3 Ocak 2019

Zweig umut verdiği için çok okunuyor

KARAR Gazetesi, 3 Ocak 2019

Son yılların en çok satan yazarı Stefan Zweig'ın kitaplarını Türkçeye çeviren Ahmet Arpad'a yazarın bu kadar okunmasının sırrını sorduk. Arpad "Zweig hiçbir zaman ümitsiz değildir; yapıtlarını okuyanı yüreklendiren, ona yaşama sevinci veren bir umut yazarıdır. Eminim ülkemizde okurlar Zweig'ı daha çok insancıl, barışsever olduğu için yeğliyor" dedi.

Çevirmenliğe nasıl başladığınızı kısaca anlatabilir misiniz?
Çeviriye başlamama babam neden olmuştur. İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okuduğum yıllarda Hermann Hesse'nin "Gençlik Bunalımları" adlı romanının çevirisiyle bu 'görev'e başladım. Hesse'yi Heinrich Böll'ün ‚Palyaço‘su ve Gerhart Hauptmann'ın ‚Sevgili Wanda‘sı izlemişti.

Hangi dillerden/dillere çeviri yapıyorsunuz?
Ben Almancadan Türkçeye çeviriler yapıyorum.

Babanız da çevirmendi, babanızın size bu meslekteki en önemli öğretisi ne oldu?
Babam Almancadan çeviriler yapmaya 1943'de başlamış ve ilk olarak da Stefan Zweig'ın başyapıtı "Yıldızın Parladığı Anlar"ı dilimize kazandırmış. Onun bana bıraktığı en önemli öğreti, buna ilkesi de diyebilirim, yaptığı tüm çevirilerin konularının insancıl, savaş karşıtı ve barış yanlısı olmasıdır! Ben de çeviri yaşamım boyunca bu ilkeye hep sadık kaldım. Çevirilerimin arasında konuları polisiye, aşk veya serüven olan tek yapıt yoktur. Babam o yıllarda beni hep manen desteklemiş, hiçbir zaman yaptığım çevirileri okuyup da: "Şunu şöyle yap" dememişti. Beni o konuda özgür bırakmıştı. Metni çevirmeden önce ya da çevirdikten sonra üzerinde konuşurduk, fakat hiçbir zaman yaptığım çeviriye karışmamıştı.

Şimdiye kadar çevirdiğiniz eser sayısını sorsam?
Şimdiye kadar altmışın üzerinde yapıtı Almancadan Türkçeye çevirdim.

Stefan Zweig'ın da kitaplarını çevirdiniz. Zweig'ı çevirmek neden keyifli? Türkiye'de şu an çok satan bir yazar. Telif hakkı dışında ne kadar bu kadar okunduğuyla ilgili düşünceleriniz nedir?
2007 yılından bugüne otuz öyküsünü, dokuz da mektuplaşma, deneme, roman ve gezi yazılarını çevirdiğim Zweig'ın anlatımı kanımca Türk okurunun doğasına yatkınlık gösteriyor. O bizden bir yazar gibi okunuyor. Yaşama ve insana olan iyimserliği hemen hemen her yapıtında görülüyor. Zweig hiçbir zaman ümitsiz değildir; yapıtlarını okuyanı yüreklendiren, ona yaşama sevinci veren bir umut yazarıdır. Zweig barışın ve iyiliğin hep üstün geleceğini düşünmüş, umut etmiş ve yaşamının son dakikasına kadar da bu amaçla yazmıştır. Eminim ülkemizde okurlar Zweg'ı daha çok insancıl, barışsever olduğu için yeğliyor.

Size göre roman, hikaye, şiir, deneme gibi hangi türün çevirisini yapmak daha zorlayıcı?
Roman, öykü ve deneme türlerinin yanısıra mektuplaşmaları da yeğliyorum. Her birinin de kendine göre çekiciliği olduğu için çevirirken zorlanmıyorum. Yazarı ve yapıtını sevdiniz mi zorlanma söz konusu olmaz.

Metinlerinin çevirisinde en çok zorlandığınız isim kim, nedeniyle birlikte yazar mısınız?
Çeviri yaparken zorlandığım bir yazar yoktur diyebilirim. Diğerlerinden değişik bulduğum iki yazar var: Bunlardan biri Robert Musil, diğeri de Alfred Döblin, ancak onlarda da pek zorlanmadım. Çünkü anlatımlarını ilginç, konularını çekici buldum. Bence bir çevirmen zorlanacağı metni hiç eline almasın daha iyi. Zorlamayla iyi bir çeviri ortaya çıkmaz.

Her dil bilen çeviri yapamıyor, bir çevirmende bulunması gereken özellikler nedir?
Sadece yabancı dil bilmek, başarılı çevirmen olmak değildir. Çevirmenin hem yapıtın yazılmış olduğu dili, hem de Türkçeyi çok iyi bilmesi gerekir. Edebi bir eser çevirmek için genel kültür de gereklidir. Çevirmen çevirdiği dilin kültürünü, ülkesini tanımalıdır! Yazarla ve metinle böyle bir yakınlaşması olamazsa hiç çeviri yapmasın daha iyi. Bu mesleğe atılan kişinin edebiyatçı/yazar yanının olması da yararınadır. Burada belirtmek istediğim bir görüş var: Çevirmenler kültürler ve toplumlar arasında köprüler oluşturma görevini üstlenmiş kişilerdir. Bunu unutmamak gerekir! Ancak ülkemizde bazı yayıncılar yabancı edebiyata ağırlık verirken çevirmenler olmadan ayakta kalamayacakları gerçeğini pek önemsemiyorlar.

Çevirmenliğin size kattıkları nedir?
20. yüzyıl Alman Dili Edebiyatı'nın önder yazarlarını dilimize kazandırırken kişi, o yüzyılın Avrupasındaki toplum yapısından, işçi hareketlerine, Nazilerden zengin patronlara, köylü ayaklanmalarından gençlik sorunlarına kadar çok değişik şeyleri öğreniyor. Bütün bunların sadece okurun değil çevirmenin de genel kültürüne katkıları oluyor.

Şu an hangi çeviri üzerinde çalışıyorsunuz?
Şu sıralar Alfred Döblin'in bir yapıtını çeviriyorum. Yıllar önce aynı yazarın ünlü romanı "Berlin – Aleksander Meydanı"nı çevirdiğim için bu yapıtını da severek ve büyük ilgi duyarak Türkçeye kazandırıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme