30 Eylül 2025

Yasa ve Yaşat - Ahmet Arpad ile söyleşi

RUHUN GEMİSİ, Eylül 2025

Sonay ÇEVİK

- Sayın Arpad edebiyat yolculuğunuz nasıl başladı?
Çeviriye başlamama babam neden olmuştur. İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okuduğum yıllarda Hermann Hesse'nin "Gençlik Bunalımları" adlı romanının çevirisiyle bu 'görev'e başladım. Onu Heinrich Böll'ün "Palyaço" adlı yapıtının çevirisi takip etmişti. Babam o yıllarda beni hep manen desteklemiş, hiçbir zaman yaptığım çevirileri okuyup da: "Şunu şöyle yap, böyle yap", dememişti. Beni o konuda serbest bırakmıştı. Metni çevirmeden önce ya da çevirdikten sonra üzerinde konuşurduk, fakat hiçbir zaman yaptığım çeviriye karışmamıştı.

- İstanbul Avusturya Lisesi'nin ardından Alman Dili ve Edebiyatı mezunusunuz. Sizi, Alman Kültürüne yaklaştıran, sevdiren neydi?
Orta okulu Alman, liseyi de Avusturya Lisesi'nde bitirince Alman Dili ve Edebiyat Fakültesi'ne istekle gitmiştim. Bu uzun süreçte Alman edebiyatını yakından tanımış ve sevmiştim.

Babanız, gazeteci, yazar, çevirmen Burhan ARPAD hakkında okurlarımıza kısaca bilgi verir misiniz? Kendinizi, babanız gibi hissediyor musunuz? Benzer sanatlarla uğraşıyorsunuz çünkü... 
Alman Dili ve Edebiyatı öğrenimi yaptığım 1960'lı yıllardan başlayarak, bir yan uğraşı olarak Almancadan dilimize çeviriler yaparken babam beni desteklemişti. "Sevdiğim, topluma yararlı olacağına inandığım kitapları çevirdim", diyen babamın dilimize kazandırdığı kırka yakın roman ve öykü kitabının yazarlarının ortak yanı insancıl, antifaşist, anti-militarist ve barışsever olmalarıdır. Ben de onun gibi, yapıtını Türkçeye kazandırdığım yazarla aynı çizgide olmayı yeğliyorum.

Anneniz Semiha ARPAD, kadın-erkek terzisi. Çok farklı ve etkileyici anılarınız olmalı... Okurlarımız merak eder, bu durum ev hayatınızı nasıl etkiledi? 
Günlük ortak yaşamda evde herkes kendi göreviyle ilgilenirken birbirine destek vermekten tabii ki kaçınmazdı. Bu uyumlu aile yaşamı annemle babamın mesleklerinde başarıya erişmelerinin nedeni olmuştu.

Çok yönlü bir sanatçı olmanın zorlukları var mı? Yoksa birbirlerini tamamlayan sanat dalları olarak mı görüyorsunuz?
Çok yönlü olmak çok güzel bir şey. Değişik dallarda başarıya ulaşmak kişiyi mutlu ediyor, onu daha çok başarıya koşturuyor. Tabii bu arada aşırıya kaçmamak da gerekiyor!

İki çeviri ödülünüz var... Ödüller, edebi çalışmalarınızı ve üretkenliğinizi nasıl etkiliyor?
Ödüller edebi çalışmalarımı etkilediği için olumlu oldu, üretkenliğimi de arttırdı. Bunun yanı sıra belli bir dönemden sonra sadece kendi görüşlerime uygun olduğuna inandığım yazarların yapıtlarını çevirdim. Örneğin Zweig'ın, Fallada'nın, Brecht'in, Kafka'nın, Roth'ın yapıtları gibi... İnsancıl ve toplum sever yazarların... 

Hayat görüşünüz YAŞA ve YAŞAT... Biraz açar mısınız?
Ben bu yaşam şeklini annemle babamdan aldım. Alçak gönüllü olmanın çok yararlı yanları olduğuna inanıyorum. Kimseyi kötü etkilemeyeceksiniz, çıkarlarınızı ön planda tutup birlikte yaşadıklarınıza zarar vermeyeceksiniz, toplumun bir ferdi olduğunuzu hiç unutmayacaksınız.

