7 Ekim 2012

'Bizdeki aydın sınıfını gördükçe öfkeleniyorum...'

Cumhuriyet 07.10.2012
STUTTGART
AHMET ARPAD


9 Kasım 1918’de Almanya’ya parlamenter demokrasi gelir. 9 Kasım 1923’te Hitler Münih’te başarısız bir darbe girişiminde bulunur. 9 Kasım 1938 gecesi Almanya’da Naziler binlerce Yahudi işyerini yağmalar, 270 sinagogu ateşe verir, Yahudileri öldürür. 9 Kasım 1989’da Berlin’deki duvar yıkılır. Görüldüğü gibi 9 Kasım Almanya’nın yazgısıdır!

“Bizdeki aydın sınıfını gördükçe öfkeleniyorum, fakat yapacak bir şey yok, çünkü onlar gerekli; böyle olmasaydı köklerini çoktan kazırdık!” Hitler 10 Kasım 1938 günü Münih’te yaptığı bir konuşmada böyle söylemişti. İki yıl sonra onunla bir röportaj yapan Hermann Rauschning’e söyledikleri de düşündürücüdür: “Ben akılcı eğitim istemiyorum. Niyetim bilimle ülkemin gençliğini yok etmek değil.” Hitler ülkeyi “teslim aldığı” 1933’ten başlayarak komünistleri, aydınları, sol görüşlüleri, sendikacıları, gazetecileri, bilim adamlarını ve yazarları düşü olan nasyonal sosyalist misyona karşıt görmeye başlamıştı. Özellikle 1933 yılının Mart ve Haziran aylarında çıkarılan “halkı ve ülkeyi korumak” amaçlı yasalarla öncelikle basın kontrol altına alınmıştı. Hitler’e göre, basının toplumu yönlendirme ve etkileme gücü büyüktür, o geçici değil, sürekli kullanılmalıdır! Bu amaca ulaşmak için yayın organları “eşitlenirken”, daha doğrusu bütün basın organları birbirine uydurulurken, basın özgürlüğüne de büyük bir darbe indirilmişti. Bu girişimlerin hemen ardından, 1934 yılının ilk günlerinde yürürlüğe giren “yazıişleri müdürleri”yasasıyla da gazeteler ve yayınevlerinin çalışmalarını daha yakından denetleme olanağı yaratılmıştı. Gazetelerde yazıişleri müdürü görevini üstlenecek kişilerin mutlaka “saf kan Alman” ve politik açıdan “çok güvenilir” elemanlar olması koşulu getirildi. Bu süreçte parti kendi adamlarını sorumlu görevlere yerleştirdi. Yeni yasayla Ocak 1934’ten başlayarak birkaç ay içinde özgür yayın yapan birçok gazete kapanırken, binin üzerinde gazeteci de işini yitirdi.

Nasyonal sosyalistler böylece ülkede yönetimi ele geçirmelerinin daha ilk yılında tüm medyayı çıkarlarına uygun yönlendirmeyi başarmışlardı. Bütün gazeteler hükümetin düzenlediği basın toplantılarına muhabir yollamak zorundaydı. Neyin nasıl yazılacağına da, Hitler’in hemen 1933’ün ilk haftalarında kurduğu ve başına da Goebbels’i geçirdiği ‘propaganda bakanlığı’ karar verecekti. Basından pek karşı tepki gelmedi. Tepki gösterenler de işten atıldı, Almanya’dan kovuldu ya da öldürüldü. Bazıları kendiliklerinden başka ülkelere iltica ederken, birçoğu da toplama kamplarına sürüldü. Bunlardan biri de Münih yakınlarındaki, hemen Mart 1933’te kurulan ve nasyonal sosyalist ideoloji karşıtı gazetecilerin yanı sıra sendikacılarla aydınların da atıldığı Dachau kampıydı. Her türlü nümayiş ve protesto da acımasızca eziliyor, insanlar içeri alınıyordu. Basının devlet tarafından “denetlenmeye” başlanmasının tek amacı Alman halkını nasyonal sosyalist ideolojiye uygun olarak etkilemenin en kolay yol olmasıydı. Seslerini çıkarmak yürekliliğini gösteremeyen gazete sahipleri 1933 yılının Haziranı’nda kurulan medya kontrol meslek birliğinin başına Max Amann adında bir Nazi’nin geçmesine de göz yumdular. Hitler’in 44. doğum günü olan 20 Nisan’da ünlü çizer Emil Stumpp’un yaptığı Führer karikatürünü birinci sayfadan yayımlayan ünlü Dortmund gazetesine hemen ertesi gün el konuldu, mal varlığı ve sermayesi partiye aktarıldı. Çizer Stumpp’un da Almanya’da çalışması yasaklandı.

1935’ten sonra da “yönetenleri küstüren” veya “basının şerefini lekeleyen” herhangi bir haber veren gazeteler meslek birliğinden çıkarıldı. Hitler’in nasyonal sosyalist devleti böylece birkaç yıl içinde medyayı sadece kontrol etmeyi başarmamış, ne türlü yayın yapacağına da karar vermekle onu bütünüyle ele geçirmişti. Aynı süreçte tabii Yahudi azınlığın tüm yayın organlarına da el kondu. Yayınevleri kamulaştırılırken, karşı çıkabilecekleri düşünülenler başkalarına satmak zorunda bırakıldı. Ülkede gücünü pekiştirmekte olan Hitler’in NSDAP partisi zamanla basını amaçlarına uygun yönlendirmeyi başarmıştı. Propaganda bakanlığının başındaki Goebbels’in tek amacı ilk günden başlayarak tüm basını, radyoları ve her türlü yayın organının düşünce ve görüşlerini baştan sonra denetlemekti. Goebbels, “Ben bakan olarak gazeteleri yasaklayamam” diyordu. “Fakat hükümet basınla baş etmek zorunda kalırsa gereken tüm yöntemleri mutlaka bulacaktır! Bizimle çalışmak isteyene kapımız hep açıktır. Biz ona elimizi uzatacağız ve onun da uzattığımız bu eli kayıtsız şartsız tutmasını bekliyoruz...” Nasyonal sosyalist parti çıkardığı yasalarla, “yönetenlerin korkulu düşü” olan medyayı kendi politik çıkarları doğrultusunda standartlaştırmıştı! 


Naziler savaş yıllarında tüm ülkede gazetelerin yüzde 36’sını kontrol ediyordu. Tirajı yüksek bu yayın organları halkın yüzde 82’si tarafından okunmaktaydı! Ellerine geçirdikleri yayınevleri arasında ünlü Ullstein da vardı. Kitap ve gazete Hitler’in korkulu düşü idi. Hitler Almanya’sında bireye yapılan baskı 10 Mayıs 1933’te kitapların yakılmasıyla başlamıştı. Brecht, Dix, Döblin, Einstein, Freud, Heine, Horvath, Kafka, Lessing, Luxemburg, Mann, Marx, Musil, Remarque, Roth, Seghers, Schnitzler, Suttner, Tucholsky, Werfel ve Zweig ateşi boylamıştı! İnsanların okumaması, düşünmemesi demekti. Führer, gazete ve kitabın silahtan daha güçlü olduğunu çabuk kavramış, basın özgürlüğüne son vererek de tüm demokratik ve liberal güçleri susturmayı başarmıştı!..

www.ahmet-arpad.de

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme