon 1911'den günümüze hiç aralıksız çalışıyor. Savaş yıllarında Zürih'e gelen ünlü mülteciler için ilk adres sayılırdı. Zürih'de Viyana kahvehanesi atmosferini arayan aydınlar için Odeon ideal bir buluşma yeriydi. Lenin, Thomas ve Klaus Mann, Einstein, Léhar, Toscanini, Remarque, Zweig, Chanel, Yves Saint Laurent sürekli müşterileriydi. 

Max Frisch'in "Günlükler - 1946-1949" adlı yapıtını kaleme aldığı Cafè de la Terasse bir süre önce iyice bir elden geçmiş Arnuvo salonuyla koruma altına alınmış. Sütunları, büyük pencereleri ve mobilyaları kahvesini yudumlayana huzur veriyor. Uzun bu gezintinin ardından sıcak bir yaz gününde kendinizi serin sulara bırakmak istiyorsanız Engen'deki göl plajını, ya da 1949'da Max Frisch'in plânlarına uygun inşa edilmiş olan ve bugün bir kültür anıtı kabul edilen Letzigraben açık yüzme havuzunu yeğleyebilirsiniz.