15 Ocak 2021

Ku Klux Klan gizli örgütü

TOPLUM Gazetesi, 15 Ocak 2021

AHMET ARPAD

ABD tarihinin "kara lekesi", insanlık tarihinin gördüğü en gaddar nefret gruplarından biri kabul edilen Ku Klux Klan (KKK) bir sosyal kulüp olarak 1866 yılında Tennessee'de kuruldu. Sembolü yanan haç olan ırkçı, yabancı düşmanı, antisemitik bu örgüt 20. yüzyılda Avrupa'ya da sıçradı. Özellikle İkinci Dünya Savaşı'nın ardından güçlenen Ku Klux Klan European White Knights of the Burning Cross'un çatısı altında günümüzde Almanya, İsviçre, Avusturya, İsveç, Fransa, İngiltere ve İtalya'da etkin.

Resmi olmayan açıklamalara göre ABD'de yaklaşık 10 bin insan Ku Klux Klan'a üye, yurtdışı bağlantıları çoğunlukla değişik ülkelerdeki sağcı kuruluşlarla. Örgütün Avrupa'daki 'şubeler'i Almanya konumlu European White Knights of the Burning Cross'a bağlı. Çoğunlukla Facebook üzerinden yandaşlarına ulaşan, örgütün reklamını yapan Ku Klux Klan üyeleri Cermen anavatanlarına, Nazi dönemindeki Alman ordusuna övgüler, günümüz düzenine nefret yağdırıyorlar. Avrupa Ku Klux Klan örgütleri kendilerini nasyonal sosyalist ülküye yakın görüyor. Hitler resimleriyle "Gamalı Haç"lar internet sayfalarından hiç eksik olmuyor. 2000'li yılların başında Almanya'da sekizi Türk olmak üzere 10 yabancıyı öldüren ve yıllarca ortaya çıkarılamayan (!) NSU Neo-Nazi örgütü tarafından Stuttgart yakınlarındaki Heilbronn'da öldürülen kadın polis Michèle Kiesewetter'in iki meslekdaşının yöredeki Ku Klux Klan'a üye olduğu ve 'gece törenleri'ne katıldığı soruşturmalar sırasında ortaya çıkarıldı.

Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) Örgütü'nün Almanya'nın değişik yörelerindeki Ku Klux Klan gruplarıyla bağlantı içinde oldukları da bu soruşturmalarda kanıtlandı.NSU terör örgütünün yargılandığı Münih davasında bilindiği gibi beklenen sonuç alınamadı. Örgütle ilişkili olduğu düşünülen kişilere konuşma yasağı getirildi, dosyaların bazıları hiç ortaya çıkmadı. Kalan dosyalar da 120 yıl gizli, herkese kapalı. Davanın ardından birçok önemli soruya yanıt alınamadı: Böhnhardt-Mundlos-Zschäpe üçlüsüne destek veren ağ ne kadar genişti? İstihbarat servisi neler biliyordu, neonazilerin entrikalarına karışmış mıydı? 2000-2006 arasında işlenen dokuz cinayet niçin engellenemedi? Alman gizli istihbarat teşkilatının bunda bir rolü oldu mu? Müdahil avukatı Mehmet Daimagüler: "Sonunda beş teröriste dava açıldı, fakat hepsi bu kadar", diyor. "Kurumsal ırkçılık sorununu araştırmadılar. Savcılık tam dört buçuk yıl süren bu dev davada müdahil avukatların araştırmalarının ve iddialarının üstünü sürekli kapattı. Bence bu siyasi bir sorun."

Sivri kukuletalılar örgütü

Daha 2018 yılına kadar Alman İçişler Bakanlığı ülkede Ku Klux Klan ideolojinde kurulmuş dört örgütten yola çıkıyordu. Bir ihbar üzerine Stuttgart yakınlarında tutuklanan "ünlü" bir sağcının smartphone'nunda inanılmaz bilgilere ulaşıldı. Hemen ardından Almanya'nın sekiz eyaletinde "National Socialist Knights of the Ku-Klux-Klan Germany"nin şubelerine aynı anda polis baskıları düzenlendi, yüzün üzerinde – tabancadan kılıça – değişik silaha el konuldu, yaşları 17 ile 60 arasında kırk kişi, tümü de erkek, geçiçi olarak tutuklandı.

Bu baskınların nedeni şiddet yanlısı, yabancı düşmanı örgüt üyelerinin Almanya'da eyleme geçeceğinden korkulmasıydı. Ku Klux Klan üyelerinin aralarında yaptıkları gizli törenler geceleri oluyor, katılımcılar kendilerini uzun beyaz cübbelere ve beyaz sivri kukuletalara gizliyorlar. Bütün gruplarda üyelerin mutlaka uyması gereken bazı kurallar var. Bunlardan biri, ağızlarından sır kaçırmamak için özel yaşamlarında az içki kullanacaklar. Diğeri de, hep cesur ve mücadeleye hazır olabilmek için düzenli ve sağlıklı bir yaşam sürdürecekler! Neonazi ideolojiye yakın olduğu bilinen Almanya Ku Klax Klan'ın websitesinde şu sözler dikkati çekiyor: "Almanya örgütümüz Kuzey-Cermen kültürü ile Ku Klux Klan'ın dünya görüşünü bir araya getirmekte olup günümüzün kültürüne ve insanlarımızın gereksinimlerine uyuşum göstermektedir."

Ku Klux Klan Cermen Şövalyeler Tarikatı'nın açıklamasına göre, örgüt Cermen kökenli Alman Hıristiyanları'nın toplum ve kültür değerlerini koruyor ve teşvik ediyor. "…Bu değerlerimizi teşvik etmekle atalarımızın mirasına saygı gösteriyor, onu hep canlı tutuyoruz.."

11 Ocak 2021

Hollywood'u kuran adam

Toplum Gazetesi/ALMANYA, 11 Ocak 2021

AHMET ARPAD

Carl Laemmle 1884 yılında Laupheim'daki babaevini terk ettiğinde on yedi yaşındaydı. Ufak tefek, bakışları cin gibi delikanlı yürekliydi. Tek amacı okyanus ötesine gitmek, orada başarıya ulaşmaktı. Genç Carl, doğup büyüdüğü kasabayı terk ederken tek başına değildi. Arkadaşı Leopold Hirschgeld de Hamburg'da 1858 yapımı "Neckar" göçmenler gemisine binenler arasındaydı. İki delikanlının ortak arkadaşları İsidor Nathan Landauer de bir yıl önce Amerika'ya ayak basmıştı. Laupheimlı 'üçlüyü' bir yıl sonra Samuel Moritz Einstein takip etmişti. Dördü de yeni kıtadaki ilk yıllarını bulaşık yıkamakla, ayak işlerine koşmakla geçirmişlerdi!

Stuttgart'a bir saat uzaktaki Laupheim o yıllarda Hıristiyanlar'la Yahudiler'in 1730'dan bu yana huzur içinde ortak yaşam sürdürdüğü bir kasabaydı. Yahudiler iş sektöründe ve politikadaki girişimleriyle Laupheim'ın toplum yaşamında hep önemli rol oynamıştı. Endüstrileşmenin ilk adımlarının atıldığı 20. yüzyıl başında yeni dünyada şanslarını arayan yüzbinlerden dördü olan Laupheimlı hırslı ve çalışkan delikanlılar ceplerinde beş kuruşsuz yerleştikleri Amerika'da değişik dallarda başarıya ulaşmasını başarmıştır.

Hırslı, yenilikçi, girişimci
Bir süre New York'ta her işi yapan Laemmle'nin ikinci durağı Şikago'dur, ancak orada da çok kalmaz, Alman göçmenlerin çoğunlukta olduğu Oshkosh'a geçer ve bir tekstil fabrikasında iş bulur. Hırslı genç adam yenilikçi girişimleriyle birkaç yıl içinde fabrikanın müdürlüğüne yükselmeyi başarır. Carl Laemmle, Amerika'da nasıl modern bir iş adamı olunacağını ve başarıda doruğa çıkabilmek için reklamın önemli olduğunu çabuk kavrar. Aradan çok geçmeden de o güne dek kazandığı tüm servetini Şikago'da bir sinemaya yatırır, 1906'da bir film dağıtım şirketi kurar. 1908 yılına gelindiğinde bu şirket Amerika'nın en büyüğü olur. Carl Laemmle o yıllarda, 50 sinema salonuna da sahiptir.  Ufak tefek, kurnaz, cin gibi Laemmle 1910'da kurduğu Independent Motion Picture'la film yapımcılığında en büyük adımı atar. 1912 yılında bazı küçük filmcileri de şirketine katar ve böylece Universal Motion Picture Manufacturing Company (bugünkü Universal Studios) ortaya çıkar!

Meraklı, gözüpek, hoşgörülü
Carl Laemmle Amerikalılar'ın 'bulaşıkçılıktan milyonerliğe' düşünü gerçekleştirmiştir. Dev Universal Studios'un kuruluşu aynı zamanda Hollywood'un da başlangıcıdır. 'Dracula', 'Phantom the opera', 'The Mummy' ve 'Frankenstein' klasikleri onun başarısıdır. Laemmle sadece 'Tom Amcanın Kulübesi'ni yapmaz, yeni ünlenmeye başlayan savaş karşıtı Alman yazar Erich Maria Remaque'ın ilk romanı 'Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok'u da (Türkçesi: Burhan Arpad) beyazperdeye uyarlar. 1930 yılında iki Oscar ödülü alan film o günlerde Almanya'da güç kazanmakta olan Nazileri öfkelendirir. Laupheimlı ("Küstah Yahudi sinemacı") Laemmle'nin ödüllü filmi, Almanya'da yasaklanır, Remarque'ın romanı ateşlerde yanar.

Meraklı, maceracı, araştırmacı, ileri görüşlü, hoşgörülü, güçten ve sorumluluk yüklenmekten kaçınmayan biri olması Almanyalı bu Yahudi'nin başarıya ulaşmasının baş nedenleriydi. Zenginliğini başkalarıyla paylaşmayı da severdi. Birinci Dünya Savaşı'nda fakirleşen Laupheim'ın insanlarına çok destek vermişti.

1930'lı yılların başında Almanya'da Nasyonal Sosyalistler'in güçlenmeye başlaması üzerine, ülkedeki tanışlarının dikkatini onları bekleyen büyük tehlikeye çeker. Carl Laemmle, Ocak 1933'de Naziler'in Almanya‘da yönetimi ele geçirmesinin ardından Laupheimlı üç yüz Yahudi'nin Amerika'ya kaçmasını doğrudan destekler.

7 Ocak 2021

Donald Trump, kabadayı başkan

Toplum Gazetesi, 7 Ocak 2021


6 Ocak 2021 günü Amerika Birleşik Devletleri‘nin başkenti Washington D.C.‘de Donald Trump'a destek gösterisi düzenleyen bir grup protestocu, polis barikatını aşarak Kongre binasına girdi. Bu, darbe girişimini anımsatan bir saldırıydı. Bu saldırıda dört kişi yaşamını yitirdi.

Amerika, her önüne gelenin istediği silahı kolayca alıp sokağa çıkabildiği bir ülkedir. 15 Aralık 1791 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri Anayasası'na konan bir ek maddeyle ülke vatandaşlarına silah bulundurma ve taşıma özgürlüğü tanınmıştı. Bu madde günümüzde hâlâ geçerli! Hiçbir Başkan ona dokunamıyor. Okyanus ötesi ülkede her 100 kişiden 88.8'inde silah var. 100 kişi 120 silaha sahip! 328 milyon nüfuslu ABD'de insanlar 393 milyon değişik silahı taşıyor. Dünyada sivillerin sahip olduğu silahların yüzde 42'si Amerikalıların elinde. Nisan 2019'da ABD'nin en büyük silah lobisi olan National Rifle Association of America (NRA) yıllık toplantısında ateşli bir konuşma yapan Donald Trump, katılımcılara bireysel silahlanma özgürlüğü için hep mücadele edeceği sözü vermişti. Başkan'a göre günümüzde vatandaşlarının bu özgürlüğü bir kuşatma altındaydı! Amerika Birleşik Devletleri'nde 2019 yılının ilk yedi ayında gerçekleşen 32 silahlı saldırıda üç yüzün üzerinde insan öldürüldü.

Oslo'daki Peace Research Institute'un uluslararası silah ticareti uzmanı Nicholas Marsh'ın araştırmasına dayanarak yaptığı açıklamaya göre, 2010 ile 2016 arasında Avrupalı silah şirketleri ABD silah pazarına yaptıkları satışlarını ikiye katlamış! Çok ölülü saldırılarda kullanılmış olan silahları Amerikalılara satan çoğunlukla Alman, İsviçre, Fransız, Avusturya ve İtalyan şirketleri! İsrail'li gazeteci Shir Hever'le Alman gazeteci Wolfgang Landgraeber'in ("Öldürerek Yaşamak" kitabının yazarı) Şubat 2019'da açıkladığına göre, İsrail de otuz yıldır dünya silah pazarında çok başarılı ve şu sıralar ilk ona girmeyi başarmış!

Gelişme korkutucu…

Bu yazıyı kaleme alırken aklıma geldi: Stuttgart'taki Baden-Württemberg Eyaleti İçişleri Bakanlığı'nın, New York'ta 14 Ağustos'ta yaşanan, yedi insanın öldüğü, ellinin üzerinde insanın da yaralandığı dehşet verici silahlı saldırıların ardından yaptığı bir açıklamaya göre, 2014 yılında eyalette, kendini ani bir saldırıya karşı korumak isteyen 40 bin insan ürkütücü silah ruhsatı için müracaat ederken, bu sayı 2019 yılının ilk altı ayında 85 bine çıkmış! Korkutucu bir gelişme. Artık Almanya'da da insanlar devletin onu koruyacağına inanmıyor gibi. Stuttgart'taki Eyalet Polis Sendikası Başkanı" Oliver Malchow, bunun çok tehlikeli olduğunu söylüyor. Son yıllarda tüm Almanya'da gittikçe daha çok aşırı sağcının da, küçük çapta silahlara ilgi duyduğu biliniyor. Solcu Parti milletvekillerinden Ulla Jepke aşırı sağcı, yabancı düşmanı Almanya için Alternatif Partisi'nin günümüzde insanlarda korku yaratmayı başardığı kanısında.Yeşiller Partisi iç güvenlik sözcüsü İrene Mihalic de benzeri görüşte: "Özel kişilerin gittikçe daha çok silahlanması güvenliği değil, uyuşmazlıkların kaba kuvvete dönüşmesi riskini arttırır."

Freiburglu öğretmen Jürgen Graesslin yıllar önce çevresine topladığı ‘savaş karşıtlarıyla yaşama geçirdiği "Silah ticaretini durdurun" kampanyası kapsamında Almanya'nın büyük silah yapımcısı Heckler & Koch'la savaşıyor. Stuttgart'ın güneyindeki Oberndorf kasabası ve çevresinin en büyük işvereni olan kuruluşun son yıllarda, Meksika'ya – bir bölümü izinsiz –toplam değeri 25 milyon Avro olan 10 bin adet G36 modeli tüfek ihraç ettiği ve bunlardan çoğunun ülkenin huzursuz bölgelerinde kullanıldığını Graesslein ortaya çıkarmıştı.
Eylül 2014'de Meksika mafyasının kaçırdığı 48 üniversite öğrencisi de, Heckler & Koch'un ‘kaçak' tüfekleriyle öldürülmüştü. Öğretmen Graesslin'in açtığı dava geçen şubat ayında sonuçlandı, Stuttgart Asliye Mahkemesi silah yapımcısına 3,7 milyon Avro para cezası verdi, ancak karar temyiz edildi, Federal Mahkeme bu kararı 11 Şubat'ta yeniden görüşecek.

6 Ocak'ta Washington'da Kongre binasına yapılan saldırı, dünyamızı yöneten üç büyük ülkeden biri olduğu bilinen ABD'deki gelişmelerin çok göz korkutucu olduğunu kanıtladı. Donald Trump'un son dört yılda ülkesini nasıl baskıcı, kabadayı havasında yönettiğini anımsarsak bu olaya şaşırmamak ve ülkede silah sevdalıların daha çok saldırgan Cumhuriyetçiler arasından çıkmasını da olağan (!) karşılamak gerekiyor.

3 Kasım seçimlerinin ardından düzenlenen Trump yanlısı nümayişlere yüzlerce silahlı grup katılmıştı. „Anti-Defamation League"den uzman Mark Pitcavage'ın açıklamalarına göre, bu saldırgan Neofaşist gruplara yüz bine yakın silahlı Trump hayranı üye! Bu gruplar sokaklara döküldüklerinde üzerlerinde korkutucu üniformalar taşıyorlar. Sanki savaşa gidiyorlar. Onların dünyası ‘saldırganlık' üzerine kurulmuş! Zor duruma düştüklerinde polise güvenmiyorlar, kendi kendilerini koruyorlar. Geçmişteki Amerikan hükümetlerine terörle mücadele danışmanılığı yapmış olan siyasal bilimci Seth G. Jones: "Modern Amerika tarihinde bir seçimin ardından ilk kez politik bir kaba güç yaşanıyor!" diyor.

İnsanlarına bireysel silahlanma özgürlüğünü açık açık tanımış olan Donald Trump'un toplumda temizlenmesi zor lekeler bırakmış olduğu önümüzdeki ay ve yıllarda kendini daha çok belli edecek gibi...


3 Ocak 2021

Biz postacıyı severiz

CUMHURİYET, 03 Ocak 2021

Postacıyı her insan sever. Çoğumuz yolunu gözler, getireceği mektupları bekleriz. Postacı gelir, kapımızı çalar. Kar kış, yağmur çamur demez, evimizin yolunu bulur. Biz postacıyı severiz, kötü haber getirmediği sürece..!


Almanya'da postacılar günbegün 64 milyon mektup ve 3.4 milyon paket dağıtıyor. Noel ve yılbaşı öncesi bu sayılar ikiye katlanıyor. Posta idaresi yılın son dört haftasında on bin elemanı geçici olarak işe almak zorunda kalıyor, dağıtımlar için de sekiz bin araç kiralıyor. Yıllardır bizim caddede görev yapan postacı Rudolf, 2020 yıl sonu itibarıyla emekliye ayrılma kararı almıştı. 62 yaşında, erken emekli olacak.

Yıllarca her sabah ağır yükünü sırtlamış, hızlı adımlarla kapıdan kapıya, kutudan kutuya gitmişti. Son yıllarda ona sarı bir posta el arabası verdiklerinde biraz olsun rahatlamıştı. Ben Rudolf'u hiç yavaş yavaş yürürken görmemiştim. Acelesine karşın arada sırada kısa bir çene çaldığımız oluyordu. Geçenlerde emekliliğinin yaklaştığını söylerken "Herr Arpad, hızlı yürümesem bu iş bitmez" diye konuştu. Ben onu hiç öfkeli görmedim. Çoğu kez gülümseyip: "Bu mesleğin benim için spordan farkı yok" derdi. Haklıydı. Bütün gününü bürosunda bilgisayarın başında geçiren onlarca milyon insan gibi Rudolf'un sağlıklı kalmak için bir ton para verip fitness salonuna gitmesine veya orman yollarında koşu yapmasına hiç gerek yoktu. Çünkü o mesleğinde hiç oturmadı, hep koşuşturdu. Emekliye ayrıldıktan sonra da yıllardır üyesi olduğu doğa yürüyüşçüleri derneğinin etkinliklere katılacak, dağ, tepe, bayır demeden yürüyecek de yürüyecek!

Köpek listesi dağıtılıyor
Biz postacıyı severiz, köpekler ise sevmez. Daha ayak sesini duyar duymaz başlarlar havlamaya. Her gün aynı saatte gelen bu adamı kollar, bahçe kapısında durup yaklaşmasını beklerler. Zavallının işi zordur. Köpeklerin çoğu iyi sözden, okşanmaktan anlamaz. Her gün uğrayan adamı evine yaklaştırmak istemez. Ne de olsa evin ve bahçenin korunması onların sorumluluğundadır! Koyu giyimli, omzunda kocaman çanta, hızlı hızlı yürüyen bu adam köpek için bir "düşman" sayılır. Birkaç yıl önce okumuştum, Almanya'da her yıl üç bine yakın postacı ev köpekleri tarafından ısırılıyormuş. "Ben kuduz ve tetanoz aşısı", oldum diyor Rudolf. "Hem sizin burada az köpek var; onlar da beni yakından tanıyor, karşılaştığımızda konuşuyoruz, çoğu ile aram iyidir." Tehlikeli köpeklerin yaşadığı mahallelerde görev yapan postacılar sprey ve kuru mama taşıyor ceplerinde.

Almanya'nın kimi kentinde posta idareleri elemanlarına listeler dağıtıyor, hangi sokakta, hangi evde köpek var, önceden bilsinler diye! Burada bazı ilginç rakamlara bir göz atmadan olmayacak. 80 milyon insanın yaşadığı Almanya'da 31 milyon ev hayvanı var. Bunlar kediler, köpekler, balıklar, kuşlar, fareler, yılanlar... En çok sevilen ev hayvanı 8 milyonla kediler. Köpekler 6 milyonla ikinci sırada...

İnternet üzerinden sipariş
Postacıların taşıdığı 3.4 milyon paketin çoğu internet üzerinden alışveriş yapanların siparişleri. Geçenlerde açıklanan verilere göre, 2019 yılında 51 milyon Alman internet üzerinden 74 milyar Avro'luk alış veriş yapmış. Yine açıklamalara inanmak gerekirse, Almanya'da 750 milyon ürün internet üzerinden sipariş edilmiş! 2019'da sadece Noel öncesi haftalarda 120 milyon internet ürünü paketle eve gelmiş. Bu branşın en büyüğü, dev Amerikan kuruluşu Amazon Almanya'da 13 bin insana iş veriyor.

Postacımız Rudolf veda ediyor, hızlı adımlarla uzaklaşıyor... Arkasından bakıyorum; ilginç kişiliği olan bir Alman. Hiç öfkelenmiyor, yaşamı olduğu gibi kabulleniyor. Yakında Rudolf yok, bakalım yerine nasıl birisi gelecek? Rudolf o gün bizden sonra yan eve de uğradı. Daha zili çalmadan içerden bir havlama...

2 Ocak 2021

Kadına şiddet toplumun utancı

Toplum Gazetesi, 2 Ocak 2021

Ahmet Arpad

Türkiye 2020 yılını geride bırakmaya hazırlanırken bir günde işlenen dört kadın cinayetiyle sarsıldı. Cumhuriyet Gazetesi bu cinayetleri birinci sayfadan haber yaptı. 31 Aralık'ta sevgili Mustafa Balbay ile duayen yazar Emre Kongar köşelerini bu büyük soruna ayırdılar.

Balbay şöyle yazdı:„Art arda gelen kadın cinayetleri gündemin birinci sırasına oturdu. Bir günde dört kadın cinayeti! Bu, kadın kırımıdır! Bu, iç savaştır! Bu, toplumsal cinnettir! Bu, terördür! İnsan tanım bulmakta zorlanıyor."

Emre Kongar soruna şöyle yaklaştı: „Kadın hakları ve özgürlüğü sorunu bir insanlık, bir uygarlık sorunudur: Türkiye, uygarlaşmaya, demokratikleşmeye, laik ve sosyal hukuk devleti olmaya, kalkınmaya, gelişmeye, bu sorunu çözmeden devam edemez!"

Kadına şiddet Almanya da son yıllarda gittikçe hızlanarak yaşanan bir toplum sorunu. Münih Ludwig Maximilian Üniversitesi'nin 2020'nin son aylarında açıkladığı araştırmaya göre, bu sorun korona salgını nedeniyle insanların evlerine kapanması sonucu son sekiz ayda daha da büyüdü. Aile içi şiddetten sadece kadınlar zarar görmüyor, bu şiddete tanıklık eden çocuklar da doğrudan olumsuz etkileniyor. Suçluluk ve utanma duyguları yük olarak doğrudan omuzlarına biniyor, günbegün şiddeti yaşayan kimi çocuk öldürülme duygusuyla yaşıyor, içine kapanıyor, daha çocuk yaşta çevresine güvenmeyi unutuyor, duygusuzlaşıyor, saldırganlaşıyor.

KADINA ŞİDDET TOPLUMUN UTANCI

Federal Aile Bakanlığı'nın verilerine göre 2018 yılında 34 bin kadın sığınma evlerine kaçmış. Bunlardan yüzde altmışı çocuklarını da yanına almış. Almanya'da 6 bin kapasiteli 400 sığınma evi var. Bunu, aile içi şiddetin giderek arttığı Türkiye ile karşılaştırdığımızda, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın verilerine göre, ülkemizde 3 bin 500 kapasiteli 145 kadın sığınma evi olduğunu görüyoruz!

Aile içi şiddet sonucu Almanya'da 2019 yılında 245 kadın yaşamını yitirmiş. Federal Kriminal Dairesi'nin de verileri ürkütücü ve düşündürücü: Aile içi şiddetin mağduru 140 bin kadının 6 bini Türk. Resmi verilere göre, kadına şiddet uygulayan 117 bin erkek tutuklanmış, 7 bini Türk. 2019 yılında yapılan "Almanya'da Kadının Yaşamı, Güvenliği ve Sağlığı" konulu bir anketle, Türkiye'den gelin gelen kadınların yüzde 49'unun aile içi şiddet yaşadığı açıklanmıştı. Kadına şiddet çoğunlukla insanlarımızın getto yaşamı sürdürdüğü Berlin, Köln, Mannheim, Hamburg gibi büyük kentlerde görülüyor.

Bunun temel nedenleri işsizlik, yoksullaşma ve uyum çabalarının başarısız kalmış olması! Stuttgart Belediyesi'ne bağlı "FrauenFanal" adlı kuruluş, aile içinde sorunlar yaşayan, evden kaçan kadınlara rehberlik yapıyor, onları bilgilendiriyor, avukatları hukuki danışmanlık hizmeti veriyor. Sadece onlar değil, aile içinde fiziksel ve ruhsal şiddeti yaşayan çocukları da bu kuruluştan destek alıyor. Kadına yönelik şiddet sadece onun yaşam hakkını tehdit etmiyor, aile birliğini de ağır yaralıyor, topluma ciddi anlamda zararlar veriyor.

Dünya kadınları 1921'den bu yana 8 Mart'ta "Kadınlar Günü"nü kutluyor, yeni girdiğimiz 2021 yılının 8 Mart‘ında kadınların 100. yılını bakalım dünya nasıl kutlayacak? Eminim yine kimi sözler verilecek, verilen sözler yine lafta kalacak, çünkü her zamanki gibi yine rafa kaldırılacak.