2 Aralık 2012

Depresyon bir toplum hastalığı

Cumhuriyet, 02.12.2012
STUTTGART
AHMET ARPAD

Geçenlerde okumuştum, Türkiye’de her 3 kişiden 1’i depresyondaymış. Prof. Dr. Çorapçıoğlu: “Depresyon vakalarındaki artış giderek tehlikeli bir boyuta yükseliyor” diyor. İşsizlik, parasızlık, aşk acısı, boşanma, ölüm başlıca nedenleriymiş. Prof. Dr. Nazan Aydın da antidepresan ilaç kullanımında 2003 ile 2012 yılları arasındaki yüzde yüzün üzerindeki artışa dikkati çekiyor! Almanya’ya gelince, özellikle işyeri ve günlük yaşam stresinin altından kalkamayan insanların oranı hızla artıyor. Bu nedenle gerek hastalık sigortaları, gerek sendikalar, gerekse doktorlar konunun üzerine daha çok gitmeye başladı. Federal Çalışma Bakanlığı’nın bu yılın başında yaptığı bir açıklamaya göre, nedeni işyerinde ve aile içinde yatan depresyon sonucu hastalananların tedavisine yapılan harcamalar doruk noktasında. Sadece 2011 yılı için bakanlığın verdiği rakam 27 milyar Avro! Özellikle globalleşmenin iş yaşamına ve çalışana getirdiği baskı hızla artıyor. Alman Sendikalar Birliği’nin 2012 araştırmasına göre, çalışanların yüzde elli ikisi işyerinde sürekli stres altında olduklarını açıklamış. Hasta hasta işe gidenlerin sayısında da artış var. Nedeni, işlerini yitirmekten korkmaları. Çalışanların üçte ikisi her gün iş sözleşmesinde belirtilenden daha uzun süre çalışmasına karşın parasal karşılığını alamıyor. Yönetici durumda olanların büyük bir oranı eve de iş götürüyor.

Avrupa Depresyon Birliği’nin (EDA) ekim ayında yaptığı açıklamaya göre, sadece Almanya’da dört milyon insan depresyon hastası. Tüm Avrupa’da çalışanların yüzde onu en az bir kez bunalım nedeniyle haftalarca işinden uzak kalmış. İngiltere’de çalışanların yüzde yirmi altısı depresyon geçirirken bu rakam İtalya’da yüzde on iki... Depresyona girenler bir süre rahatsızlıklarını kabullenmedikleri için yakın çevrelerine büyük bir görev düşüyor. Bu hastalığın ilk belirtileri uyku bozukluğu, halsizlik, keyifsizlik ve iç huzursuzluğu. Bu bulgular kendini gösterdiğinde ilk yapılması gereken günlük yaşamdaki değişiklikler. Sabahtan akşama tüm gününü stresle geçiren modern büyük kent insanı huzur nedir bilmez. Özellikle 30-50 yaş arasındaki erkekler çok kolay depresyona girebiliyor. Bu yaştaki insan çok görevli bir yaşamın (multitasking) altından kalkabileceğine inanma hatasını yapabiliyor. Çünkü günümüz dünyası modern (!) toplum insanından gerek iş yaşamında, gerekse özel yaşamında aynı anda birkaç şeyi birden gerçekleştirmesini bekliyor. Modern teknoloji de beynimizi her an, her yerde sınırsız bilgiyle doldurmamıza olanak tanıyor. Bunun iyi yanları tabii ki var, ancak bireyi bağımlı yapan kötü yanları da yok değil. İnsanın yapısı, daha doğrusu beyni buna yatkın değil. Beynimiz son yirmi yılda dev adımlar atan teknolojiye uyum sağlayamıyor. Hırslı bir yapıya sahip olan modern insan ise kendi yeteneklerinin üzerinde yaşamak istiyor, akıntıya kapılıp sürükleniyor! Ve bir an geliyor ki yaşamın karmaşıklığının altından kalkamayan beyin işlevini yitiriyor ya da yavaşlıyor, algılama görevini yerine getiremiyor. Bir kısırdöngü içine yuvarlanan insanın kısa sürede ruhsal sorunlarının ötesinde mide, ülser, kolit, damar ve kalp gibi strese bağlı hastalıklara da tutulması kaçınılmaz. Yataktan çıkmasından yatağa girmesine dek gün boyunca ekran başından kalkmayan, her gittiği yere cep telefonuyla dizüstü bilgisayarını götüren, sürekli fazla mesai yapan, iş yaşamı ile özel yaşamı birbirinden ayıramayan, aile yaşamından gittikçe uzaklaşan insanın bu strese uzun süre dayanamayacağını yukarıda sözü edilen araştırmalar ve incelemeler kanıtlıyor. Almanya Şirket Doktorları Birliği Başkanı Wolfgang Panter’in geçen ay yaptığı bir açıklamaya göre, 2010 yılında ruhsal ve psikosomatik nedenlerden 70 bin çalışanın meslek yaşamı son bulmuş. Modern dediğimiz yaşam insanları boşaltıyor, tüketiyor, bitiriyor!

www.ahmet-arpad.de

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme