4 Ağustos 2013

Münih'te hoş bir gün

Cumhuriyet 04.08.2013 
MÜNİH
AHMET ARPAD


Avrupa'nın en büyük kent parkı Münih'in göbeğinde. 370 hektarlık "İngiliz Parkı"nda dolaşırken insan kimlere rastlamıyor ki! Her gün gezintiye çıkan yaşlılara, yakındaki üniversiteden ders çalışmaya gelmiş gençlere, ağaçlar altına uzanmış, öpüşüp sevişen aşıklara, parkın uzun yollarında mutlu köpeklerinin peşinden giden köpekseverlere, uçsuz bucaksız çimenlere yatmış, tembel tembel gökyüzünü seyredenlere, atlarına binmiş, insanları rahatsız etmeden huzur dolu parkın yollarında gezinen polislere. "Çin Kulesi"nin çevresindeki tarihi ağaçların gölgesinde bira içen göbekli Bavyeralılara, sürekli fotoğraf çeken meraklı turistlere... Sizin anlayacağınız her cinsten insan burada! Kulenin altındaki sahnede Bavyeralı müzisyenler oynak melodiler çalıyor. 1789'da Prens Carl Theodor'un Alman ordusunun mimarı Joseph Frey'e İngiliz park kültürünü örnek alarak düzenlettiği bu dev alan köpeklerden bebeklere, yaşlılardan gençlere herkesin canının çektiğini yapabileceği bir yer. Havaların oldukça sıcak olduğu şu günlerde "özgür güneşleme"yi sevenler Schwabing deresinin çimenlerini ele geçirmiş! Daha çok özgürlüğü sevenler ise az ötedeki İsar nehrinin kıyılarını yeğliyor... Günün belli saatlerinde parkın uçsuz bucaksız çimenlerini dört ayaklı sevimli hayvanlar ele geçiriyor! "Ev hapsi"nden birkaç saatliğine olsa da kurtulduğu için sonsuz mutlu, her cinsten, her renkten, her boydan ve her yaştan köpek deliler gibi koşuşturuyor, hoplayıp zıplıyor. Seyreden için eşsiz bir gösteri... En iyi cins, en soylu köpekler ise,  çimenlerdeki "karmakarışık özgürlük" soylu sahiplerinin pek hoşuna gitmiyor olacak buraya uğramıyor.

Bu kent parkında başka özgürlükler de var. Ağaç altlarında, çimenlerde akla gelen her müzik türünü dinlemek mümkün. Tamtamlara darbukalar, trompetlere saksofonlar karışıyor... Yakındaki Münih Üniversitesi'nde yıllar geçiren Güney Amerikalı, Afrikalı öğrencilerin müziği kulağa pek hoş geliyor. Bir başka köşeyi piknik yapanlar ele geçirmiş. Kömür ateşinde yağlı domuz etleri, iri sosisler, şişe geçirilmiş balıklar kızarıyor. Ağaçların gölgesinde bira içenlere kimse karışmıyor. İngiliz parkındaki özgür yaşama parkın yollarında devriye gezen polisler değil karışmak, yaşamın tadını çıkaran kent insanlarına dostça gülümseyip onlara selâm veriyor...

Kleinhesseloher gölünde küçük kayıklar dolaşıyor, kazlar, ördekler, alımlı bembeyaz kuğular sularda süzülüyor. Gölden Aumeister bira bahçesine uzanan bölümde her şey sakinleşiyor. Burada doğa tavşanların, sincapların, arada sırada ortaya çıkan alageyiklerin elinde. İngiliz parkından geçen dereciklerde kunduzlar, porsuklar da özgür yaşayabiliyor. 1789 yılından bu yana beton hiç girememiş bu parka!

Kentin merkezinde şöyle bir gezinmeden Stuttgart'a dönmek olmaz. Münih'in göbeğindeki ünlü Viktualien pazar alanı insan dolu. En iyisi yarım kızarmış tavukla seramik kupada buz gibi bira alıp, uzun tahta masalardan birine oturmak, keyifle yiyip içmek, karşınızdaki Bavyeralı ile sohbet etmek, cumartesi alışverişine çıkmış hanımefendilerle yanlarındaki beyefendileri, suları buz gibi fıskıyeli küçük çeşmenin yanında durmuş, bir yandan çene çalan, bir yandan ulusal içkileri köpüklü biralarını yudumlayanları, merakla dolaşan, sürekli deklanşöre basan her milletten turistleri seyretmek... İçlerinde birkaçı var ki Viktualien pazarında dolaşanlara hiç uymuyor. Dört hanım, tepeden tırnağa örtülü, değil saçlarının tek teli, ayakkabıların burnu bile görünmüyor. Gözlerinde kocaman kocaman kara gözlükler. Bir ellerinde pahalı marka çantalar, bir ellerinde külahta dondurmalar. Durmuş, çevrelerini seyrediyor, arada sırada uzun peçelerini, biraz zor da olsa kaldırıyor, dondurmalarını yalıyorlar... Az ötede ıhlamur ağacının gölgesine sığınmış kısa deri pantalonlu, şık loden şapkalarına keçi sakalı takılı dev gibi Bavyera erkekleri biralarını yudumlamayı bırakmış onlara bakıyor!

Stuttgart trenine gitmeden önce Sevgili Erol Özkan'la buluşuyoruz. Konuşurken daldan dala atlıyoruz. Geçmişten, gelecekten, ortak anılardan, Münih'ten, kentte yaşayan Türklerden söz ediyoruz. Konuşmadığımız tek konu: Türkiye! Almanya'dan "memleketi kurtarmak" bize mi düşmüş?

www.ahmet-arpad.de

2 yorum:

  1. Merhabalar.

    Yazınızı keyifle okudum. Ben İstanbul'dayım. Orda anlattığınız ortama çok imrendim. Türkiye'de, bırakın Konya'yı, Trabzon'u filan, İstanbul'da bile, öyle, özgürlüklerin rahatça yaşandığı, negatif olayların çıkmadığı bir park ortamı zor ya. Hemen 'Burasi Türkiye, kardeşim. Bizim örf ve adetlerimizde bunlar yok' diyip baskıyı kuruyor muhafazakarlar ve baskıcılar.

    Almanya'nın kıymetini bilin :)

    Sevgiler,

    Cem

    YanıtlayınSil
  2. Sayın Cem Bey,

    söylediklerinizde çok haklsınız. Ancak siz yine de elinizden geldiğince özgür yaşamaya devam edin...

    Ahmet Arpad

    YanıtlayınSil