Çok sayıda Almanca eserin Türkçeye çevrilmesinde sizin imzanız var. Türkler, sizin hayat verdiğiniz onca eseri okuyor. Neler hissediyorsunuz? 
Evet, bu doğru. Sanırım yüz çeviriye ulaşmak üzereyim! Zweig, Roth, Seghers ve Fallada'nın ortak yanları savaş karşıtı, toplumcu, insancıl ve barışsever olmaları! Onların yanı sıra Hesse, Kafka, Brecht ve Döblin de erişilmez edebiyatçılar. Ben onların görüşlerinin huzursuz girdiğimiz 21. yüzyılda her zamankinden çok daha önemli olduğu inancındayım! Kanımca en başta Stefan Zweig yapıtlarını okuyanı yüreklendiren, ona yaşama sevinci veren bir umut yazarı. Çünkü o barışın ve iyiliğin hep üstün geleceğini düşünmüş, umut etmiş ve yaşamının son dakikasına kadar da bu amaçla yazmıştı. Zweig çevirmek ve okumak bir tutkudur!

Eserler birebir çevrilebilir mi?

Hayır. Bu büyük bir hatadır. Birebir çevrilen metinler yapıtın akıcılığına engel olur. Bu nedenle de çevirmen bir yere kadar özgür olmak zorundadır. Örneğin bir sayfalık bir çeviri üç çevirmene verildiğinde üç ayrı çevirinin ortaya çıkması bunun en iyi kanıtıdır.

Çevrilen dilin kültürünü tanımak, ülkeyi tanımak, eseri ne denli etkiler?
Çevirmenin sadece çevirdiği dili tanıması çevirinin başarılı olması için yeterli değildir. Onun çevirdiği dilin kültürünü de oldukça iyi tanıması yapıtı çok olumlu etkiler.

Fotoğrafçılıkla uğraşmak size iyi geliyor mu? Yorgunluğunuzu alsın diye mi yapıyorsunuz yoksa zamanla yeni bir ilgi alanına, sanata mı dönüştü?
Fotoğrafçılık çok olumlu bir yan uğraşı. Uzun süredir içindeyim. Bu ilgi alanı bir süre sonra sanata dönüştü. "Türkiye'den İnsan Manzaraları" aradan geçen yıllarda Almanya'nın değişik kentlerinde yaklaşık elli kez sergilendi.

Almanya'da yaşamakla Türkiye'de yaşamak arasında ne gibi farklılıklar, benzerlikler var?
Almanya'da yaşamakla Türkiye'de yaşamak arasında tabii ki farklılıklar var. Kanımca bazı farklılıkların olması güzel. Onların iyi olanlarının günlük yaşamınızda yer almasını başarabilirseniz mutlusunuz demektir! 

Türkiye'yi özlüyor musunuz?
Türkiye özlenmez mi?

Çeviri yapmak isteyen gençlere büyük bir usta olarak neler önerirsiniz?
Hem yapıtın yazılmış olduğu dili hem de Türkçeyi çok iyi bilmeleri lazım. Tabii sadece yabancı dil bilmek, başarılı çevirmen olmak değildir. Edebi bir yapıt çevirmek için genel kültür de gereklidir. Çevirmen çevirdiği dilin kültürünü, ülkesini tanımalıdır! Yazarla ve metinle böyle bir yakınlaşma olmazsa hiç çeviri yapmayın daha iyi. Yaparsanız birkaç çeviri sonrasında kimse kitabınıza bakmaz, üzülürsünüz. İyi Almanca veya iyi İngilizce bilmek, iyi çevirmen olmak için yeterli değildir. Bu mesleğe atılan kişinin edebiyatçı/yazar yanının olması da yararınadır. Çevirmenler, diller ve kültürler arasında köprüler oluşturma görevini üstlenmiş, uluslararası edebiyatın yazarlardan sonra en önemli aktörleridir kanımca. Bunu unutulmamalı!
Burada sayın Doğan Hızlan'ın şu görüşüne de yer vermek istiyorum: "Okura sunulan eserin olabildiğince hatasız olmasının tüm sorumluluğu yalnızca çevirmenin omuzlarına yüklenmemelidir… Olası hataları önlemek için yayınevleri çok sıkı bir editöryel kontrol oluşturmalıdır. " 

Son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz? 
Ülkemizin nitelikli yayınevleri batının nitelikli edebiyatçılarını, özellikle 20. yüzyıl yazarlarını ülkemize taşımak zorundadır! Okurun da seçimini yaparken bunu göz önüne alması önerilir. Çünkü batı kültürünün kapılarını Türk okuruna sonuna kadar açmak nitelikli yayıncıların sürekli yapması gereken çok önemli bir görevdir. İnsanlar aydın olmak için çok kültürlü yetişmelidir. İçinde yaşadığımız, yer yer sorunlara tanık olduğumuz 21. yüzyılda aydınlar toplumlara her zamankinden daha çok gerekli! Değişik kültürler arasında 'köprü' oldukları bilinen nitelikli çevirmenlerin önemli rolü de bu aşamada kesinlikle göz ardı edilemez!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder