5 Ocak 2026

Abur cuburla ayaküstü karın doyuranlar

Aydınlık Avrupa, 5 Ocak 2026

STUTTGART - AHMET ARPAD

Fast food = Abur cubur. 


Genci yaşlısı, zengini fakiri, kadını erkeği, sokakta, trende, otobüste, tramvayda, metroda bir şeyler yiyip içiyor. Her yer herkese bir lokanta! Almanya'da kahvaltı, öğle ve akşam yemekleri için evindeki masa yerine sokakları, toplu taşıma araçlarını yeğleyenlerin son yıllarda gittikçe arttığı dikkat çekici. Tramvayda, otobüste otururken arkadaki yolcunun yüksek sesle cep telefonuyla konuşması, yanınızdakinin elindeki karton bardaktan kahvesini içmesi, arkanızdakinin iştahla sosisli veya salamlı sandviçini yemesi artık çok alışılmış! Eğer rahatsız oluyorsanız ya ineceksiniz ya da yerinizden kalkıp kendinize başka bir yer arayacaksınız. Rahatsız olduğunuzu yolcuya söylemek hakkınız yok! 

Gittikçe daha çok insanın artık "uluorta" yiyip içmesi tabii başka sorunları da beraberinde getirdi. Kentlerde lokantalar azalırken kıyıntı büfelerinin sayısı arttı. Kapanan bir Alman lokantasının yerine bir başka Alman lokantası açılmıyor. Hangi kente giderseniz gidin yöresel Alman yemeklerinin tadına varmak için çok aranmanız gerekiyor. Kapanan "Hirsch", "Löwe", "Adler"in yerine "La Piazza", "Shangai", "La Ferté", "Topkapı" açılıyor. Ancak yabancı mutfağından spesiyaliteler sunan bu yerler de ne yazık ki işi pek çeviremedikleri için olacak, tutunamıyor, kısa süre sonra kapanıyor. Yerine bir başka yabancı lokanta açıyor.

Yemeğin pek önemi kalmadı

Ülkede yemek alışkanlıkları nesiller değiştikçe gerilerken Alman mutfağı da özelliğini yitiriyor. İnsanlar gündüzleri sağdan soldan aldıkları abur cuburla ayaküstü karın doyuruyor. Akşam eve giderken de köşedeki süpermarketten temin ettiği "dondurulmuş hazır yemeği" fırında çabucak ısıtıp ekran başında yiyor. Bilgisayar ve cep telefonlarının gittikçe hızlandırdığı günlük yaşam, geleceğe güvenin yitirilmesi, zar zor bulduğu mesleği yitirip işsiz kalma korkusu, genç nesil insanının yaşamını değiştirmekte. On sekiz yaş üzerinde 17 milyon insanın tek başına yaşadığı ülkede günlük yaşamda yemeğin artık pek önemi kalmadı. Günde üç öğün yemek için alışverişe gitmeye, mutfağa girip pişirmeye, masa başına oturup yemeye ve bulaşık yıkamaya her gün en az iki saat ayırmak, hızlı yaşamak zorundakiler için artık olanak dışı! Nestlè şirketinin Almanya'da insanların gıdalanması üzerine yaptırttığı bilimsel araştırmanın açıklanan sonuçları ürkütücü. Her yaş grubundan toplam on bin kişiyle görüşülmüş. 14-29 yaş arasındakiler çoğunlukla fast-food'la besleniyor. Araştırmaya katılanların yüzde otuzu sadece hafta sonunda ocağın başına geçip yemek pişirdiğini açıklamış. Çoğunluk için önemli olan lokantaya gittiğinde ucuz ve büyük porsiyonlarla karnını doyurabilmesi. Nestlè'nin araştırmacılarına göre yemek pişirirken kullanılan malzemelerin sağlıklı olup olmadığı, hele gençler için, pek o kadar önemli değil. Yanlış gıdalanan toplumun yüzde 50'si çok şişman, 7-12 yaş arasındaki çocukların yüzde 20'si hastalık derecesinde fazla kilolu. 

Gıdalanma toplumun aynası

Hemen hemen her akşam, herhangi bir televizyon kanalında ünlü bir aşçı yanına aldığı bir ünlüyle "yemek pişiriyor"! Güle konuşa, çok keyifle güzel görünümlü bir şeyler pişiriyorlar. Fakat program bittikten sonra ne pişirmiş oldukları ve ne de tarifi, izleyicinin pek aklında kalmıyor. O sadece bu şovla televizyon karşısında güzel zaman geçirmiş oluyor. Yeni evlenen veya daha büyük bir eve taşınan çiftler mutfak dekorasyonuna çok önem veriyor. Kısa süre sonra içinde pek yemek pişirilmeyen şık ve gösterişli mutfaklara ailelerin yaptığı ortalama harcama 10 bin Avro! "Alman toplumuna yeni bir yemek kültürü gerekli". Araştırmanın hemen ardından Almanya Kanser Araştırma Enstitüsü de bir açıklama yaptı. Ülkede 2024 yılında 230 bin insan yaşamını kanserden yitirmiş. Özellikle kalınbağırsak, prostat ve mide kanserlerinin nedeni yanlış gıdalanma... 

4 Ocak 2026

Karlarda kırmızı tren

Cumhuriyet, Pazar Eki, 4 Ocak 2026

Ahmet Arpad

Nostalji tren Glacier Express'le İsviçre Alpleri'nde unutulmaz bir yolculuk 

İsviçre'ye gelip de Alplerin karlı doruklarını Zermatt'tan 291 kilometre ötedeki St. Moritz'e giden nostalji tren Glacier Express'le aşmamak olmaz! Yaklaşık sekiz saat süren bu olağanüstü tren yolculuğunda kendinizi bambaşka bir dünyada hissediyorsunuz. Lüks trenin geniş pencerelerinden inanılmaz doğayı seyrederek 7 vadiyi, 91 tüneli aşıyor, 291 köprüden geçiyorsunuz. Yolcular ellerinde fotoğraf makineleri bir sağa, bir sola koşuyor. Herkes çok heyecanlı. Bakacak o kadar çok şey var ki... İçinden geçtiğiniz doğanın güzelliği erişilmez. Çok aşağılarda küçük köyler, karşınızda bembeyaz bir doğa, tepenizde üç bin metreye varan doruklar. Trenin ulaştığı en yüksek nokta 2044 metredeki Oberalp geçidi. 

İlk seferine 25 Haziran 1930 günü saat 07.30'da Zermatt'tan 70 davetli yolcuyla St. Moritz yönüne çıkan İsviçre'nin bu ünlü treni kış-yaz demeden çalışıyor. Kışın günde karşılıklı ikişer sefer yaparken, yaz aylarında sefer sayısı dörde çıkıyor. Çoğu yerde tek hatta çalışıyor, dağ yamaçlarından, kaya duvarlarından doruklara tırmanırken dişli sisteme geçiyor. 

Kıpkırmızı Glacier Express kimi yerde sağlı sollu yükselen karlar arasından geçiyor. Kayalardan sarkan metrelerce uzunlukta buzlara neredeyse sürtünüyor. Disentis'te 1130 metreye ulaşıyor ve yol iyice dikleşiyor. Raylar dişli sisteme geçiyor. Tırmanış başlıyor. Ağır ağır. Bir yanınız kayalık, öteki yanınız uçurum. Alpler bu yıl beyaza doymuş. Karların arasından kara raylar zor görünüyor. Glacier-Express 2044 metreye ulaşıyor. Parmaklarınız Avrupa'nın tavanına dokunuyor.

Glacier Express bugün beş vagonlu. Yemekli vagona geçip pencere kenarına oturun... Değişik fren sistemleri treni raylarda tutuyor! Az sonra Disentis. Burada on beş dakika mola. Yolcular inip, karlarda dolaşıyor. Japonlar koşuşturup duruyor. Her şeyin fotoğrafı çekilecek. Acaba haftaya eve döndüklerinde neyin, nerede, ne olduğunu bilecekler mi? Bu çalışkan insanlar yılda en fazla üç hafta izin kullandıkları için Avrupa'yı yedi-sekiz günde gezip görüyorlar... Zermatt-St. Moritz arasındaki yolculuk için biletler mevkisine göre 159 İsviçre Frankı ile 272 İsviçre Frank'ı arasında değişiyor. Yılda ortalama 200 bin yolcu taşıyor. Glacier-Express, İlanz ile Reichenau arasında derin bir kanyonun kıyısında ilerliyor. 

Kırmızı tren bir tırtıl böceği örneği Albula vadisinden geçiyor, tepeleri kıvrıla kıvrıla, kayalar içindeki tünelleri döne döne çıkıyor ve iki saat sonra 1775 metredeki St. Moritz'e varıyor. Burası 'Top of The World', Engadin yöresinin yıldızı. Yazın Akdeniz kıyılarında St. Tropez, kışın İsviçre karlarında St. Moritz... Milyarderlerin, soyluların, çöl prenslerinin buluştuğu doruk. 

St. Moritz ışıldıyor pırıl pırıl

Dişli dağ treni Corviglia dolu. Her milletten insanlar gülüşüp konuşuyor, her kafadan bir ses çıkıyor. Dağa giden kayakçılar neşeli. Aşağıda karlar altında St. Moritz bembeyaz, güneşte ışıldıyor pırıl pırıl. Gölde buz pateni yapanlar, "Palace Hotel”in yeşil kulesi, damları kar dolu evler gittikçe küçülüyor. Dağ treni zirveye yaklaştıkça aşağıdaki karlar dünyası gözden kayboluyor. 

2488 metre yükseklikte Corviglia istasyonunda tren duruyor. Ayaklarında kocaman ayakkabılar, ellerinde kayaklar insanlar gürültüyle iniyor. Çevre nefes kesici güzellikte. Dağlar, yamaçlar beyazın beyazı, gökyüzü mavinin mavisi. Doğa göz kamaştırıcı… Corviglia pistinde dünya kupası ve dünya şampiyonaları yapılıyor.

Biraz ötede kayak öğrencileri. Birini bekledikleri belli. Kırmızı giysileri içinde, dudaklarında hafif bir gülümseme geliyor beklenen kişi. "Merhabalar!" diye sesleniyor. "Benim adım Heni! Hemen iş başına!" Ve başlıyor öğretmeye. Ayağında kayaklar bir ileri, bir geri, bir sağa, bir sola, elindeki soplar bir aşağı, bir yukarı. Bol bol konuşarak. Kayak öğretmenleri için çene ve ses tonu çok önemli. Her yaştan kadınlı erkekli sekiz insan da bunun farkında. Çekingen çekingen öğretmenleri Heni'nin söylediklerini yapmağa çalışıyorlar. İnsan vücudu ne şekillere giriyormuş? Bacağın biri solda arkada, öteki sağda önde, kollar aşağıda ve yukarıda. Kafa neredeyse 360 derece dönüyor. 

Heini bir el işareti yapıyor. Sekiz insan hemen peşinden gidiyor. Kayakları paralele getirip tepeye tırmanmaya başlıyorlar. Sopalar kara girip çıkıyor, kayaklar inip kalkıyor, kollar açılıp kapanıyor. Nefes nefese, suratlar kıpkırmızı. Kimi tökezliyor. Az sonra tepeye varıyorlar. Çok şükür. Hemen hizaya geçip Heini'yi bekliyorlar. Rengarenk giysiler şimdi bembeyaz. 

O güzel bir sarışınla çene çalıyor. Az sonra öğrencilerinin yanına geliyor. Emirler veriyor. Kayak sopaları yine inip kalkıyor. Kendini böyle anlarda orkestra şefi, ya da ordu komutanı sanıyor gibi. Ve birden harekete geçiyor, hızla tepeyi inmeye başlıyor. Karlar havada uçuşuyor. Sekiz insan ardından gidiyor, tahta tavşanın peşinde, dili dışarda koşan yarışçı tazılar örneği. Nefes nefese, tepeden aşağı. Önlerine çıkan yandı, durmaları pek mümkün değil. Kayak öğretmenini yakalamaları da olanak dışı.

Karlarda vals yapanlar

St. Moritz'e gelip de Corviglia dişli treni ile dağa çıkınca Hartly Mathis´in "La Marmite” lokantasına uğramadan dönülmez. Tıklım tıklım içerisi. Adım atacak yer yok. "Lütfen dikkat!” Garson kadın kendine yol açmaya çalışıyor. Elindeki tabaklarda havyar, karides, kaz ciğeri ezmesi, som balığı. Masalarda oturanlar değişik bir sınıfın insanları. Onlar öğle yemeğini mercimek çorbası, sosis ve bira ile geçiştirmeyen kayakçılar. Genel müdürler, doktorlar, müteahhitler, bankacılar, politikacılar, sanatçılar, aristokratlar ve yanlarında eşleri, dostları, sekreterleri, sevgilileri…

"Hartly” onlarca yıldır işletiyor "La Marmite”i. Avrupa'nın en ünlü lokanta ve otellerinde çalışmış Hartly Mathis. II. Dünya Savaşı yıllarında komşu ülkelerde bombalar düşerken o St. Moritz "Palace”ın salonlarında Edith Piaf eşliğinde balolarda eğlenenlere havyardan yer mantarına en değişik ve leziz yiyecekleri sunmuş.

"O günlerde bana gelenler ile şimdi gelenler aynı sınıfın insanları”, diyor. "Almanya'dan, hatta denizaşırı ülkelerden telefon edip masa ayırtan gedikli müşterilerim var.” Masalara taşınan tabaklar dolu dolu, tatlı, meyve ve pasta büfeleri renkler içinde, zengin. Her şey değişik, bol, taze, çekici ve iştah kabartıcı.

Ötelerde tepeler, dağların sivri dorukları. Gökyüzünün maviliği ile yamaçların beyazına havada süzülen renkli paraşütler karışıyor. Karlarda vals yaparak vadiye inenler, peşlerinde upuzun izler bırakıyor. Geniş pencereli lokantanın masalarında oturanlar, şampanya kadehleri tokuşturuyor.

Bernina Ekspresi

Eğer zamanınız varsa bir öneri. St. Moritz'den güzel Milano'ya uzanın. 2008'den bu yana UNESCO Dünya Mirası olan Bernina Ekspresi İsviçre'deki Saint-Moritz'i 2 saat 20 dakikada 40 km güneydeki sınır kenti Tirano'ya bağlıyor. %7'ye varan eğimi ile dünyadaki en dik demiryolu hattında yapacağınız yolculuk sırasında treniniz deniz seviyesinden 2.328 metre yükseklikteki Bernina geçidini aşıyor. Tirano'dan aktarma yaparak hızlı trenle 2 saat 30 dakikada 167 kilometre ötedeki güzel Milano'ya varıyorsunuz.