29 Mart 2026

Ku Klux Klan örgütü

Aydınlık Avrupa, 29 Mart 2026

Stuttgart – Ahmet Arpad

ABD tarihinin "kara lekesi", insanlık tarihinin gördüğü en gaddar nefret gruplarından biri kabul edilen Ku Klux Klan (KKK) bir sosyal kulüp olarak 1866 yılında Tennessee'de kuruldu. Sembolü yanan haç olan ırkçı, yabancı düşmanı, anti-semitik bu örgüt 20. yüzyılda Avrupa'ya da sıçradı. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın ardından güçlenen Ku Klux Klan "European White Knights of the Burning Cross - Avrupa Beyaz Şövalyeleri Yanan Haç" çatısı altında günümüzde Almanya, İsviçre, Avusturya, İsveç, Fransa, İngiltere ve İtalya'da etkin. 

Resmi olmayan açıklamalara göre, ABD'de yaklaşık 10 bin kişi Ku Klux Klan'a üye, yurtdışı bağlantıları çoğunlukla değişik ülkelerdeki sağcı kuruluşlarla. Örgütün Avrupa'daki "şubeler"'i Almanya konumlu European White Knights of the Burning Cross'a bağlı. Çoğunlukla Facebook üzerinden yandaşlarına ulaşan, örgütün reklamını yapan Ku Klux Klan üyeleri Cermen anavatanlarına, Nazi dönemindeki Alman ordusuna övgüler, günümüz düzenine nefret yağdırıyorlar. Avrupa Ku Klux Klan örgütleri kendilerini nasyonal sosyalist ülküye yakın görüyor. Hitler resimleriyle "Gamalı Haç"lar İnternet sitelerinden hiç eksik olmuyor. İki binli yıllarda Almanya'da sekizi Türk olmak üzere 10 yabancıyı öldüren ve yıllarca ortaya çıkarılamayan (!) NSU Neo-Nazi örgütü tarafından Stuttgart yakınlarındaki Heilbronn'da öldürülen kadın polis Michèle Kiesewetter'in iki meslekdaşının yöredeki Ku Klux Klan'a üye olduğu ve "gece törenleri"ne katıldığı soruşturmalar sırasında ortaya çıkarılmıştı. Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütünün Almanya'nın değişik yörelerindeki Ku Klux Klan gruplarıyla bağlantı içinde oldukları da bu soruşturmalarda kanıtlanmıştı. 

Sivri kukuletalılar örgütü

Daha birkaç yıl öncesine kadar Almanya İçişleri Bakanlığı ülkede Ku Klux Klan ideolojisinde kurulmuş dört örgütten yola çıkıyordu. Sonra bir ihbar üzerine Stuttgart yakınlarında tutuklanan "ünlü" bir sağcının telefonunda inanılmaz bilgilere ulaşılmıştı. Hemen ardından Almanya'nın sekiz eyaletinde Ku Klux Klan bağlantılı adreslere aynı anda polis baskınları düzenlenmiş, yüzün üzerinde tabancadan kılıça, değişik silahlara el konulmuş, yaşları 17 ile 60 arasında tümü erkek kırk kişi gözaltına alınmıştı. Bu baskınların nedeni şiddet yanlısı, yabancı düşmanı örgüt üyelerinin Almanya'da eyleme geçeceğinden korkulmasıydı. 

Ku Klux Klan üyelerinin yaptıkları gizli törenler geceleri oluyor, katılımcılar kendilerini uzun beyaz cüppelere ve beyaz sivri kukuletalara gizliyorlar. Bütün gruplarda üyelerin mutlaka uyması gereken bazı kurallar var. Bunlardan biri, ağızlarından sır kaçırmamak için özel yaşamlarında az içki kullanacaklar. Diğeri de, hep mücadeleye hazır olabilmek için düzenli ve sağlıklı bir yaşam sürdürecekler! 

Almanya Ku Klax Klan'ın web sitesinde şu sözler dikkati çekiyor: "Almanya örgütümüz Kuzey-Cermen kültürü ile Ku Klux Klan'ın dünya görüşünü bir araya getirmekte olup günümüzün kültürüne ve insanlarımızın gereksinimlerine uyuşum göstermektedir." Ku Klux Klan Cermen Şövalyeler Tarikatı açıkladığına göre Cermen kökenli Alman Hristiyanları'nın toplum ve kültür değerlerini korur ve teşvik eder. "Bu değerlerimizi teşvik etmekle atalarımızın mirasına saygı gösteriyor, onu hep canlı tutuyoruz." 

Almanya'da "Ku Klux Klan" var demek pek doğru olmaz. Çünkü buradaki örgüt ABD'de olduğu gibi birleşik bir örgüt değildir. Almanya'nın değişik bölgelerindeki örgütler birbirleriyle "gevşek ilişki" içinde olsalar da genelde "bağımsızlar"dır. 

15 Mart 2026

Şarlo'nun düşler dünyasında gezinti

Cumhuriyet, Pazar Eki, 15 Mart 2026

CENEVRE – Ahmet Arpad

19 Eylül 1952 tarihinde, son filmi "Sahne Işıkları"nın galasına katılmak için yanında eşi Oona birkaç günlüğüne Londra'ya giden Charlie Chaplin'e „Queen Elisabeth" transatlantiği ile yaptığı deniz yolculuğu sırasında ABD makamları yaşamını geçirdiği topraklara dönüşte girmesine izin vermeyeceklerini bildirir! Gerekçeleri, ünlü sanatçının son yıllarda ülkenin huzurunu kaçırıcı girişimlerde bulunmuş olmasıdır. Kendini hep bir dünya vatandaşı kabul etmiş olan Chaplin eleştiriciydi, liberaldi, II. Dünya Savaşı yıllarında savaş karşıtı olmuştu! Bu nedenle FBI, İngiliz vatandaşı Charlie Chaplin'in oturma iznini iptal ederek yaşamın en önemli dönemini geçirmiş olduğu Amerika Birleşik Devletleri'ne girmesini engeller. Ünlü sanatçı Hollywood'daki stüdyolarını ucuza elden çıkarır ve 1952'de tarafsız ülke İsviçre'ye yerleşmeye karar verir. Yeni yaşamı için Cenevre gölü kıyısındaki Corsier-sur-Vevey'i seçer. 40 bin metrekare büyüklüğündeki parkın içinde yükselen 1839 yapımı iki katlı villa Manoir du Ban'i satın alır. Bu olağanüstü konutunda onu kimler ziyaret etmez! Winston Churchil, Marlon Brando, Bob Dylan, Peter Ustinov, Gandi, Çan Kay-şek, Hanns Eisler, Bertolt Brecht, Albert Einstein, Sophia Loren, Petula Clark misafiri olur.

Şarlo'nun dünyasında bir gezinti

Charlie Chaplin'in, 20. yüzyılın en ünlü sinema sanatçısının Cenevre Gölü'nün kıyısında, Vevey'in yamaçlarındaki Manoir du Ban in Corsier'de 1953–1977 yılları arasında eşi Oona O'Neill ve sekiz çocuğuyla yaşadığı, sayısız asırlık ağaçla kaplı 40 dönüm olağanüstü park ve 1840 yapımı neoklasik dev malikâneyle yanında inşa edilen stüdyo/müze 127. doğum gününde, 16 Nisan 2016 tarihinde ziyarete açılmıştı. Chaplin's World (https://www.chaplinsworld.com/de) projesinin gerçekleştirilmesi tam 12 yıl sürmüş ve sonunda 60 milyon İsviçre Frankı'na malolmuştu. 

Ziyaretçiler yaklaşık 1400 metrekare büyüklüğündeki bir 'film stüdyosu'nda Şarlo'nun düşler dünyasında! Burada Büyük Diktatör'ün Altına Hücum'un, Modern Zamanlar'ın, Sirk'in içindesiniz. Yumurcak'la, Serseri de hemen yanıbaşınızda! 'Şarlo' hep 'küçük adam'dan yanaydı! (https://www.chaplinsworld.com/de/entdecke-chaplins-world/das-manoir) Müzenin yapımcıları Chaplin'le aynı dönemin ünlülerini de anıyor. Buster Keaton, Laurel ve Hardy size gülümsüyor. Çok yakın dostlarının balmumu heykelleri de karşınıza çıkıyor. Godard, Bloom, Loren, Churchill, Fellini gezenlere gülümsüyor! Şu günlerde açılışının 10. yılını kutlayan müzeyi her yıl ortalama 250 bin kişi ziyaret ediyor.

Stüdyo/müzenin az ötekisindeki yatak odalarına kadar gezilen tarihi neoklasik on beş odalı villası da her şey sanki Şarlo 1977'de 'ayrılırken' bıraktığı gibi duruyor. Altın çerçeveli aynalar, sayısız aile fotoğrafı, binlerce belge, 19. yüzyıldan kalma paha biçilmez mobilyalar, tavana kadar yükselen dolaplar, ağır kumaştan perdeler, büyük pencerelerden görünen olağanüstü bir doğa ve ötelerde büyüleyici göl. Her şey o kadar doğal ki, sanki Chaplin ailesi villayı hiç terk etmemiş! Bir an için kapı açılacak, 'Şarlo' görünecek ve ünlü gülümsemesiyle size 'Hoş geldiniz!' diyecek. 

Melon şapkalı, ince bastonlu

Chaplin Londra'da ilk kez sahneye çıktığında 7 yaşındaydı. Sahneden sinemaya geçen „Şarlo" ününe 21 yaşında Amerika'da kavuşur. Melon şapkalı, ince bastonlu, kocaman ayakkabılı, bol pantolonlu, ördek yürüyüşlü 'Şarlo' tipi hemen tutunur. 1918 sonrası çevirdiği komedi filmlerinde, toplumun ittiği, zavallı, fakir, iyi yürekli küçük insanı canlandırır. 1920'lerde yarattığı 'Yumurcak' ve 'Altına Hücum' filmleriyle Charlie Chaplin artık doruktadır. 'Modern Zamanlar'la bir başyapıt yaratır.1940'da onu ününün doruğuna ulaştırdığı 'Büyük Diktatör'de Hitler'le çok güzel alay eder. Führer'in diktatörlüğünü ve faşistliğini hiciv yoluyla anlatır. 

Lozan, Montrö ve Modern Türkiye

Vevey'e yarım saat ötedeki Lozan bir yamaca kurulmuş. Kentin eski evleri ve dar sokakları, şirin lokanta ve kafeleri göl kıyısında değil, yukarda! Bir füniküler kıyıyı kent merkeziyle bağlıyor. 160 bin nüfuslu Lozan'da görülecek yerler arasında en ilginci, her yıl 400 bin ziyaretçiyi çeken 13. yüzyıldan kalma gotik yapı, görkemli katedral. Lozan'ın Cumhuriyet tarihimizdeki yeri çok önemli. 23 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Antlaşması modern Türkiye'nin temelini oluşturuyordu. İmzaların atıldığı Beau-Rivage Palace yörenin en şık ve ünlü otellerinden. Buradan yine eşsiz bir manzara. Cenevre gölü ayaklarınızın altında... 

Lozan yakınlarından başlayan kıyı yolu Vevey ve Montrö üzerinden geçip Villeneuve'e kadar uzanıyor. Burada en önemli yapı 12. yüzyıldan kalma Chillon Şatosu. Gölden çıkan bir kayanın üzerine inşa edilmiş şatoya uzaktan baktığınızda sularda yüzüyormuş sanıyorsunuz. Az ötedeki Fairmont Otel'in Cumhuriyet tarihimizde önemli bir yeri var. Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni 1936'da dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras bu otelde imzalamış. 

"Burası bana huzur veriyor"

Chaplin, sadece 'Şarlo' tipiyle insanları büyülemesini başaran bir 'sihirbaz' değildi. O aynı zamanda üstün yetenekli bir rejisör, müzisyen ve iş adamıydı da. Manoir du Ban'in parkı andıran bahçesinde durup ötelerde uzanan barış dolu eşsiz doğaya bakan Şarlo'nun şu sözlerini anımsamadan edemiyor: "Buradaki dünya bana huzur veriyor, ufkumu genişletiyor ve ruhumu dinçleştiriyor." Evet, her yerde huzur ve barış! İnsancıl, barışsever ve öncü sanatçı 'Şarlo' işte bir cennette yaşamıştı.

Göl ve dağlar manzaralı villa anılarla dolu bir yer. Oğullarının anılarında anlattığına göre babaları yaşlılığında da hiç değişmemişti. Onun dili, mimikleri ve vücut hareketleriydi. 'Gülümsemeden geçen bir gün yitirilmiş bir gündür' sözünü çocukları ve torunları hiç unutmamıştı. Chaplin, sadece 'Şarlo' tipiyle insanları büyülemesini başaran bir 'sihirbaz' değildi. O aynı zamanda üstün yetenekli bir rejisör, müzisyen ve iş adamıydı da.

Albert Einstein, 1931'de Charlie Chaplin ile karşılaştığında şöyle demişti: "Sanatınızda en çok hayran kaldığım şey evrenselliği. Hiç konuşmuyorsunuz, yine de tüm dünya sizi anlıyor." Chaplin'in yanıtı da şöyle olmuştu: "Bu doğru, fakat sizin şöhretiniz daha da büyük. Kimse sizi anlamasa da tüm dünya size hayran."

* * *

Şirin göl gemisi, yandan çarklı 1910 yapımı 'La Suisse' iskeleye yanaşıyor. Yolcular iniyor, yeniler biniyor! Az sonra kalkıyor. Burnunu karşı kıyıya veriyor, Cenevre'ye gidiyor. Geniş kaldırımlarında Ortadoğulu zenginlerin gezindiği Rue de Rhone ve Rue du Marche'nin şık mağazalarında az insanın alabileceği pahalı giysilerin, saatlerin, takıların satıldığı lüks kente...

Her yerde bir huzur. Öteler İtalya ve Fransa...

Bahnhof"larda geçiriyorlar hafta sonlarını

Cumhuriyet, 15 Mart 2026

STUTTGART – Ahmet Arpad

Ahmet Arpad'ın bu yazısı 2 Mart 1986 tarihinde gazetemizin Pazar Yazıları sayfasında yayımlanan ilk makalesidir. Arpad gazetemize Stuttgart'tan sürekli yolladığı yazılarla bugünlerde 40 yılı geride bıraktı...  

"Bahnhof"larda geçiriyorlar hafta sonlarını. Bir buluşma yeri onlar için şehirlerin tren istasyonları. Stuttgart'ın büyük istasyonunda da yurtlarından uzakta yaşayan vatandaşlarımız boş cumartesi-pazarlarında geziniyorlar. Kocaman, kilise yüksekliğinde tavanlı istasyon binasının içi, birbirleriyle buluşup köy özlemi giderdikleri, uzun uzun sohbet ettikleri ve de işsizlerin iş aradığı yer.

Şu sıralar buz gibi geçen kış günlerinde, onlara istasyon içindeki sinemada, lokanta ve birahanelerde veya büyük postahanede rastlamak mümkün. Tren istasyonunun önündeki uzun alan, her köşesinden yürüyen merdivenlerin metroya indiği büyük yeraltı çarşısında da onlar geziniyor. Rengârenk, ışıl ışıl vitrinlerinde "Mevsim Sonu Satışı" tabelaları asılı mağazaların kapısında, geç saatlere kadar açık, ayaküstü büfelerin önünde birbirleriyle sohbet ediyorlar, Almanya'da basılan Türk gazetelerinde anavatandan haberler arıyorlar.

Türkiye'de kendilerine "Alamancı" denen Türklerin Stuttgart'taki bir başka hafta sonu buluşma yeri de "Markthalle". Her Alman şehrinde rastlayamayacağımız bu kapalı pazar, büyük ve tarihi bir bina. Çiçekçisinden kasabına kadar yüze yakın küçük dükkânın çoğunu yabancılar işletiyor. Yalancı dolma, beyaz peynir, sucuk, pastırma ve rakıyı çantalarına koyup Türk kasabından da kuzu pirzolasını aldıktan sonra, evlerinde dostlarına bir Türk sofrası donatıyor, Türkiye'de geçirdikleri yaz aylarının en güzel tatilleri olduğunu anlatıyorlar. "Türken raus!" diyenlerin artmasına karşılık, 1980'li yıllarda Türkiye'yi kendilerine tatil ülkesi seçen Almanların da artması ilginç. 1985'te Türkiye şehirlerini dolduran Almanların buna 1986'da da kararlı olduğu, turizm şirketlerinin çabalarından belli!

"Türkuaz", "Semaver", "Altın Boynuz"... Birbirinden ilginç ve değişik lokantalarımızı bütün yıl boyunca Türklerden çok Almanlar dolduruyor. Mutfağımızın en iyi yemeklerini severek ve afiyetle yiyorlar, dostlarıyla sohbet ediyorlar, güzel saatler geçiriyorlar. Bu lokantalara sık sık gidenler Türk dostu kişiler. Gençler çoğunlukta. Birbirlerini tanıyan, işyerlerinde ve özel yaşamlarında vatandaşlarımızla dostluk kurmuş insanlar. Bir araya geldikleri Türk lokantalarına geçenlerde "Atilla" da eklendi. Mumların ışığında, beyaz tüller ve eski Türk desenli çiniler arasında oturuyor, kulağa hoş gelen hafif oyun havalarını dinliyor ve su kattıkları rakılarını yudumlayarak Türkiye'de geçirdikleri o güzel günleri anımsıyorlar...

Maymunlar çok cana yakın

Aydınlık Avrupa, 15 Mart 2026

STUTTGART – AHMET ARPAD
    
Stuttgart'ın tarihi hayvanat bahçesi Wilhelma (www.wilhelma.de) bu yıl 180. yaşını kutluyor. Veliaht Prens Karl'ın Çar 1.Nikolaus'un kızı Olga Nikolaevna ile 30 Eylül 1846'da yaptığı evlilik nedeniyle kapılarını büyük bir dinlence parkı olarak ilk kez açmış, kısa süre sonra da bir hayvanat bahçesi ve botanik bahçesine dönüştürülmüştü. Güney Almanya'nın bu en eski hayvanat bahçesinde yaşayan değerli bonobo maymunları birkaç yıl önce yeni "evleri"ne taşınmıştı! Yapımı üç yıl süren, giderleri sonunda 22 milyon Avro'ya tırmanan "Maymunlar Evi"nin yapımı tehlikeye girince 28 bin üyeli Wilhelma Dostları Derneği 9 milyon Avro'luk katkıda bulunmuştu. Bugün Wilhelma'da 1200 türden yaklaşık 11 bin hayvan yaşıyor. Stuttgart, Berlin ve Münih'in ardından ülkenin üçüncü hayvanat bahçesine sahip.

Avrupa'da pek bir benzeri yok, gerçekten görülmeye değer. Şık, ileriye dönük modern yapının hemen hemen tamamı camdan. Mimarı Prof. Hascher'in Almanya'nın mimarları arasında önemli bir yeri var. Stuttgart'ın göbeğindeki Sanat Müzesi ile büyük bir alışveriş merkezinin de mimarı olan Prof. Hascher'in özelliği yapılarında çok cam kullanması. Bunu Maymunlar Evi'nde de gerçekleştirmiş. Bonobolar (cüce şempanze) ve çocukları 1000 metrekare büyüklüğündeki alanda yaşıyorlar. Maymunların geleceğe dönük yeni evi lüks, aydınlık ve de ferah. Burada yaşayan 25 bonobo oturdukları, yattıkları veya oynaştıkları yerden dışardaki güzel doğayı seyrediyor, günün belli saatlerinde parka çıkıyor, koşturup zıplıyor, çimenlere uzanıyor. 3000 metrekarelik dış yeşil alanda on beş metre yüksekliğindeki değişik ağaçlar, çimenler ve bir derecik onların.

"Anayurtları" Kongo

Camların arkasındaki kalabalık hoşlarına gitmemiş olacak, konuşup eden, gülen, kendilerine ikide bir el sallayan insanlardan rahatsız oldukları belli. Sadece küçüklerin hiç umurunda değil bu yeni dünya. Onlar insan çocuklarının da severek oynayacağı büyükçe bir odada koşuşturarak, salıncaklarda sallanarak, topları sağa sola savurarak tam bir keyif çıkarıyor. "Anayurtları" Kongo olan bonobolar dışarıya çıktıklarında açık alanda yükseklere tırmanıyor, insanın yüreğini ağzına getiren değişik jimnastik hareketleri yapıyor, metrelerce yukardaki hamaklara kurulup ayaklarının altında uzanan hayvanat bahçesini ve çevresindeki büyük parkı seyrediyorlar. Bütün gün tembel tembel oturmasını veya uyuklamasını önlemek için değişik kimi yöntemler de uygulanıyor. Bazı bölümlerde ancak uğraşı sonucu bulabilecekleri köşelere leziz yiyeceklerle oyuncaklar saklanıyor. Açıp alacakları dolap raflarına da günün belli saatlerinde yiyecekler bırakılıyor. Susuzluğunu gidermek isteyen maymunun duvarlardan arada sırada akan sulara ağzını uzatması gerekiyor. 

Hamilelik süreci 8 ay

Doğada bonobolar çok sayıda dişi, erkek ve yavru hayvandan oluşan büyük gruplarda yaşıyor. Yeni doğanlar belli bir yaşa geldikten sonra bölünüyor, küçük gruplara ayrılıyor. Bonobolar tüm büyük maymunlar gibi gündüz çok hareketli. Yaşamları sabah ve öğleden sonra doruğa ulaşıyor. Öğlen sıcağında dinleniyorlar. Geceleri de kendilerine yapraklardan bir 'uyku yuvası' yapıyorlar! Bu yuva genellikle ağaçların doruklarında oluyor, çoğunlukla sadece bir gece kullanılıyor. Bonobolarda doğum sırasında diğer dişilerin anneye yardımcı olduğu gözlemleniyor. Birkaç dişi, doğum yapanı erkeklerden korumak için etrafında toplanıyor. Annenin hamilelik süreci 8 ay. Gıdalanmaya gelince, yemek listelerinde çoğunlukla değişik meyve türleri, ağaç yaprakları, tomurcuklar, bitki özleriyle otlar, böceklerle solucanlar var! 

Az sonra dönüş yolundayız. Aslanlar, zürafalar, filler, ceylanlarla fok balıklarının yanından geçerek çıkışa doğru yürüyoruz. 1829'da Kral 1. Wilhelm'in Berberi stilde inşa ettirdiği pavyonun hemen yanındaki 650 metrekarelik havuz silme doğa harikası tropik su zambağı ile örtülü. Yaklaşık 180 yıllık yetmiş manolya ağacı havuzu çevreliyor.

Çıkışa az kala sularda gezinen flamingolar size: "Güle Güle", diyor. 

