21 Kasım 2010

Üç günde üç İsviçre

Cumhuriyet 21.11.2010

ZÜRİH
AHMET ARPAD
 
Salına salına yürüyorlar siyah giysili kadınlar. Kocaman göbekli, kara sakallı erkekleri iki adım önde. Arap ülkelerinden gelmiş turistler dolduruyor Cenevre'yi. Parası olanın güzel yaşadığı kentin geniş caddelerinde, camları ışıl ışıl vitrinler kolye, küpe, yüzük, kol saati dolu dükkânlarında, şık lokanta ve café'lerinde, odaları kocaman göl manzaralı otellerinde kırk milletten insan çıkıyor karşınıza.
250 enternasyonal kuruluşa ev sahibeliği yapan Cenevre'de yaşayanların üçte biri yabancı. Fransız İsviçresi'nin bir başka seçkinler kenti de yine Cenevre Gölü kıyısındaki Lozan. Göle dik inen yamaçlar ağaçlar, bahçeler ve üzüm bağları ile kaplı. Bu yeşilin arasına villalar, konaklar, tarihi kiliseler serpiştirilmiş.
 
Yerleşim daha çok yukarıda. Dar sokaklarla, dik merdivenlerle inilen kıyı ise en varlıklılara ayrılmış gibi. Tarihi ağaçlarla dolu, çim kaplı koskocaman parklar, devasa villalar. Avrupa otellerinin majestesi, salonlarında 24 Temmuz 1923 günü Lozan Antlaşması'nın imzalandığı Beau Rivage Palace tepeden göle ve Alpler'e bakıyor. Az ötede, göl kıyısında, içinde başka bir lüks oteli barındıran d'Ouchy Şatosu. Dalları sulara değen ağaçlar altında uzun gezintiler yapılan geniş kıyı yolundan yükselen görkemli yapı Uluslararası Olimpiyat Komitesi'nin merkezi. Ünlü Bejart Balesi ile dünyanın en büyük film arşivi de Lozan'da.
 
Yarım saat ötede Montrö... Burada da villalar, köşkler, parklar. Rahatını seven çok zenginlerin yaşadığı bir kent. Charlie Chaplin de ömrünün son 25 yılını Montrö yakınlarındaki Vevey'de geçirmişti. Ailesinin kısa süre önce terk ettiği güzel yapı şu sıralar 42 milyon Avro'luk bir yatırımla baştan aşağı iyice bir elden geçiyor.
 
2012 yılında "Chaplins World – Modern Times Museum" adı altında halka açılacak. Cenevre Gölü'nü çevreleyen kent ve kasabaların cadde ve sokaklarını, bu cennet yöredeki villalarda keyifli bir yaşam sürdüren, çoğu yabancı kalburüstü insanla alışverişe ya da tatile gelmiş, cüzdanları kredi kartı dolu turistler dolduruyor. Geçin oradan İtalyan İsviçresi'ne. Tessin bölgesindeki Maggiore Gölü kıyısında Locarno ve Ascona yumuşak havasıyla Avrupa'nın zenginlerini ve ünlülerini çekiyor. Kıyı lokantalarından birinde keyifli bir öğle yemeğinden sonra yeşil dağlar arasından kıvrılan trenle az ötedeki tarihi Bellinzona'ya geçin. Kaleleri, burçları, savunma duvarları, gözetleme kuleleri, dar sokakları ve tümü elden geçmiş tarihi binalarıyla ortaçağdan kalma bir kent olan Bellinzona, UNESCO dünya mirası listesine alınmış. Sokak pazarlarında satılan şarapların, salamların, füme etlerin ve yüzlerce çeşit peynirin tadına bakın. Sonra tünellerle, tepeye ulaşan yollarla aşın Alpler'i, girin Alman İsviçresi'ne. Zürih Gölü'nün kıyılarında villa alıp yaşamak her babayiğidin kârı değil! Hava kararırken gölün yamaçlarından karşıları seyrederken kendinizi bir an için suları ışıl ışıl parıldayan Boğaziçi'nde hissedin. Gidin akşama "Yarasa" operetine, düşleyin Viyana'yı.
 
Sabah ünlü istasyon caddesinde şöyle bir volta atın. Vitrinlerdeki otomobil fiyatına satılan saatlere yutkunarak bakın. Zürih'den ayrılmadan doldurun çantanızı, "yeme de yanında yat" leziz çikolatalarla! Uzanın sonra Ren kıyısındaki Basel'e.
 
Alman topraklarına adımınızı atmadan Beyeler müzesindeki Klimt'li, Schiele'li, kahvehaneli, operetli "Viyana 1900" sergisini sakın kaçırmayın...
 
Üç günde İsviçre'nin Fransası'nı, İtalyası'nı, Almanyası'nı görünce düşünmeden edemiyor kişi: Bu ülke AB'nin ortasında niçin bir ada? Sorduğumuz tanışlar: Girip de ne yapacağız, böylesi çok daha iyi, çünkü başımız dinç, diyor!
 
www.ahmet-arpad.de

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme