Aydınlık Avrupa, 20.07.2025
Stuttgart – Ahmet Arpad
16 Temmuz 2025 Alman edebiyatının en önemli yazarlarından Heinrich Böll'ün ölümünün 40. yılı
Savaş sonrası Almanyası'nın çıkardığı edebiyatçılardan belki de en ünlüsü olan Heinrich Böll 1917 yılında Köln'de bir heykeltıraşın oğlu olarak dünyaya geldi. Gençliğinde kitapçılık yaptı, Alman edebiyatı öğrenimi gördü ve II. Dünya Savaşı'nın ardından yazdığı: "Wanderer kommst du nach Spa?" öyküsüyle ünlendi. Savaşları eleştiren ilk romanı "Wo wardst du Adam" ile 1951 yılında "Gruppe 47" ödülünü kazandı. Böll'ün öykü ve romanlarının yanı sıra sayısız televizyon oyunu, çeviri ve makaleleri de vardır. "Ein Schluck Erde" ilk tiyatro eseridir.
20. yüzyıl Alman edebiyatının en önemli yazarlardan biri kabul edilen Heinrich Böll yapıtlarında gerçek hayatı, gerçek insanlığı, toplumsal eleştiriyi, toplumculuğu yansıtırken temiz ve yalın bir dil kullanır. Onun Almanya'dan çok dış ülkelerde sevilip tutulmasının nedenleri bunlardır. Birkaç yıl üst üste Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilmesinin ardından 1972 yılında bu ödüle kavuşmuştur. O günden sonra okurları hızla artan Böll'ün kitapları kısa sürede kendi neslinden hiçbir yazarın ulaşamadığı tirajlarda satmıştır.
"Palyaço"
Heinrich Böll'ün "Palyaço" romanı (CAN Yayınları. Türkçeye çeviren: Ahmet Arpad) bir "ben" anlatımıdır. Bu başyapıt ikiyüzlülük ve toplumsal geleneklerle dolu savaş sonrası Alman toplumunda başarısızlığın eşiğinde olan genç palyaço Hans Schnier'in yaşam öyküsünü anlatıyor. 'Palyaço' acı gerçekleri söyleyen biridir. Donuk beyaz makyajlı bir yüz, birkaç siyah çizgi ve boş gözler. Palyaço tüm kişiliğini, arzularını, ümitlerini ve acılarını bu pudralı yüzün arkasına gizliyor. Böll, bir palyaçonun maskesi ardında en büyük gerçekleri söylüyor.
1963 yılında çıkan "Palyaço" sinemaya da uygulanmış en önemli Böll romanlarından biri. O Katolik çevrenin "kültürlü" kişilerinin suratına gerçekleri haykırıyor. Bir aşkın gerçekleri ile Katolik topluluğun ahlak ve hayat anlayışı romanın ana konusu. "Palyaço" Böll'ün modern Alman edebiyatının en güzel, en güçlü ve en duygulu aşk hikâyesini dile getiren yapıtlarından biri. Yazar bu romanında Katoliklere ve bütün Hıristiyanlara karşıdır. Okur, palyaçonun topluluğun ortasında kaldığını, makyajının kuruyup dökülmeye başladığını, boş gözlerinin korku, mutluluk, istek ve özleyişle dolduğunu ve atlıkarıncanın gitgide hızlandığını görüyor. Kilise evliliğine karşı çıktığı için kendisini terk eden sevgilisi Marie'den ayrıldıktan sonra Hans alkole bağımlı biri olur ve toplumdan dışlanır. Roman, Katolisizm'in çifte standartlarının ve kilisenin toplumsal yaşam üzerindeki etkisinin bir eleştirisi. Böll okura eski Nazilerin ve kilisenin egemen olduğu bir toplumu anlatıyor.
"Palyaço" 1963 yılında yayınlandığında Almanya'da büyük tartışmalara yol açmış, Heinrich Böll din karşıtı olmakla suçlanmıştı. Oysa o "Palyaço"da İkinci Dünya Savaşı sonrası burjuva toplumunun dar kafalılığı ve çarpık ahlakı nedeniyle "ayrıksı" bir bireyin içinde yaşadığı dünyada kendine yer bulamadığını anlatmaktadır. Yazar, bir palyaçonun maskesi ardında en sarsıcı gerçekleri dile getiriyor, günlük hayatın acımasızlıklarını, boş kurallarını okurun yüzüne bir tokat gibi çarpıyor. Savaş sonrası Almanya'sının en ünlü yazarı o günlerde şöyle demişti: "Son zamanlarda bu ülkede şiddetin her türlüsünü görmeye başladık. Birilerinin gözünde şiddet – sanki aralarında anlaşmışlar – bombalar, silahlar, sopalar, taşlar, tazyikli su ve göz yaşartıcı gaz bombaları..."
"Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru"
1974 yılında çıkan "Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru" adlı romanı (CAN Yayınları, Türkçeye çeviren: Ahmet Cemal), savaş sonrası Almanya'sında basının rolünü ve önyargı ile iftiranın etkilerini ele alır. "Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru" Springer medya grubunun enformasyon pratikleriyle bir hesaplaşma olduğu kadar, enformasyonun gücü ve medya dilinin kötüye kullanımıyla ortaya çıkabilecek şiddet üzerine de yazılmış bir yapıttır. Böll'ün bu romanıyla Springer basın grubunu eleştirdiği bir sır değildir. "Katharina Blum'un Çiğnenen Onuru" hep heyecan yaratan haberleri yeğleyen bir magazin gazetesinin ("Zeitung") yayınları sonucu iftira ve şiddet girdabına kapılan genç ve masum Katharina Blum'u konu alıyor. Genç kadın kaçak suçlu Ludwig Götten'i evinde sakladıktan sonra medyanın hedefi haline geliyor ve onurunu yitiriyor.
İnsan Hakları Birliği'nin 1974 yılında ödüllendirdiği roman, Almanya'da medyanın, özellikle de magazin basınının gücünü ve bireylerin yaşamları üzerindeki yıkıcı etkisini ele alıyor. Böll, aşırı haberleri seven birçok gazetecinin sorumsuzluğu ile polisin bu dinamiği pekiştirmedeki rolünü eleştiriyor. Roman 1970'lerde geçse de medya manipülasyonu ve özel yaşamın gizliliği konuları bugün de güncelliğini koruyor. Böll'ün barışa olan bağlılığı ve nükleer savaşa karşı onurla duruşu bu yapıtında çok dikkati çekiyor. O yıllarda Rus yazar Soljenitsin'le sosyalist görüşlü şair ve şarkıcı Wolf Biermann'ı desteklemiş, barış hareketinde aktif rol oynamıştır.
Nobel Edebiyat Ödülü
Stockholm akşam gazetesi Expressen, 21 Haziran 1972 tarihli haberinde, İsveç Akademisi içindeki "güçlü odakların" o yıl Nobel Edebiyat Ödülü'nün Heinrich Böll'e verilmesini savunduğunu bildirmişti. Nürnberger Nachrichten gazetesi de aynı haberi 22 Haziran 1972'de yayınlamıştı.
Dortmund'daki iki günlük olağanüstü SPD parti kongresinde 12 Ekim 1972 tarihinde yaptığı konuşmasında Heinrich Böll son birkaç aydaki gözlem ve deneyimlerinden söz etmişti: "Son yıllarda bu ülkede çok fazla şiddet görmeye başladık. Şiddet üzerine çok şey söylendi ve yazıldı. Şiddetin yalnızca görünür biçimi olarak anlaşılması konusunda bence üstü örtülü bir anlaşma var: Bombalar, tabancalar, sopalar, taşlar, tazyikli su ve göz yaşartıcı gaz bombaları. Ben sizlere, sosyal-liberal koalisyonun başardığı bir başka şiddet biçiminden söz etmek istiyorum: Bazı basın kuruluşları acımasız propagandalarıyla gazetecilerin işlerini zorlaştırdı, iftira atmaktan hiç çekinmedi..."
Herinrich Böll o günkü konuşmasında savaş sonrası Alman toplumunun yaşadığı sorunları, ülkenin Nazi geçmişini, militarizmi ve kilisenin rolünü eleştirel bir şekilde ele almıştı. O, yapıtları ve siyasi girişimleriyle toplumun yaşadığı sorunlara ve haksızlıklara karşı çıkan, içinde yaşadığı zamanı eleştiren bir düşünürdü. Böll yapıtlarını kaleme alırken çoğunlukla kendi savaş deneyimlerin de yararlanmıştır. O roman ve öykülerinde içinde yaşadığı dönemin toplumsal ikilemlerini ve iç çatışmalarını yansıtır.
Heinrich Böll eserleri ve siyasi girişimleri aracılığıyla toplumsal şikayetlere ve adaletsizliklere karşı çıkan, zamanının eleştirel düşünürlerinden biri olarak kabul edilir. Böll savaş sonrası toplumunu, Nazi geçmişinin baskısını, militarizmi ve kilisenin rolünü eleştirel bir şekilde ele alır. Onun yapıtları genellikle kendi savaş deneyimlerinden etkilenir, savaş sonrası dönemin iç çatışmasını ve ahlaki ikilemlerini yansıtır. Kahramanları genellikle toplumun beklentileriyle mücadele eden ve günün geçerli koşulları altında başarısız olan sıradan insanlardır.
Böll'ün barışa olan bağlılığı ve nükleer savaşa karşı oluşu çok dikkat çekicidir. Onun eleştirileri sadece iktidarın kötüye kullanılmasına değildi. O aynı zamanda eski suçların üzerlerinin örtülmesi ve geçmişle yüzleşme eksikliğine de dikkatleri çekmişti. Böll Nazi döneminin dürüst bir şekilde yeniden değerlendirilmesini istemiş, toplumsal adaletsizliği kınamıştı. Çabaları günümüzde de yankı bulmaya devam ediyor ve toplumsal koşulların eleştirel bir incelemesinin bugün de gerekli olduğunu gösteriyor.
Böll okuyucularını uyarır ve düşündürür. Yapıtlarıyla toplumsal haksızların üzerine gider, azınlıkları savunur. O hep düşünce özgürlüğü için hep savaş vermiş, gerektiğinde akıntıya karşı yüzmüştür. Böll haksızlığa karşı çıkan bir toplum için sesini yükseltmiştir. İnandıklarını ve toplumsal değerleri insanlara iletmek için yerine göre kavgacı olmasını bilmiştir. Savaş sonrasında toplumun başında olanların geçmişle yüzleşmesini talep etmiştir. Güçlerini kötüye kullananları, geçmişte olup bitenleri çabucak unutmak isteyenleri acımasızca eleştirmiştir.
Heinrich Böll okurlarını düşünmeye teşvik eden bir uyarıcı sestir. Yapıtları savaş ve adaletsizliğe karşı sürekli bir çağrıdır. Böll evrensel kardeşliği, barışı ve sevgiyi talep eder. 1985'teki ölümünden günümüze, Almanya'da onunla kıyaslayabileceğimiz toplum sever başka bir aydınla göremeyiz! O güncel siyasi olaylara yorum yapan, barış için savaş veren, kendini insan haklarına adamış bir aydındı. Böll hem siyasi sol hem de siyasi sağla, Katolik Kilisesi'yle ve basınla çatışmıştı. Nobel Ödüllü yazar Vietnam savaşından kaçan sığınmacıları, Doğu Avrupa'daki yönetim karşıtlarını savunmuştu. O insancıl bir yazardı!
İkinci Dünya Savaşı'nın ardından edebiyata ilk adımlarını atmış olan toplumcu, solcu ve de biraz kavgacı Heinrich Böll bundan tam kırk yıl önce,16 Temmuz 1985 tarihinde Köln yakınlarındaki Kreuzau-Langenbroich'da vefat etmiştir.