1 Mart 2026

Kar Köpeklerinin Yarışı

 Aydınlık Avrupa, 1 Mart 2026

STUTTGART – Ahmet Arpad

Köpeğin adı 'Layka'. Ormanın karlı yollarında koşuyor. Peşinden başka köpekler de geliyor. Hepsi nefes nefese. Yolun kenarında duran insanlar el sallıyor, heyecanla bağrışıyor. Köpekler yanıt vermek istermiş gibi havlıyor.

Karaormanlar'dayız. Güzel Todtmoos'da. Hava güneşli, fakat soğuk. Son günlerde çok kar yağmıştı yöreye. Stuttgart ve çevresinden kayak severler bu güzel spordan yararlanmak için buraları doldurdu. Herkesin amacı kızak çeken köpeklerin yarışını izlemekti. Almanya şampiyonası her yıl olduğu gibi yine bu yörede yapıldı. Karlar altındaki Hinterzarten, Todtmoos ve Bernau bu güzel spor için yeğlenen şirin kasabalar. Kızak köpekleri ve coşkulu seyirciler için her kış bir cennete dönüşüyor.

Eskimoların can yoldaşı

"Husky" denen köpekler Eskimoların can yoldaşı. Ava giderken kızakları çeken, karlarda kendilerine çukurlar açıp kulübelerinde uyuyan efendilerini Kutup ayılarından koruyan hep bu sadık hayvanlar. Kuzey kutbuna yaptıkları yolculuklarında Amundsen, Byrd ve Peary'ye eşlik etmiş olanlar da yine "husky"ler. Kurt nasıl soğuk havayı severse, bu köpeklerin de keyfi buz gibi kış günlerinde geliyor! Soğuk onları canlandırıyor. Hele ısı 10-15 derece sıfırın altındaysa keyiflerine diyecek yok!

Todtmoos'daki kızak köpeği yarışları 50 yıl önce küçük bir etkinlik olarak başlamıştı. 2025'de 50. yılını uluslararası katılımcılarla ve sayısız yarışla kutlamıştı. Yarışların ardından Stone Free grubu bir "rock gecesi" düzenlemişti. Günümüzde Todtmoos etkinliği Avrupa'nın en geleneksel kızak köpeği yarışlarından biri. Hızın, takım ruhunun ve buzlu vahşi doğanın etkileyici bir gösterisi. 

Kızakları çeken köpeklerin Orta Avrupa'ya, özelikle Almanya'ya gelmeleri son 50 yılda olmuş. İçgüdüleri çok gelişmiş bu hayvanlar, Kuzey Kutbu kadar soğuk olmayan yörelere de kolayca uyum sağlıyor. Bavyera ve Güney Karaormanlar'ın karlı dağ ve ovalarında düzenlenen köpekli kızak yarışlarına ilgi hep sınırsız.

"Kral köpek"

Sürücü büyük kızağın üzerinde ayakta duruyor. Kırbacını havada şaklatıp bağırıyor. "Go, go, go", "Heja", "Gee", Haw, "Whoa..." Köpekler kızağı çılgın gibi çekiyor. Hızları saatte 40 km'yi buluyor. En akıllısı altı veya sekiz köpeğin önünde koşuyor. "Kral Köpek" deniyor ona. Kar tipisinde yolu, izi ve yönü bulan bu köpek. Yarışın son turu. Kırbaçlar havada şaklıyor. Bağrışmalar, havlamalar. İnsanla köpek sanki bir bütün. Kızaklar daha da hızlanıyor. Varış çizgisi az ilerde. Köpekler uçuyor. Arkadan gelen kızaklar en öndekine çok yaklaşıyor... Ve yarış bitiyor.

Kazanan mutlu. Sürücüler birbirlerini kutluyor. İzleyiciler onlara sesleniyor, el sallıyor. Ya köpekler? İri mavi gözleri mutluluk dolu. Karlarda yuvarlanıyorlar, birbirleriyle koklaşıyorlar, önlerine konan kemikleri kemiriyorlar. Afiyetle.